Uzman var, bilgi birikimi var, ama yüzlerce sorun da çözümsüz duruyor... - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Uzman var, bilgi birikimi var, ama yüzlerce sorun da çözümsüz duruyor…

Öyle sorunlarımız var ki, yazıyoruz, çiziyoruz, nutuklar sallıyoruz, kendimizi yiyoruz, çoğu kez tekrara düşüyoruz; sonuç sadece umutsuzluk, karamsarlık.

Trafik böyle, zehir yayan bacalar böyle, çöp, atık sular, kısaca çevre böyle, kayıt dışı ekonomi böyle, sağlık, eğitim, hatta gıda güvenliği böyle. Buna yüzlercesini ekleyebilirsiniz. Bizde sorunlar yalnıca mükemmel bir şekilde tespit edilir, ama iş çözmeye gelince, mafiş kurban…


Oysa her biri için bilgi birikimi var bu ülkede. Elini sallasan uzmana değiyor.

Geliştirilmeyi bekleyen, güncellenmesi gereken başlangıçta güzel hazırlanmış yasalar da var.

Ama bir türlü başaramıyoruz.

İşte Gıda Güvenliği konusu. Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Dursun Oğuz da konuşmuş…

Tüm kendinden önceki bakanlar gibi…

“Denetim” diyor…

“Sertifika sistemi” diyor…

“Devam ederse cezalandırma olacak, ağır cezalar olacak” diyor.

E, devam ediyor, durduğu yok ki…

Tahliller yapılıyor, iyi güzel de, sonuç berbat. Biz çetele tutmaktan bıktık.

Ne yazı var, ne kışı… Yapılan örneklemelerde her seferinde ilaç kalıntısı bulunuyor… Biz de her seferinde soruyoruz, “ya örnek alınmayan diğerleri”? Çünkü biz onları tüketip duruyoruz.

Sadece sebze meyvede değil, et, süt, hayvansal ürünlerde de…

Belki kasaplar denetleniyor ama, restorantlar, oteller, kaçak etin baş müşterisi. Bunlardan tek bir tanesinin yakalandığını duydunuz mu? Gördüğümüz sadece arabaların içinde, gayrı sıhhi koşullarda geçirilirken yakalanan karkas karkas etler…

Kime satılıyor, nerelerde tüketiliyor, satın alanlar, müşteriye servis edenler kim?

Her gelen tarım bakanı ilgisini göstermeye çalışır ama, o somut adımlar bir türlü atılmaz.

Ne denetim yeterli, ne eğitim. Zaten bunca çabadan sonra en küçük bir düzelme bile yoksa, eğitimle alakası yok demektir. Bilerek, kasıtlı olarak yapılıyor.

Çünkü cezalar komik, bir hal yasası, halk sağlığı yasası hala yok…

Son 4’lü hükümet, Gıda Güvenliği Risk Değerlendirme Kurulu’nu toplantıya çağırıp, yasa ve tüzükleri masaya yatırdı, sevindik, umutlandık, o da akamete uğradı. Gıda güvenliği yasasının tüzükleri bile tamamlanmadı.

Tarım Bakanlığında tek bir gıda mühendisi olmadığını söylüyor Gıda Mühendisleri Odası.

Şimdi ben iyileşeceğine nasıl inanacağım?
Bakan Oğuz, biraz da imalı bir şekilde ülkede kanserin yaygınlaştığını söylüyor ve “Yediklerimizden kaynaklanıyor ifadesi kullanılıyor” diye bir söz sarfediyor.

Uzmanlar da diyor ki, KKTC’de 5 yılda  tespit edilen yeni kanser vakası, 3 bin 633… Ve bunların sadece yüzde 10’u kalıtsal. Geriye kalan yüzde 90, çevresel etkiler sonucu…

Hükümetler değişecek, bakanlar değişecek, ama sorunlar devam edecek. Hep birlikte ya trafikten, ya  kanserden ölüp gideceğiz…

Mikrofonu elinde tutanlar, nutuk sallamaya devam edecekler.

Umarım bir süre sonra, “Dursun Oğuz da vaad etmişti” diye yazmayız…

TATAR DA TAŞYAPI’DAN ŞİKAYETÇİ…

Ercan ihalesini Taşyapı’ya veren hükümetin Maliye Bakanı Ersin Tatar, bugünün Başbakanı.

Dün Hürriyet’te Vahap Munyar, kendisiyle görüşmesinden notlar aktardı.

Başbakan, “Koca İstanbul havalimanı bitti, Ercan bitmedi” demiş. Gerçekten doğru.

Avrupa’nın en büyüğü olarak lanse edilen havalimanının temeli 2014’de atıldı, açılışı 2018’de yapıldı.

İstanbul’un yanında, ancak bir minyatür olabilecek olan Ercan’ın yeni havalimanının temeli ise 2015’de atıldı. 48 ayda tamamlanması öngörülüyordu. Yani bu hesaba göre, en geç bu yıl bitmesi gerekiyordu. Daha Başbakan Tatar “bitiş tarihi o dönemde 2016 olarak belirlendi” diyor ama ortadan o gün söylenen bir 48 ay var. Her neyse…

Dahası anladığım, Başbakan, Taşyapı’nın gecikmeyle ilgili öne sürdüğü gerekçeleri inandırıcı bulmuyor. Gecikmenin nedenlerinden biri olarak İstanbul Hava Yolları’nın hangarının gösterildiğini, oysa İHY’nın uçağı bile olmadığı için, o hangarın oradan kaldırılabileceğini ifade ediyor. Bu gerekçe bize en az 2 yıl kaybettirmişti hatırladığım kadarıyla. Sonra Başbakan, Taşyapı’nın şimdi de duty free konusunda yaşadığı sorunu gerekçe gösterdiğini açıklıyor ve “Bu gerekçeler bizi ilgilendirmiyor. Taşyapı’ya projeyi bu yıl sonunda tamamlaması konusunda son süreyi verdik. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay da, projeyi üstlenen inşaat şirketine gerekli uyarıyı yaptı” diyor…

Ben de başka yorum yapmıyorum…

Mutlu mutlu başlayan bir ihale, veren taraf, şikayet eden taraf, yapılmayan iş…

Her şey ortada…

YERİN KULAĞI VAR

RUM HALKI DAHA DA KATILAŞMIŞ:

Umut kırıcı bir sonuç. Ama açık ve net. Yeni bir görüşme öncesi Rum toplumunun nabzı hiç de hoş değil. Simerini bir anket yapmış, ankete katılanların yüzde 73’ü daha çok silahlanma istediklerini söylemişler. Yüzde 72’si ABD ile olan ilişkilerin ilerletilmesini istermiş, ki bunun anlamı, silahlanma… Ayrıca yüzde 86’sı, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Türkiye tarafından tanınmasının, müzakerelerin yeniden başlaması için önkoşul olarak ortaya konması gerektiğine inandığını söylemiş… Haydi umutlanın.

 

TRİBÜNLERE OYNAMAK:

Dışişleri Bakanı Özersay, Rumları Maraş sürecine dahil etmememiz gerektiğini söylerken, mesajının Cumhurbaşkanı Akıncı’ya olduğu anlaşılıyor. Hani bir kaç gün sonra Anastasiadis’le görüşecek ya, ikisini birbirine karıştırma demeye getiriyor. Peki ama bu mesajı Akıncı’nın liderlerle yapacağı toplantıda vermesi gerekmez miydi. Hele de iktidar ortağı ve Dışişleri Bakanı olarak… Kamuoyuna duyurmasından kastı ne ki? Ne isterse olsun, devlet adamı sorumluluğu bu değil.

 

AĞZIMIZA SAKIZ ETTİK:

Maraş konusunda ilgili ilgisiz, bilen de bilmeyen de herkes konuşuyor. “Envanter sayımı bitince dünyaya mesajlarımız olacak” diyen de var, aportta bekleyen inşaatçılar da… Ağzımıza sakız ettik çiğniyoruz. Bakın görün sonunda bunu da yüzümüze gözümüze bulaştıracağız… Genelde Kıbrıs sorunu, özelde Maraş, 45 yıldır hiç bir dönemde bu kadar ayağa düşmemişti.

 

BAŞTAN TEDBİR ALINSA:

Polis Genel Müdürü Manavoğlu, “ 7 ayda 453 kaçak” yakaladıklarını söylemiş. İyi de bu kaçaklar ülkeye nasıl girdiler, aylarca, hatta yıllarca nasıl kalabildiler. Önemli olan bunları daha ülkeye girerken tespit edilip önlemek. Yoksa bu işin ardı arkası kesilmez, baştan tedbir alınsa onlarca polis de bunları yakalamak için zaman harcamaz…

 

NEDEN ACABA?:

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Nazım Çavuşoğlu, görevi devraldığında yükseköğrenimde kaos olduğunu kaydederek, “Geçmiş bakanlığın YÖK ile teması yoktu. Belirsizlik ortadan kalkmamıştı. Kısa zamanda yükseköğretimin sıkıntıları büyük oranda çözüme kavuşturuldu” demiş. Neden kaos vardı acaba hiç düşündü mü? KKTC tarafının dik duruşu nedeniyle olabilir mi? Kaldı ki, Cemal Hoca’nın YÖK ile temasları küçük bir google araştırmasıyla ortaya çıkıyor.

 

KARPAZ’A YAZIK EDERLER:

Yıllardır Karpaz bölgesinin göz ardı edildiği, yeteri kadar yatırım yapılmadığı bir gerçek. Geçtiğimiz gün de yazmıştım, Karpaz’da yaşayanların taaa Lefkoşa’ya  yürütülmelerinin altında, imar konusu olduğu iddiaları güç kazanıyor. Kışkırtanların, böyle bir eylemle İmar Planı’nı engellemeyi düşündükleri söyleniyor. Bakalım görelim kim galip gelecek. Girne’den, Mağusa’dan, İskele’den sonra Karpaz da ranta kurban gidecek mi…

ZİRVEDEKİLER

Birikim Özgür: “Tatlı bir yalan söylersen on kişi seni alkışlar, acı bir gerçek söylersen sekiz kişi sana saldırır. Ama iki kişi sorgulamaya başlar. Bu zorlu süreçten alnımızın akıyla çıkmamıza büyük katkıları olacak o iki kişiye gerçekten de selam olsun!”…

DİPTEKİLER

Nifak:  Yeniden Doğuş Partisi ayrımcılık siyaseti uğruna, en yüce değer olarak gösterdiği askeri de sonunda provokasyonlarına alet etti. GKK Komutan yardımcısı atanırken, kökenine bakılmışmış. Bu ülkeden onlarca Türkiye kökenli bakanlar, müsteşarlar, müdürler geldi geçti. Onu görmezler, işlerine gelmez. Keşke KKTC’nin subaylarının, niye GKK’nın başına atanmadığını da eleştirme cesaretini gö

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar