Köşe Yazarları

Umut-Umutsuzluk-Bunalım…


Son günlerin en güzel tarifini Kutlay Erk’den okudum.

“Halk sorunlarına çare üretilmesini beklerken, kendisini cumhurbaşkanlığı yarışını izlemek zorunda bırakılan bir pozisyonda bulmuş ve bunalımdan bunalıma sürüklenmektedir”…

Konu cumhurbaşkanlığı yarışı mıdır pek emin değilim ama, sorunlara çözüm beklerken, başka bir şeyler izlemek zorunda bırakıldığımız doğrudur…

Vatandaşlar, öyle veya böyle yıkılan bir hükümetin ardından yas tutmak yerine, yenisinin başarılı olmasını istediler.

Çoğunluk duygusal davranmadı.

Bunu sosyal medyada çok net gördük.

Daha önce benzer şekilde yıkılan hükümetlerin ardından verilen dehşet tepkiler yoktu bu defa, daha ılımlıydı.

Hatta Parti Başkanları bile bunu açıkça ifade ettiler.

Neden?

Yeni gelen UBP-HP formülünün öncekilerden iyi olduğunu düşündüklerinden mi?

Hiç de değil.

Yalnızca ülke sorunlarının büyüklüğünden.

Çözümlerin aciliyetinden.

“Onların yapamadıklarını, belki bunlar yapar” dedi insanlar.

Aslında kimsenin gündeminde giden-gelen de yok fazla. Sadece yarınını göremeyen insanların paniği, telaşı, umutsuzluğu var.

Onun için de her şeye umut olarak sarılmaya hazır.

Pahalılıktan tutun, çevrenin rezaletine, bozuk yollara, kapasitesiyle artık kimseye yetmeyen hastanelere, okullara, asayiş sorunlarına, kaçağa, bütçe açığına kadar dağ gibi sorunlar karşımızda dururken, başka başka gündemlerle son umut ışığı da sönüyor…

Geçtiğimiz gün de yazdım, neredeyse her yandan “Kıbrıslı Türklerin hak ve hukuku” demeçleri geliyor.

Ama Kıbrıs Türkü burada perişan, bundan bahseden yok.

Dikkat edin, hükümet göreve başlayalı ne kadar oldu?

Tam bir ay değil mi?

Peki bu bir ayın içinde siz neler duydunuz?

Boğuştuğunuz sorunlarla ilgili tek bir çaba gördünüz mü?

Vaad demiyorum, ondan çok var…

Bu hükümet hala sanki seçim dönemindeymiş gibi vaad vermeye devam ediyor da, en ufak bir adım yok. Bir proje yok, bir umut yok.

Onun yerine, Maraş’tı, Rum liderle görüşmeydi, federasyondan vazgeçme meselesiydi, Cumhurbaşkanı’yla kavgaydı falan.

Bir de yarattıkları “kafa karışıklığı”.

Gündemi bizzat meşgul eden, bunları servis eden yine hükümetin kendisi.

Hani olaylar kendilerinin dışında gelişse, diyeceğim ki, “E, tamam bunlar da sürüklendiler”.

Öyle değil.

Dışişleri Bakanı’nın gündemi, memleket gündemi oldu, anladık.

Ya diğerleri?

Tecrübesiz değiller. Geçmişte Bakanlık yapanlar ve geçen dönem gölge kabine gibi çalışanlar… Sanki hiç oralarda bulunmamışlar gibi, sanki sorunları anlamaya çalışıyorlarmış gibi bir görüntü var.

‘Şunu da söyle yapmaya karar verdik, şu kararı aldık’ diyen yok.

Maliye ne durumda mesela? Bilmiyoruz.

Oysa Serdar Denktaş, sürekli çıkar hepimizi bilgilendirirdi.

Asayişle ilgili onca vukuata karşın, İçişleri Bakanı’nın bile sesi soluğu çıkmıyor.

Her gün inanılmaz sayıda kaçak yakalanıyor, Çalışma Bakanı af vaadinden bahsediyor.

Ziyaretler, kabuller gırla. Oysa başlarını kaşıyacak vakitleri olmamalıydı.

Bilmem ki ne diyeyim?

Halk da Kutlay Erk’in dediği gibi, bunları seyredip, umutsuzluktan, bunalıma sürükleniyor.

Hem de sadece 1 ayda…

Durun daha bitmedi, bu hafta da yeni film giriyor vizyona, atamalar….

Alın biraz da bununla oyalanın…

 

YERİN KULAĞI VAR

ANASTASİADİS NASIL KABUL ETTİ:

Gazeteciyiz diye, insanlar doğrudan ülke gündemine giriyor konuşmalarımıza. Son günlerde karşılaştığım soruların başında ne geliyor biliyor musunuz? “Anastasiadis neden Özersay’la görüştü”. İnce bir ayrıntı bu. Herkes Kudret Özersay’ın Anastasiadis’le görüşmeye gitmesini bir şekilde izah ediyor da, Rum tarafının KKTC hükümetini muhatap almama politikasına rağmen, Anastasiadis bunu nasıl kabul etti, bunu anlayamıyor insanlar. Flu bir konu…

 

BU BİR İLK:

Cumhurbaşkanı-hükümet çatışması bizde ilk değil. 90’ların sonları ve 2000’lerin başlarını hatırlayın. Denktaş ve Eroğlu rakip. Açık açık birbirlerini eleştiriyorlar. Sonra Talat-Denktaş dönemi. Her ikisinde de muhalif durumlar var. Ama makamın saygınlığı hiç bugünkü gibi tartışıldı mı? Annan Planı döneminde bile birbirinden gizli yarı-resmi temaslar olabildi mi? Olsaydı Sayın Denktaş bunu açıkça çıkıp söylerdi, ben hatırlamıyorum…

 

YOK ARTIK:

Gerçekten de bu hükümetin aklı “karışık”… Başbakan “Maraş açılacak”, Yardımcısı “Hayır öyle değil” diyor. İş bununla da kalsa neyse de, Başbakan daha birkaç gün önce verdiği ve tüm gazetelerde yer alan röportajında; “Bir hayalet şehir olan kapalı Maraş yeniden Las Vegas olacaktır” sözlerini de inkar ederek, “Benim ağzımdan Las Vegas kelimesi çıkmadı ayaklarım yere basıyor”diyerek hepimizi şaşırtıyor. DHA’ya yaptığı açıklamayı kendi yazmamış olabilir, ama kendisini bağlar. Yok, DHA muhabiri kendi uydurduysa, onu da açıklamalı.

 

TAM BİR KARGAŞA:

Eski Başbakan ve UBP milletvekili Hüseyin Özgürgün davası tam bir kargaşaya döndü. Özgürgün Tatar ve Özersay’ın kendisine kumpas kurduklarını ve ikisinin de politikadan silinmesi gerektiğini söylerken, Başbakan Tatar UBP’li vekillerin komitede Özgürgün’ü savunacaklarını açıkladı. Ancak komitede 3 üyesi bulunan UBP’nin yanında 2’şer üye ile CTP ve HP var. UBP içinde Özgürgün olayıyla ilgili ciddi görüş ayrılıkları olduğu bir gerçek. Özgürgün’ün eleştirdiği Tatar’ın, zarar görmeden bu konuyu nasıl aşacağı merak ediliyor. Bu kez işi oldukça zor…

 

KOLAY OLMAYACAK:

“Bir usulsüzlük, yolsuzluk var ise hangi partiden olduğuna bakılmaksızın hesabını vermesini de en fazla UBP en az diğer partiler kadar ister” diyor Ersan Saner, ama dosyanın Ekim’e kalmasını istiyor. Saner bir de “Sayın Hüseyin Özgürgün hedef tahtası tutulacaksa bunun da haksızlık olduğuna inanıyorum. Sayın Hüseyin Özgürgün bunların hepsine cevap vermeye hazır olduğunu ben biliyorum. O da günü geldiğinde gerekli her türlü adımı atıp bunları da yerine getirecektir” diyor. Eğer korkuları yoksa, neden erteleme istiyorlar, o anlaşılmıyor.

 

BİZ DE BUNU DİYORUZ:

Kudret Özersay; Ülkenin kavgaya, ayrışmaya, ötekileştirmeye ihtiyacı olmadığını söyleyerek, “Devletin kurumları arasında kavgaya yer olmamalıdır. Devletin kurumları arasında karşılıklı saygıya ihtiyaç vardır” dedi. İşte biz de tam bunu söylüyor ve istiyoruz. Unutmayın ki siyaset geçici, devlet kalıcıdır…

 ZİRVEDEKİLER

Hakkı Atun(Haberci): “Sayın Cumhurbaşkanı’nın Bakanlar Kurulu’nu toplama yetkisi vardır. En kısa sürede bu yetkisini kullanarak, ‘kol kırılır yen içinde kalır’ sözüne uygun davranmasını temenni ederim…. Hükümet arasında da bir farklılık olmaması gerekir, olsa bile bunun dışarıya yansımaması gerekir…  Devletin, halkın çıkarlarının düşünülerek hareket edilmesi gerekmektedir. Partisel hele kişisel yaklaşım asla bunun önüne geçmemelidir. Bugünkü karmaşayı ancak bunu uygularsak çözebiliriz”

 

DİPTEKİLER

Utanan Oldu Mu?: Havadis gazetesinin dünkü manşetinde yer alan sanayi bölgesiyle ilgili haber ve fotoğrafları görünce acaba bu görüntülerden sonra utanan oldu mu diye kendime sormadan edemedim. Tam bir çöp kente dönüşen bölgede yollar, kaldırımlar ve dükkanlar, hatta araçlar bile çöp yığınları arasında kaybolup gitti. Güya bir komite kurulup bu sorun çözülecekti ama nerede. Her işimiz gibi sanayi bölgesi işini de yüzümüze gözümüze bulaştırdık…

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı