“SEN ALEMİ KÖR, SAĞIR VE APTAL MI SANIRSIN“ diyordu bir şiirinde şair!
Bir diğeri de “neler yapmadık bu vatan için. Kimimiz öldük kimimiz nutuk attık” diyordu!
“Canımız vatana millete feda olsun” diyen çakma liderlerin toplumun önüne açtıkları bayrakla koşturduklarını da çok gördük!
Ki tarih de şahittir: Onlar hep kazandılar ama “yönetiyoruz” dedikleri toplum her zaman kaybetti!
…SON YILLARDA Kıbrıs Türk toplumu benzer ve zor bir tarihi süreçten geçiyor! Bu sürecin tarihi ile hikâyesini de çoktandır kan kaybından dolayı bitap duruma düşmüş UBP yazıyor! Ki Artık ne Denktaş’ın partisidir toplumun önünde koşan bayraktarı… Ne de “vatan millet yönetimidir” amacı!
KADRO HAREKETİNİ yitirmiş!
Seçile eriye dirayeti ile kabiliyeti kalmamış, siyasi yönetim becerisini de kaybetmiş! Memleketi yönetme vaziyetlerini koalisyon hükümetleriyle idare ettiğini sanmak da son talihsizliği!
İŞTE bu koalisyon ortağı UBP, Geçen hafta KKTC tarihinde görülmedik bir karara imza attı: ***
OLAY BİLİNİYOR: Bir yandan kamu görevlilerine zam yaparken, öte yandan yaptığı zammın bir kısmını gasp edeceği bir kararla, “Kamuda 15 bin TL’nin üzerinde maaş alanlardan yüzde 20 oranında kesinti yapacağını” açıkladı!
PEKİ devletin hazinesi böyle bir bütçesel açık dolayısıyle ihtiyaç içindeyken neden kamu görevlilerine yüzde 40’lara varan hayat pahalılığı verdi! Ki hemen ardından da yüzde 20’ini geri alacak kararı çıkardı!
Tutun ki Hayat Pahalılığı zammı yasasına uygun olması için, öyle mi?
Yada yanlış kararı nedeniyle saptanan söz konusu HP’nın yasallığını bozmamak için!
NE VAR Kİ uygulama tam tamına “bir eli ile verirken diğeriyle verdiğini aldı” oldu! Ve ne devlet ciddiyeti kaldı ortada ne hayat pahalılığının anlamı ile mevcut hayatın kahrını çekecek gücü ile bereketi!
Fakat olayın asıl okunması gereken paragrafı şudur: “Kıbrıs Türk halkını yönetmeye soyunan seçilmişler bu göreve hazır değiller! Ve yıllardır da “yönetici” takımlarındaki bu zafiyetler sürdürülüp gitmektedirler.
KALDI ki koalisyon hükümetlerini oluşturan siyasi partiler için öncelik “Mecliste okunup kabul görmelerine” karşın “Hükümet Programları” değildir!
Koalisyonu oluşturan siyasi partiler Devletin her türlü imkânlarını hem kendi parti mensuplarını memnun etmek için kullanmakta hem de hiç bitmeyen olası seçime hazırlık yapmak için!
Zaten ülkede bir ötesi ve başkaca “icraat” da yoktur!
***
PERDENİN ARKASINDAKİ ANKARA: (Yada Koordinatörümüz Sn. Fuat Oktay:)
Çözüme, dolayısı ile istikrara çok ihtiyacımız olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Fakat itiraf edelim: Rusya ile savaşan Ukrayna’dan vapurlar dolusu tahılın İstanbul Limanına ulaşmasını bir iki günlük temas ve çalışmalardan sonra sağlayan dolayısıyla BM’ler Genel Sekreteri Guterres’in bile teşekkürlerine mazhar olan etkin politikalar ülkesi durumuna gelmiş Türkiye’nin 48 yıldır Kıbrıs siyasi sorununu çözüme götürememesini anlamak mümkün değildir! Ki önümüzdeki yıllarda da çözüm adına umut yoktur! Dolayısıyla o “çözümsüzlüğü” kamufle etmek için yerine ne konmaktadır?
Her yıl Ankara’nın KKTC bütçesini oluşturduğu bir miktar parayı şu veya bu tartışmalı koşullarda hesabımıza yatırması!
ASLINDA “seçilmiş yönetim takımlarının” asli görevi de TC’den kaynaklı bu bütçeyi “Devlet” adına bir plan dahilinde dağıtmak, gerekli yerlere kanalize etmektir..
PARA yetmezse Ankara’nın yeniden katkıda bulunması da tutun ki adadaki varlık savaşımızın rutin icraatlarından biri olmakta! ***
DÜNYADA “parazitler” gibi başka ülkelerin sırtından geçinenleri vardır ama bizimkisi gibi nev’i şahsına münhasır olanının olduğunu sanmıyorum!
BU NEDENLE artık “olmalıdır” dediğimiz “çözüm” üzerine umut da beslenemiyor!” Çünkü çözümü zorlayacak “seferberlik toplumu” olmaktan çıktık, resmen adımız şanımızla Kuzey’de “Devlet” olduk! Laf aramızda nüfusumuzun bir yarısı bu devleti tanımıyor orası da ayrı mevzu!
Kİ şimdilerde yani 48 yıl sonra yine “para hesabı” hayat pahalılığı zammı tartışmaları yapıyoruz ya… BİR ZAMANLAR bu toplum 1963’lerden sonra “sosyalist ülkelerin bile başaramadığı” bir mali politika ile tüm kamu görevlisi memurlarına (Kıbrıs Cumhuriyetinden intikal etmiş) ayda 30 Kıbrıs lirası (kadınlara 15 KL) sabit maaşlar bağlamıştı.. Kimsenin de gıkı çıkmamış tutun ki yokluğa karşın hayatımızda görüp göreceğimiz en komünist dönemi yaşamıştık..
Tabi ki “seferberlik toplumuyduk” “askeri rejim” vardı dolayısı ile toplumsal tepki olamazdı gerçekte yoktu da!
YANİ böylesi anomalilere yabancı değiliz! Fakat artık ne 1963’leri yaşıyoruz ne de öylesi devirlere geri dönmek mümkündür!
***
ÇOK ZORLANIYORUZ: Açık seçik yazayım: Ne Türkiye’nin vilayeti olabildik ne onca “egemen Devlet” iddiamıza karşın “Devlet” olabildik! Kendi insanımızın bile tanımadığı gerçeklerde “olmamız” da mümkün değil!
İKİ cami arasında bînamaz kaldık!
TABİ ki Güney’deki Rum-Yunan ikilisi için söz konusu siyasi kararsızlığımızla ayni siyasi kararsızlığımızdan yansıyan “zayıf ve çaresiz toplum imajımız” büyük fırsat teşkil ediyor!
ŞÖYLE ki bir gün Türk toplumunu istedikleri çözüme razı etmek amacında! Bunun için en büyük engelleri elbette TC’nin adadaki fiili varlığıdır. Yunanistan’ın son dönemlerde Türkiye ile EGE denizinde Yunan adaları bahanesine sarılı sürtüşme ve düşmanca dürtülerdeki faaliyetleri de bu Türkiye’nin Kıbrıs’ta ve bölgedeki etkinliğini kırmayı hedeflemektedir..
Yani “hâlâ” dediğimizce bu adada savaş olasılığı barış olasılığından daha çoktur!
































