Köşe Yazarları

“Müzakeresizlik” çekilmiyor!


Geçen hafta çekişmeler  çatışmalarla geçti. Canımız da sıkılsa, olması gerekenlerdi!

Çünkü 45 yıldır “çözemediğimiz”  için ikide birde kanayarak canımızı acıtan bir “çözümsüzlük sorunumuz” vardır!

İki yakamızı bir yere getiremediğimiz gerçeklerde ekonomik sorunlarımız vardır!

Artan nüfusa, imar iskâna,  üniversitelere karşın  “gereksinmelerini” karşılayamadığımızın büyüyen sorunları vardır!..

FAKAT: Tüm bu sorunlarımızın nedeni ne beceriksizliğimizdir ne geri kalmışlığımız!

Olsalardı eğer  zaten sektörler ne bu kadar hızla büyüyerek gelişirlerdi ne bu kadar  nüfus artışı olurdu!

Kaldı ki KKTC  sürekli dış ülkelerden  gelen insanları da barındırmakta yani kayıtlı kayıtsız göçmen almaktadır..

Buna karşın her sabah gözlerimizi “ne olacak memleketin halleri” düşünceleriyle açmakta yatarken de her halde “Allah böyle memleketin belasını versin” demekteyiz..

ÇÜNKÜ tüm toplumsal devinime karşın istikrar yok!  Nedeni de “çözümsüzlüktür!” Çünkü Kıbrıs Türk halkı “Kuzey vatanının esirleri” durumuna getirildiler.

Dile kolay 45 yıldır!  Eğer Rum’un pasaportu kimlik himmeti de olmasa, bu ülkeden dışa seyahat edebilmek sorunların en büyüğü olacaktı!

Peki “çözüm?” Öyle “ısmarladım Ali’ye gelecek Salı”ya olasılığı da yok! Müzakerelerle eğer Güney Rum’unun gönlünü hoş edersek belki bir anlaşmaya varmak mümkün olur da zaten o müzakereler durduğu içindir ki farkındasınız:

Hemen iki toplum arasında sürtüşmelere neden olan sorunlar patlak vermektedir!  Mesela Rum Doğu Akdeniz’de patlatırken, biz de Maraş’la patlattık!

BU nedenle diyoruz: Müzakerelerin devamında yarar vardır.

En azından  artık ağırlıklarının altında  canımızı çıkartan sorunlarımızı geleceğin “çözüm umutlarında” taşır, teselli bulurken, öyle her sabah “cezasını versin işte gene yeni bir gün doğdu” diye hayıflanmaz, yatarken dualar yerine belalar okumayız!

BELKİ “çözümsüzlüğü” kötü dramatize ettim ama her halde aman ne güzel çözümsüzlük diyerek şakır şakır  oynamak da mümkün değil!

Belki diyorum. Ankara KKTC’i bir iki ülkeye tanıtır da… Rum’un aklı başına gelir!                                                                                                                  *****

HRİSTOFYAS’ı Annan planının müzakereleri döneminde tanıdım..

Aslında Sn. Talat’la birlikte belki bir daha yakalanamayacak bir fırsat yarattılar, planı referanduma götürme başarısı gösterdilerdi!

Olayın önemi  “bu adada ilk kez Türklerle Rumların kendi kaderlerini tayin haklarını” kullanmalarıydı.

Yani her iki toplum da “Self Determinasyon” haklarını fakat daha güzeli “birlikte  kullanarak” ayni gün ve saatlerde “evet-hayır” demeleriydi.

“Hayır” dememe karşın Referandumun büyük olay olduğunu kabul ederim de neden başta AKEL’ciler olmak üzere Rum tarafı “hayır” dediydi? (Anlamadım değil tabi nitekim çok anlattık o “hayırların” nedenlerini..)

Hristofyas bu büyük olayın mimarlarındandı. Adı Kıbrıs tarihine çoktan kazındı.. Kendisini “saygı” ile anarım.                                       **********

DEMOGRAFİ YAPIMIZ BOZULUYOR!

Çok daha önemli sorunlar varken “yazmalı mıyım” diye düşündüm.

Sonra “bir toplumun demografik yapısının bozulup dejenere olmasından daha önemli nasıl bir sorun  olabilir” dedim!

Ki artık “çocuk arabasındaki bebesiyle üniversiteye gidip gelen siyahi kadın öğrenciler de görürsünüz yollarda.. Uyuşturucu kullanırken birasını yudumlayanlar da!

Birbirlerini apartmanların pencerelerinden atıp öldürdükten sonra “intihar etti yada yanlışlıkla düştü” diye ifade verenleri de!

Çılgınlar gibi araba kullananları.. Okula gitmeyip inşaatlarda, lokantalarda  çalışanları..

Artık o kadar çoklar, o kadar aramızdalar ki “yoksa azınlıkta mı kaldık” diye tereddüt etmek mümkün…

OLAYI anlatayım: Geçen gün öğleden sonra evimin yola bakan ön balkonunda oturmuş gazeteleri gözden geçiriyorum.

Hemen üç dört metre ötedeki yoldan gelen keskin   fren sesiyle  başımı kaldırıp baktığımda, kocaman siyah bir arabanın ön kapısını açıp yola atlayan ve deliler gibi koşarken yanındaki sürücünün de peşinden koşmaya başladığını görüyorum. Arka kapılardan da iki üç kişi çıkıyor yolun ortasında durup bekliyorlar..

Kimler mi? Her biri iki metre, el kol Allah nasıl verdiyse öyle balta sapı gibi şu bizim DAÜ’de okuyan Afrikalı öğrencilerimiz..

Dönüp birinin kovaladığı, diğerinin kaçtığı iki öğrenciye  bakıyorum, kovalayan,  kaçan öğrenciye yetişiyor,  ensesine şaplağı patlatıp yerle bir ediyor, sonra eğilip (her halde arkadaşı olmalı) bir çuval gibi sırtına vurup,  dönüp  arabaya sokuyor!..

Hiç beklenmedik olaylar karşısındaki ilk şaşkınlığı attıktan sonra yerimden fırlayıp  “be be ne oluyor nedir bu rezalet, burası Teksas mı… Diye yola fırladığımda arabanın yanında duran öğrencilerden biriyle göz göze geliyorum. Elini kaldırıyor parmaklarını büzerek başının üzerinde sağa sola döndürürken Türkçe, “kafa bozuk” diyor!

“Yoksa diyorum  bağırarak, esrar mı çekti?” “Hı hı” diyor gülerek  arkadaşı…

Tüm bu anlattıklarım  yarım dakika bile sürmediydi! Bir anda arabanın kapısını açıp içinden fırlayan uyuşturucu kullanmış bir öğrenci ve onu başına daha büyük felaket gelmesin diye zapt etmeye  çalışan arkadaşları..

Artık çok daha sık ve türlü çeşitlisiyle gördüğümüz olaylar bunlar.. Allah polisimize güç, bize de sabırlar versin..

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı