Köşe Yazarları

TARİHİ DURDURAN ADAM: ARA GÜLER







“Ben foto muhabiriyim. Fotoğrafçı değilim. Kati surette sanatçı da değilim. Ben gördüğümü çekerim. Sanat yapmam. Çok doğal olarak gördüğümü insanlarla iletirim. Bunun adı foto muhabirliğidir. Fotoğrafçıyla foto muhabiri çok farklıdır. Foto muhabiri bomba patladığı zaman bombaya giden adamdır. Foto muhabiri tarihi makinesiyle yazan adamdır.” 




Dünyaca ünlü foto muhabiri Ara Güler geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yumdu. Ardından çok şey yazıldı, söylendi. Dünyaya kolay gelmeyecek bir insan daha geride ölümsüz eserler bırakarak veda etti dünyaya. Kimselerin çekemeyeceği fotoğraflar çekti. Tarihe ışık tuttu. Fotoğraflarıyla tarihi durdurdu. Bu ölümsüz insana saygı için sayfamızı bugün Ara Güler’e ayırdık.  Beni en çok etkileyen röportajı ise Aphrodisias Çığlığı’dır. Dünya mirası listesine kaydedilen Aphrodisias Ara Güler’in fotoğraf çekmek için bir Aydın’ın Geyre beldesine gidecekken kaybolması sonucu bulunur. Ara Güler  köydeki insanların tarihle iç içe yaşadığını ve büyülü tarihi kentte yaşadıklarından haberdar olmadıkalrını anlar. Kahvehanede tarihi eserlerin masa yapıldığını, evlerin direklerinin tarihi sutunlardan oluştuğunu, lahitler içerisinde kadınların üzüm şırası süzdüklerini görür. Fotoğraflarını çeker ve İstanbul’a gelince araştırır Fakat burasını kimse bilmemektedir, kimsenin Geyre’de yatan o muazzam tarihi kentten haberi yoktur. Çektiği fotoğrafları Time dergisine gönderir ve fotoğraflar bir anda dünyanın ilgi odağı haline gelir. Ünlü fotoğrafçı, yolunu kaybetmesi sonucu tesadüfen bulduğu kentin ilginç hikayesini ve keşfediş serüvenini Oradaydım Belgeseli’nde şu sözlerle anlatıyor.



“Devir 1958. Adnan Menderes’in son zamanlarıydı. Aydın’da valiye gittim. “Adnan Menderes’in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim” dedim. Şoför dedi “Ben bir kestirme yol biliyorum, oradan gidelim.” Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu. Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk! Baktım bir ışık var. Bir kahve… Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar. Tarih ve bugün içi içe yaşamaktadır. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir… Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi; Aphrodisias çığlığı… O taşlar bana bakıyor ve “beni buradan kurtar!” diye çığlık atıyor.” Aphrodisias Antik Kenti, 1987’de UNESCO’nun Dünya Kültür Miras Listesi’ne alınmıştı.

Bir röpoprtajında en önemli işlerini şöyle sıralamıştı Güler: “Ben gazetecilik hayatım boyunca çok önemli üç iş yaptığıma inanıyorum. Bunlarla insanlık tarihine hizmet ettiğimi sanıyorum. Nuh’un Gemisi, Nemrut Dağı, Afrodisias.. Bunlar benim en mühim röportajlarım.”

Güler yine bir röportajında nasıl çalıştığını şöyle anlatmıştı: “Valla ben bir röportaja giderken o adam hakkında bir sürü şey öğrenirim, ondan sonra giderim. Benim röportaja gitmem korkunç zordur. Mesela bir foto muhabirinin bir yere gitmesi demek en azından yanına 400-500 rulo film alması lazım. Kaç para tutar? Yani çıkmadan röportaja 10 bin dolar masrafın olur. tayyare biletleri filan daha ortada bir şey yok. Halbuki bir yazarın röportaja gitmesi gayet kolaydır. elini cebine sokar biner gider.”

Güler röportajında aslında piyes yazarı olmak istediğini de anlatmıştı: “Ben çocukluğumda hep tiyatronun içinde büyüdüm. Benim ikinci mektebimdi, evimdi tiyatro. O tiyatroların kulisinde aktörlerin makyaj odalarında sette dolaşırdım. Aktörlerin makyaj yapmalarını sıra beklemelerini izler oradan ayrılamazdım. Tiyatro sevgim sanatkuruluşum oradan gelir. Ben hep piyes yazarı, piyes rejisörü olmak isterdim”

Güler 2018’de yeni baskısı yapılan “Babil’den Sonra Yaşayacağız” kitabının önsözünde şöyle yazmıştı:

“Şöyle bir göz gezdirdim, son öykümü elli dokuz yıl önce yazmışım. İlk öykümü ise altmış dört yıl önce. Bir de en son, 1986’da Eritre’de bir savaş röportajı yaparken, bir anı karalamıştım. Onu ve Babamın Öyküsü’nü de bu kitaba ekledim.
Bu eski öykülerimdeki duygularım, ne olmuşsa olmuş, görsel bir anlatıma dönüşmüş. Daha o zamandan görsel bir dünyanın içine düşmüşüm demek. Bana öyle geliyor ki, yazıyla görselliğin ortak bir anlatımı var. Öyle olduğu kuşkusuz, yoksa sinema sanatı da olmazdı. Zaten ben de fotoğraflarıma bakarken zaman zaman tiyatro çalışmalarımdan, öyküler için düşündüklerimden esintiler buluyorum. Belki de fotoğrafımdaki “anı yakalama ve kompozisyonu kurma” özelliğimi bütün bu eski çalışmalara borçluyum. Bir “kadr” içinde kompozisyon kurmayı tiyatro çalışmaları günlerimden, anlamlı anların yakalanması ve bir anlatıma varmasını da öykücülüğümden esinlendiğimi sanıyorum. Neyse, işte böyle şeyler sonucunda, görsel malzemede bir birikim oluşuyor anlaşılan.
Görsel malzeme, tıpkı şiir gibi, yazı gibi, resim gibi, sahne sanatları gibi, bir yerlerden birikimini topluyor, yeni bir biçim kazanıyor ve görsel sanat oluyor. Zaten yazdığım bu öykülere dikkat edilirse, bunların bir tür fotoğraf olduğu görülür. Demek ki, o zamanlar dahi görsel dünyanın adamıymışım da haberim yokmuş.”

Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır.
Tarihi zaptediyorsun. Bir makina ile tarihi durduruyorsun.

 

Ara Güler Biyografi

16 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul’un Tiyatro Kurslarına devam etti; çünkü yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu.
1950’de Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam etti.

1958’de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954’de Hayat Dergisi’nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı.

1953’de Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajansı’na katıldı ve İngiltere’de yayımlanan “Photography Annual Antalojisi” onu dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP’ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi.

1962’de Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” ünvanını kazandı. İsviçre’de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayırdı. 1964’de Mariana Noris’in ABD’de basılan “Young Turkey” adlı yapıtında fotoğrafları kullanıldı.1967’de Japonya’da çıkan “Photography of the World” antolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotoğrafı yayınlandı. 1967’de Kanada’da açılan “İnsanların Dünyasına Bakışlar” sergisinde, 1968’de New York Modern Sanatlar Galerisi’nde düzenlenen “Renkli Fotoğrafğın On Ustası” adlı sergide; aynı yıl Almanya’da, Köln’de Fotokina Fuarı’nda yapıtları sergilendi.1970’de “Türkei” adında fotoğraf albümü Almanya’da yayımlandı. Sanat ve sanat tarihi konularındaki fotoğrafları ABD’de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre’de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı.1971’de Lord Kinross’un “Hagia-Sophia” (Ayasofya) kitabının fotoğraflarını çekti.

Yine Skira yayınevince Picasso’nun 90. yaş günü için yayımlanan “Picasso Metamorphose et unite” adlı kitap için Picasso’nun foto-röportajını yaptı. 1972’de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı.1975’de ABD’ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotoğraflarını çektikten sonra “Yaratıcı Amerikalılar” adlı sergisini dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan “Kahramanın Sonu” adlı bir belgesel film çekti.1979’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Foto Muhabirliği” dalındaki birincilik ödülünü aldı.

1980’de fotoğraflarının bir kısmı Karacan Yayıncılığın bastığı “Fotoğraflar” adlı kitabında basıldı.1986’da Hürriyet Vakfı’nca basılan Prof. Abdullah Kuran’ın yazdığı “Mimar Sinan” kitabını fotoğrafladı. Aynı kitap 1987’de “Institute of Turkish Studies” tarafından Ingilizce olarak yayınlandı.1989’da “Ara Güler’in Sinemacıları” kitabı basıldı.

1991’de Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) “The Sixth Continent” adlı kitabını fotoğrafladı. Bu arada bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve bunları Magnum Ajansı ile dünyaya duyurdu.Ismet Inönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi birçok ünlü kişi ile röportajlar yaptı ve fotoğraflarını çekti. En ünlüsü fotografcılara poz vermeyen Picasso röportajı.Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları 1992’de Fransa’da, ABD ve İngiltere’de “Sinan, Architect of Soliman the Magnificent” adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl “Living in Turkey” adlı kitabı Ingiltere, ABD ve Singapur’da “Turkish Style” başlığıyla, Fransa’da “Demeures Ottomanes de Turquie” adıyla yayımlandı.1994’de “Eski İstanbul Anıları”, 1995’de “Bir Devir Böyle Geçti”, “Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü” fotoğraf kitapları yayımlandı. Ara Güler’in fotoğrafları Paris Ulusal Kitaplıkta, ABD’de Rochester Georg Eastman Müzesi’nde Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu’nda bulunuyor. Köln Mueseum Ludwing’de Das Imaginare Photo Museum’da fotoğrafları sergileniyor.

 









Başa dön tuşu