Köşe Yazarları

Umarım KIB-TEK için bir milat olur…






Belki de Kıbrıs konusundan sonra en çok konuştuğumuz konu Kıb-Tek…

Cebimizi deldiği yetmezmiş gibi, borçları, alacakları, yamuk ihale şaibeleri ve bunlarda sürekli adı geçen şirketler, yolsuzluklar, usulsüzlükler, münhalsiz istihdamlar, devlete bildirilmeden yapılan toplu iş sözleşmesi, ek mesai skandalları, otorite boşluğundan kaynaklanan vurgunlarla, her dönem gündemde.



Hangi parti iktidara gelirse gelsin.

2017’de, sokak aydınlatması projesi altında bir sürü konut ve işyerine elektrik bağlanmış, Kurum’un 160 bin 133 TL zarara uğratıldığı açıklanmıştı. Kıyak mı, partizanlık mı, rant mı; adına ne derseniz deyin usulsüzlük.

Kimlere ne zaman nasıl elektrik akımı bağlandığının dökümleri Havadis’te bir bir yayınlanmıştı. Bu konudaki dosya da Sayıştay’a geçen yıl iletilmişti. Sonrasını bilmiyoruz.

Yine aynı yıl Girne-Alsancak Enerji İletim Hattı projesini gerçekleştiren şirket, alınan ara emirleri nedeniyle zarara uğradığını iddia ederek tazmin edilmesini istedi. Sözleşmede böyle bir madde yer almamasına rağmen Kıb-Tek şirkete açıktan 191 bin 400 dolar ödedi.

Kıb-Tek Genel Müdürü Gürcan Erdoğan, yaptıklarının arkasında olduğunu söyledi. Erdoğan’ın ödeme yetkisi olan asgari ücretin 10 ve 20 katını aşan ödemeleri bölerek yaptığı ortaya çıktı. Hesabı? Soruldu mu?

Aynı Genel Müdür’ün şoförünün sürekli ek mesai yaptığı, maaşının Cumhurbaşkanı’nın maaşını geçtiği ortaya çıktı. Temizlendi mi o iş? Ne gezer? Aynı kişinin adı bir de bu dönem tekrar Genel Müdürlük için geçti.

2009’da, AB finansmanıyla 133 bin 322 TL’lik akıllı sayaç yazılım programı alınmış, proje bedelinin 27 katına yani 3 milyon küsura “yazılım güncellemesi” yaptırıldığı ortaya çıkmıştı. Unuttuk gitti.

Önceki hükümetin son döneminde 4 jeneratör alınması konusundaki tartışmaları eleştiren Ersin Tatar, “Uzmanlar jeneratör alımının acil olmadığını, güneş enerjisinin devreye sokulması ile Türkiye’den elektrik gelene kadar ülke ihtiyacının sağlanmasının mümkün olduğunu belirtiyorlar. Neden bu yapılmıyor?” diyordu. Ancak geçtiğimiz günlerde Ekonomi Bakanı Hasan Taçoy, grev tehditleri üzerine sendikaya jeneratör alımı konusunda garanti veriverdi.

Her neyse, her dönem “Sayıştay denetimi şart” dendiyse de, bir türlü bu iddialar denetlenmedi, denetlendiyse de, birine bir yaptırım uygulandığını duymadık.

Hatta bir dönem Sayıştay denetçileri, Kurum’dan kovuldu, kilitler değiştirildi.

Sayıştay’dan sadece geçen yıl, 2014-2016 yılları arası yasa dışı çalıştırılan 42 kişi hakkında bulgular geldi. Bu da Meclis’ten geçtiğiyle kaldı.

Erdal Onurhan’ın, böyle bir Kurum’un Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirilmesini sevinçle karşılamıştım. Dediğim gibi çıktı. Sayın Onurhan, Ekonomi Bakanlığı’na Kurum’un ihalelerinin ve Kurum’daki bazı uygulamaların incelemesi talebini iletiyor, Bakanlık Müsteşarı yetkili kılıyor, çalışma başlıyor, ayrıca Sayıştay da denetime davet diliyor.

Dünyanın en pahalı elektriğini ödüyor olmamız yetmezmiş gibi, bir de skandal üstüne skandal, yetersiz üretim, pahalı girdiler, çağ dışı yönetim anlayışı; bir üretimle dağıtımın bile ayrıştırılamaması, kablo, enterconnekte derken, jeneratöre dönülmesi, daha bir sürü sorun, çelişki.

Denetim bir yere kadar. Umarım bu bir başlangıç olur da, Kıb-Tek tutanın elinde kalan bir devlet kurumu olmaktan kurtulur, verimli çalışan, akıllıca yönetilen sürdürülebilir bir yapıya kavuşur. Onurhan gibi bir ismin niyeti ve kararlılığı bu konuda bir şans…

 

YERİN KULAĞI VAR

GRUP KURMA ADINA:

Serdar Denktaş’ın Meclisteki muhalefet partileriyle ortak hareket etme konusunda görüşme başlatacağını ve ilk görüşmenin de bugün YDP ile olacağını açıklamasıyal birlikte “DP ile YDP Meclis çatısı altında birleşiyor” haberleri yayılmaya başladı. Halbuki Denktaş YDP yanında CTP ve TDP ile de görüşeceklerini açıkladı. CTP’nin grup olma diye bir derdi yok. TDP ise, DP neyse de YDP ile asla bir araya gelmez. Sonuçta iş yine başa düşüp, YDP ile Mecliste grup oluşturma adına bir birlikteliğe gidilecek gibi görünüyor.  Bu birliktelik ileride bir “birleşmeye” dönüşür mü bilemeyiz ama, Arıklı’nın “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde YDP kendi adayını çıkaracak” demesine rağmen Serdar Denktaş iki partinin “bağımsız” adayı olarak seçimlere girerse kimse şaşırmasın…

 

YARIN AÇILIYOR:

Uzun yaz tatilinin ardından Cumhuriyet Meclisi, 9. Dönem 3. Yasama Yılı ile yarın kapılarını tekrar açıyor. Bu dönem özellikle dokunulmazlıklar ve cumhurbaşkanlığı seçimleri en çok tartışılacak konular olacak. UBP-HP koalisyon hükümetinin kurulmasının hemen ardından tatile giren Meclis’te ortakların hükümet performansına da yakından tanıklık edeceğiz…

 

TARİHİ(!):

UBP’nin yayın organı, devletin, bir kamu bankası olan Kooperatif Merkez Bankası’na borçlarını yapılandırmasını, “tarihi” olarak değerlendirdi. Doğrudur. Tarihte bir ilk olacak. Ama rezalete bakar mısınız? Bankalara borç takan bir devlet sistemi. Faizlerini bile ödeyememiş. Hem de şimdi değil, on yıllardır. Hani Türkiye’den şakır şakır para akarken bile. Utanç verici. İmzalanan anlaşma tarihi de, yılların kötü yönetimi de kedinin kuyruğundaki teneke. Onu da unutmayalım…

 

SADECE POPÜLİZM OLUR:

Hüseyin Özgürgün’ün dokunulmazlığının kaldırılmak istenmesiyle başlayan ve bunun, “kürsü dokunulmazlığı” dışında tüm vekillere uygulanması istemi güzel birşey, inşallah Meclis’in açılmasıyla hayata geçer. Ancak, “nereden buldun yasası” hayata geçirilmeden yapılacak bu dokunulmazlık konusu popülizmden öteye geçemez. Vekilin hesabına şakır şakır milyonlar akacak, tek sorumluluğu bunu bildirmek olacak. Neye yarar.

 

MADEM BİZİMDİR:

Maraş’ın envanterini çıkarmak için ekipler harıl harıl çalışıyor benim anladığım. Anlamadığım, madem kapalı Maraş’ın yüzde 90’ı vakıf malı, yani bizimse eğer, bu kadar uğraşmaya değer mi? Alın vakıflardan tapuları olsun bitsin. Onlarca insan aylarca envanter çıkaracak diye boşu boşuna ezilmesin. Hem zaman hem para kaybını önlemiş olursunuz…

 

BELEŞ MEZAR BULSAK:

THY’nın 100. yılı nedeniyle herkese “bedava 2 bilet” asparagas haberi beleşçileri harekete geçirmiş. Bedava bilet hayaliyle bu sitelere girenlerin bilgisayarlarına virüs yükleniyormuş. Yahu insan bir düşünür, böyle birşey olabilir mi diye,  ama ne gezer, “Beleş mezar bulsalar içine girecekler” sözü boşuna söylenmemiş. Sonunda THY böyle bir uygulama olmadığı yönünde açıklama yapmak zorunda kaldı…

 

 ZİRVEDEKİLER

Nihayet Söz Birliği: New York görüşmeleri hiçbir işe yaramadıysa da bizim kendi içimizde bir söylem birliği yarattı. Cumhurbaşkanı Akıncı’dan Başbakan Tatar’a, CTP Genel Başkanı Erhürman’dan TDP Genel Başkanı Özyiğit’e kadar herkes, Anastasiadis’in siyasi eşitlik konusunda BM parametrelerini tahrif ettiğini, Genel Sekreter’in buna müdahale etmesi gerektiğini söylediler. Keşke bunu daha önce ve daha yüksek sesle, hatta bir ortak bildiriyle duyurabilseydiler…

 

DİPTEKİLER

Hrisostomos: Aslında nihayet gerçekleri gördüğü için zirveye mi koymak lazımdı acaba? Öyle gerçekçi bir laf etmiş ki… Kıbrıs sorunu için endişelenmediğini, çünkü çözümün hiçbir zaman olmayacağını söylemiş. Başpiskopos Hrisostomos’a göre çözüm nedir? Türk askerinin çekilmesi, garantilerin bitmesi ve en önemlisi  adanın tümünde Rum hakimiyeti altında Kıbrıs Türklerinin azınlık statüsüne girmesi. Hrisostomos, artık bunun olmayacağına inanıyormuş. Bunu idrak etmesi de bir şey. Ama devam ediyor ve Anastasiadis’i Rum Milli Muhafız Ordusu’nu çağdaş silah sistemleriyle donatmamakla suçluyor. Bu da onu her zamanki  gibi dibe yollamaya yeter…







Başa dön tuşu