KıbrısManşetRöportaj

Müzeden öte bellek, toplumsal hafıza

Lüzinyanlardan Mullahasan’a, ölüm dansından KTHY’ye… Lüzinyan Evi


Nezire GÜRKAN

Adı müze, ama bildik müzelerden değil. Sadece arkeolojik/tarihi eserleri değil, olabildiğince insanı, adalı yaşamı da güne taşımış. Adı Lüzinyan Evi, çünkü burası Lüzinyan krallığına ait bir konak, Kral 11. John’un kızı Prenses Agnes’in evi. En az 600 yıllık. Ve şimdi burada Lüzinyan soylularından Venedik ve Osmanlı’ya, İngiliz yönetiminden bugüne; her dönem simgelenmiş. Lüzinyanların av masaları, Osmanlı’nın cumbası, Mullahasan’ın kahvesi, KTHY, Tütün’ün Rauf Denktaş’a özel sigara paketi, kemanıyla Mehmet Ali Tatlıyay, Ecevit fotoğraflı nene evi… Lüzinyan döneminden orijinal mektup ve haritalar, kralların taç giyme törenlerinde kullanılan orijinal şamdanlar, seramikler, sikkeler… Aralarında Ölüm Dansı’nın da bulunduğu gazete küpürleri, Derviş Eroğlu’nun babası dâhil 2. Dünya Savaşı’nda başka diyarlarda hayatını kaybedenlerin listesi… Ortaçağ’dan günümüze toplumsal bellek demek yanlış olmaz. Sanki kent müzesi.  “Kent müzesine giriş diyebiliriz. Bunun ardından sırada kent müzesi var” diyor Arkeolog Özlem Mertkan. Lefkoşa kent müzesi için en uygun mekân da belirlenmiş hatta, Belediyeler Birliği tarafından kullanılan Vakıflar’a ait konak.

 

Ayağımızın altında bir hazine

Lefkoşa Surlariçi’nde, kentten çıkışlarda her gün önünden geçtiğimiz, ayağımızın altında yeni bir müze Lüzinyan Evi. Turizm Bakanlığı binasının hemen yakınında bir hazine. Yıllar önce restore edilmesinin ardından yaklaşık 4 yıllık bir bakım-onarımla, daha önemlisi geniş bir ekibin projelendirmesiyle hayat buldu. Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nin gözetiminde, tarihçiler ve arkeologlar yanında sponsor ve araştırmacıların da desteğiyle projeyle hazırlandı burası. Tarih kitapları tarandı, gezginlerin yazıları okundu, belgeler incelendi. Ve Lüzinyan dönemine ait, sonradan Osmanlı döneminde de cumba gibi eklemeler yapılan bu tarihi konak, “Ortaçağ’dan günümüze Lefkoşa” adıyla geçtiğimiz ay görkemli bir törenle ziyarete açıldı.

Çeşitli dönemleri simgeleyen mankenli odalar, Bizans’tan İngiliz’e farklı dönemleri simgeleyen duvar resimleri proje çerçevesinde ihaleyle çizdirildi. Odalar düzenlenirken, örneğin Lüzinyan odası projelendirilirken o dönem yenen meyveler bile incelendi. Kimi orijinal, kimi tasarım, her şey araştırılarak, özüne uygun yapıldı.

Sponsor, bağışçılar ilk; açılış da orijinal

Dairenin tarihinde ilk kez sponsor ve bağışçıların da katkısı bulunan Lüzinyan Evi’nin açılışı da orijinal oldu. Araştırmacı Zekai Altan’ın gözetiminde Ortaçağ mutfağından menü hazırlandı. Yakın-Doğu Üniversitesi Gastronomi bölümünde hazırlandı menü ve öğrenciler tarafından yine o dönemlere ait kıyafetlerle sunum yapıldı.

Açılıştaki müzik de orijinaldi. Bu amaçla, projenin danışmanı Ahmet Hilmi’nin oğlu Adem Hilmi tarafından bestelenen eser, Sanatçı Eran Raman ve arkadaşları tarafından çalındı.

 

Ruhunu katanlar

Daire personeli, Tarihçi Ahmet Kelebek tarafından çalıştırılan Lüzinyan Evi’ni, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müze ve Ören Yerleri Şube Amiri, Arkeolog Özlem Mertkan ile birlikte gezdik. Müzeyi projelendiren ekibin başında yer alan, ekibiyle birlikte her parçasıyla bire bir ilgilenen Mertkan, saatler süren gezimizde her parçanın hikâyesini tek tek anlattı. Bu mekânı insanla yaşatmak için geleceğe dönük plânlarını da heyecanla aktardı.

Mullahasan nefes durağı

İç bahçeli Lüzinyan Evi’ne gotik kemerli kapıdan giriliyor. Kapıdaki armalar orijinal. Hemen girişte ziyaretçileri Mullahasan’ın Kahvesi karşılıyor. Araştırmacı-Yazar, Gazeteci Neriman Cahit’in kahvehanelerle ilgili araştırmasından yararlanılarak hazırlandı. Yaklaşık bir asırlık geçmişiyle fenomen haline gelen tarihi Mullahasan Kahvesi, duvar resmi ve hasır sandalyelerle canlandırıldı. Hemen yanında da Con Kahve’nin bağışladığı eski kahve kavurma makinası.

Girişte duvar cepheleri de resimlerle süslendi. Her duvar, adada iz bırakmış uygarlıkları,  farklı bir dönemi simgeliyor. Bizans, Luzinyan, Venedik, Osmanlı, İngiliz… Her birine bulunabilen simgesel objeler de yerleştirildi. Bizans’a sütun, Lüzinyanlara arma, Venedik dönemine gulle, Osmanlı’ya at arabası. İngiliz dönemi de telefon kulübesi/posta kutusu ile simgelendi.

 

Bizim Ev… KTHY, Ecevit, dantelli TV, Bixi

Üst kata çıkarken ilk karşılayan ise ‘Bizim Ev’. Burası geleneksel anne, nene evi. Dantel örtülü televizyon, koltuklar, çevirmeli telefon, macun tabakları ve çatallar, geçmişte her evde bulunan Ecevit resmi, eski filmlerden afişler, Bixi Cola… Tarih olan Kıbrıs Türk Hava Yolları da, ambarlardan alınan pilot ve hostes kıyafetleri, ayakkabı, bilet, çanta ile yerini aldı Bizim Ev’de.

Mankenli odalar

Farklı odalardan oluşan iki katlı konakta, odalar da dönemlere ayrıldı. Biri Lüzinyan odası. Mankenlerle kıyafetler, yemekler, dönemin yaşam şekli, koltuklar, oklar, av hayvanları, şamdanlar, soylu yaşam canlandırıldı bu odada.

Bir başka odada ise, Osmanlı temsil edildi. Cumbalı oda. Bir diğeri de kına gecesini simgeledi yine mankenlerle.

 

Özel koleksiyon Londra’dan… Şamdanlar, seramikler çok özel

Daire ambarlarında bulunan gümüşlerden sikkelere, heykellerden resimlere bir dizi orijinal eser yanında, belki ilk kez özel bir koleksiyoncunun süreli olarak bağışladığı orijinal eserler de sergileniyor Lüzinyan Evi’nde. Projenin danışmanlığını da yapan, Londra Üniversitesi’nde Ortaçağ Uzmanı olarak çalışan Kıbrıslı Türk Ahmet Hilmi’nin koleksiyonunun bir kısmı.  Colony Otel Sahibi Erbil Arkın’ın katkılarıyla özel kargoyla KKTC’ye getirilen orijinal haritalar, el yazması mektuplar, gazeteler, sikkeler, paralar ayrı bir odada izlenime sunuldu.

Yangın ve hırsızlığa karşı her tür önlemin alındığı Lüzinyan Evi’nde, Lüzinyan krallarının taç giyme töreninde kullanılan dökme demirden orijinal şamdanlıklar da, diğer orijinal eserler gibi camlı bölümlerde sergileniyor.

İlk İtalya’da üretilen, 15. yüzyıla ait Mayolika seramikleri ise bir başka tarihi bölüm. ROSA isimli tabak da bunlar arasında.

Tatlıyay kemanıyla yaşam buldu

Eski mahkemeler, cübbe, kalpak, daktilo, tokmak dâhil bir dizi parçayla güne taşındı. Cezaevi ve polis de simgesel parçalarla.

Tütün İşletmeleri’nin eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş için adıyla çıkardığı sigara paketinin tek örneği, tek olduğu tahmin edilen ‘Taksim Cola’ gibi bir dizi yaşama dair parça farklı bölümlerde yer alıyor.

Ailesi tarafından bağışlanan Kıbrıs’ın tarihi isimlerinden Mehmet Ali Tatlıyay’ın keman ve kıyafeti de resmiyle birlikte müzede.

Eroğlu’nun babası Polonya’da

İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezarları Komisyonu Veritabanı’ndan alınan 2. Dünya Savaşı şehitleri de liste olarak bu müzede. İsimleri ve gömülü oldukları ülkelerin adlarıyla. Bunlardan biri de eski cumhurbaşkanlarından Derviş Eroğlu’nun babası Derviş İzzet. Buradaki verilere göre, onbaşı rütbeli Derviş İzzet, Polonya’da Krakow Rakowicki Mezarlığı’nda gömülü. Listede onlarca isim var. Suriye, Yunanistan, İsrail, Almanya, İtalya’da savaş mezarlıklarında gömülü onlarca isim.

İdama giderken dans ettiler

Lüzinyan Evi’nde dikkat çeken parçalardan biri de, bir gazete küpürü. Orijinal bir parça.  28 Temmuz 1928’de La Domenica Del Corriere isimli İtalyan gazetesine manşet olmuş, Kıbrıslıyı anlatan bir haber.

“Ölüm Dansı” başlığıyla verilen fotoğraflı habere göre, “Yorgi Stilli’yi öldürmekten mahkûm olan ikisi Müslüman, biri Hristiyan üç mahkûm, idam edilmeden önce son arzu olarak İngiliz askerleriyle mendil dansı yaptılar…”

Hedef kent müzesi

“Bu müze mi farklı, bana mı öyle geldi” diye sordum Arkeolog Özlem Mertkan’a.

“Tümü özellikli, tümü değerli müzelerin. İnsanlık mirası. Buranın diğerlerinden farkı, eserler yanında insan, yaşam odaklı da olması. Projeyle hazırlanan, ilk kez bağışçıların destek verdiği, sponsorleri olan bir müze. Bunlar bizim için ilk. Arkası gelecek diye düşünüyorum. Şimdi hedefimiz Kent Müzesi, Şeher Müzesi kurmak. Luzinyan Evi, Kent Müzesi’ne giriştir diyebiliriz. Kent müzeleri bellektir, hafızadır. Hafıza oluşturmamız şart. Tüm kentlerin bellek niteliğinde bu tür müzeleri olmalı. Şeher Müzesi için Vakıflar İdaresi’ne ait, Belediyeler Birliği’nin kullanımındaki binayı düşünüyoruz. Burası tarihi, yapısı, geçmişi, konumu, her şeyiyle Şeher Müzesi olmaya çok uygun.”

Turlar neden Selimiye’ye kadar! Neden müzeler tur programında değil!

Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müze ve Ören Yerleri Şube Amiri, Arkeolog Özlem Mertkan’ın, tur operatörlerine, rehberlere, Turizm Bakanlığı’na çağrısı da var…

“Bu müzeler hazine. Dünyanın farklı yerlerinde bu tür müzeler önünde kuyruklar oluşur. Biz maalesef henüz o aşamaya gelemedik. Yavaş yavaş ilgi artar diye düşünüyoruz. Yurt dışına giderek müzeleri ziyaret eden insanımız, kendi ülkesindeki müzeleri de en azından bir kez ziyaret etmeli. Turistlerin ziyaretinde de acentelere büyük görev düşer. İnanılır gibi değil ama burası ve diğer müzeler hâlâ gezi, tur programlarında değil. Lefkoşa’da Lüzinyan Evi yanında Bedesten, Derviş Paşa Konağı, Taş Eserler Müzesi de yok tur programlarında. Turistleri Selimiye Camii’ne kadar getirip, Bedesten’i de göstermeden dönüyorlar. Oysa Bedesten’de de müze var. Acenteler ile teşvik veren Turizm Bakanlığı’nın bu konuda yeni bir değerlendirme yapmaları şart.”

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı