Köşe Yazarları

Toplum umursuz, siyaset bildiğini söylüyor


Önceki gün BM Genel Sekreteri’nin geçici özel temsilcisi adadaydı ve liderlerle görüştü.

Bayan Lute’un, adada kalmaya devam edeceği, hatta liderlerle bir üçlü görüşme planladığı da açıklandı.

Dün yeni bir tur daha gerçekleşecekti.

Normalde, bu haberin heyecan yaratması gerekirdi.

Kıbrıs’ın gerçeği, “sorunudur” diye bilirdik.

Çözülmese de, çözüleceğine dair umut olmasa da, böyle bir üst düzey ziyaret, kendiliğinden bir enerji yaratırdı.

Gazetelere göz gezdirdim dün…

Galiba sadece üç tanesinin manşetindeydi.

Diğerlerinde, küçük köşelerde yer bulabilmişti. Çoğunun ön sayfasına dahi girememişti.

Neden?

Çok daha önemli bir gündemimiz mi vardı?

Kesinlikle değil.

Her bir gazete, başka başka konuları öne çıkartmıştı.

Temel sorunlarımızla ilgili olsa canım yanmayacak.

Avcılar konusu bile daha çok yer aldı gazetelerde.

Bence toplumdaki bu bıkkınlık, bu umutsuzluk, daha doğrusu umursamazlık, “Yeni şeyler söylemek lazım” diyenlerin işine yarıyor.

Doğa boşluk tanımaz…

Toplumsal bir talebin olmadığı yerde, elinde erk olan siyaset, kendi bildiğini söyler.

Şu anda yaşadığımız durum budur.

Kuzeyde de güneyde de.

Rum ilkokullarında “unutmam” sloganının yeniden canlandırılması kararı bunun gibi bir şey. Çünkü tepki yok, umursuzluk var.

Bir takım cılız “barış, çözüm” sesleri çıkıyor olsa da, bunu toplumun iradesi olarak görmek mümkün değil.

Gündelik hayatta zaten neredeyse birlikte yaşıyor olmamız mı buna neden?

Herkesin istediği yere gidip gelebilmesi mi?

Çözüme ihtiyaç mı kalmadı?

Oysa adamızın etrafından ciddi bir gerginlik, belki kapımızın önünde sıcak günler var.

Hiç biri bizi adada bir anlaşmanın, barışın, çözümün peşine düşürmeye yetmiyor.

Hatta 1 Eylül barış günü bile…

Adada kalıcı bir barış isteyenlerin bir kısmı iradelerini ortaya koymaz, bir kısmı koymaktan çekinirken, ağzına “çözüm” lafını alanlara hücum etmeye hazır kıtalar var.

Ve çok açık olarak görünüyor ki, çözüm karşıtları, bu ülkede iyi bir örgütlenme içindedir.

Sanki 2000’lerin başındaki ‘çözüm’ hareketinin yerini, bugün ‘ayrılık’ hareketi almış gibi.

Benim gördüklerim eğer gerçekse, o zaman şikayet etmeyeceğiz.

Bize biçilen elbiseyi şikayet etmeden giyeceğiz.

Uysa da uymasa da…

 

VATANDAŞ ŞU AN SADECE İZLİYOR

Bir de Kıbrıs konusunu cumhurbaşkanlığı seçimlerine malzeme edilmesi durumu var ki, asıl can sıkıyor.

“Sinsi, hain, tavizci”, şu, bu söylemleri havada uçuşuyor.

Bir gerginliktir gidiyor.

Cumhurbaşkanı seçilen kişinin bir devlet politikası izleyeceği unutuluyor.

En büyük çözüm karşıtı Eroğlu’nun, Cumhurbaşkanı olduktan sonra, bugün hala masada görüşülen mutabakatın altına imza atan kişi haline gelebildiği unutuluyor.

Unutulmuyor aslında.

Çok iyi biliniyor.

Maksat ne anlaşma, ne müzakere ne de yeni politikalar.

Maksat, ‘o ya da bu olmasın da kim olursa olsun’.

Parmağının arkasına saklanıp, gizliden propaganda yapanlar çoğunlukta.

Ama öyle bir trik noktası var ki bu işin.

Aşırılıklar genelde ters tepiyor.

Çünkü Kıbrıs Türkü gonnora yemiyor. Kimin neyi ne için söylediğinin herkes farkında.

YERİN KULAĞI VAR

BOŞA GEÇEN 100 GÜN:

UBP-HP hükümeti bu akşam 100 günlük hükümetlerinin değerlendirmesini yapacak. Düşündüm de geçen 100 günde bilmem kaç Türkiye ziyareti dışında akılda kalan tek şey Maraş konusu oldu. Ha, bir de son günlerde vergi toplama konusundaki atak. Henüz sonuçlanmadığı için icraat denemez ya, olsun. Diğer yandan, fazla verildiği gerekçesiyle çalışanlara verilen %2 hayat pahalılığının kesilmesi, mahkeme kararına rağmen kesilmeye devam edilmesi. Vatandaş için yaptıkları ve bizim unuttuğumuz birşey varsa siz söyleyin…

 “AYRILIKÇI KARARI”:

Kıbrıs’ın güneyinde siyaset dünyasının tanınmış isimlerinden oluşan ve içlerinde  eski başsavcı, eski içişleri ve dışişleri bakanlarının da bulunduğu bir grubun, Kıbrıs sorununun federasyon temelinde çözümü konusunda “Barış Kararı” isimli yeni bir hareket kurduğu bildirildi. Yarın bizde de, federasyon karşıtı, iki ayrı devlet temelinde bir çözümü savunan “Ayrılık Kararı” ismiyle bir hareket kurulursa hiç şaşmayın…

VATANDAŞIN GÜNAHI NE?:

El-Sen, Perşembe günü 1 günlük uyarı grevine, cuma günü ise tüm Kurum’da süresiz genel greve çıkacağını açıkladı. Belli ki elektirik kesme eyleminden bekledikleri sonucu alamadılar. Şimdi süresiz greve gidip dikkatleri çekmeye çalışacaklar. İyi de bu sıcaklarda yaktığı elektriğin parasını tıkır tıkır ödeyen abonenin suçu ne? Siz vatandaş etkilenemeyecek deseniz de bunun olmayacağını hepimiz biliyoruz. Bu durumda hükümeti değil, vatandaşı cezalandırmış olacaksınız…

ARTIK ANLAMALARI LAZIM:

Rum Hükümet Sözcüsü Prodromu, referans şartlarında anlaşma sağlanabileceğine dair daha dayanaklı umutların olduğunu açıkladı. Ancak, Rumlar bu kez de masaya, Türkiye’nin doğal gaz aramalarını ve Maraş konusunu koydular. Nasıl olsa kendilerinden hesap soran yok. Her seferinde yeni bahane. Oysa atacakları tüm adımlar öncesinde, Kıbrıslı Türklerle bir anlaşmaya varmaları gerektiğine bir inansalar. Şu anda sözde şikayet ettikleri statükoyu dibine kadar kullanıyorlar. Sanal bir durum… Değişmedikçe adanın iki halkına da huzur vermeyecek.

KİM KAZANIR?:

Red Border sahibi Salih Egemen’in yaptırdığı ve Yenidüzen gaztesinde yer alan anket, yaklaşık 8 ay sonra yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri için önemli ip uçları veriyor. Öncelikle yüzde 40 seçmen henüz kararsız. Ankette, Mustafa Akıncı ve Tufan Erhürman başı çekiyor. Onlardan sonra Kudret Özersay var ancak, oy oranı her iki adayın çok gerisinde. Anketin en ilginç tesbiti, UBP’nin olası adayları yarışta iddialı bir oy oranına ulaşmıyor, ulusalcı seçmen dahi tercihlerini çoğunlukla diğer adaylara yönlendiriyor.

BU PARALAR KİMİN?:

Ercan’da neredeyse her gün yasanın belirttiği rakamın üzerinde parayla çıkış yapmak isteyenler yakalanıyor. Önceki gün 2 kişi daha tutuklanmış. Birisini üzerinde 118 bin euro, diğerinde ise 33 bin dolar varmış (yaklaşık 950 bin Türk Lirası). Birileri, yasal olmayan paralarını yine yasal olmayan yoldan yurtdışına çıkarmak istemişler. Peki ama bu paralar kimin, nereden ve nasıl kazanılmış, niye banka yolu ile değil de böyle bir yol seçilmiş. Bu paraların esas kaynağının kim olduğu bulunamaz mı? İstenirse bal gibi bulunur…

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Türkiye’nin mülkiyet konusunda attığı her adım uluslararası hukukun baskısıyla atıldı. AİHM’in verdiği kararlar, son kertiğe geldiğinde komisyon da kuruldu, iade de yapıldı tazminat da ödendi. Kapalı Maraş konusunda da aynısı olacak. Kıbrıs Türkünün bugüne kadar söyledikleri ve iradesi yine dikkate alınmayacak ama AHİM kararları doğrultusunda adım atılacak. Peki, bunun bedeli ve Maraş utancı niye üstümüze kalıyor? Yanıtlanması gereken soru budur”…

 DİPTEKİLER

Süleyman Çakır ( (Din Gör-Sen Başkanı): “Misyonerler, KKTC’de 300’ü aşkın gizli kilise evlerinde misyonerlik faaliyetlerinde bulunuyor. Müslüman ve dindar bir neslin yetişmemesi için her türlü proje burada hayata geçiriliyor. KKTC’de maalesef dinini bilmeyen bir nesil yetişiyor. Dinini, imanını bilmeyen bir neslin Türkiye düşmanı olarak yetişmesi gayet normaldir…”

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı