TANINMAYA GİDEN YOL - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Çarşamba, Aralık 7, 2022
Köşe Yazarları

TANINMAYA GİDEN YOL

Eşref Çetinel

Namık Kemal bir şiirinde Osmanlı döneminin son yıllarında içine düştüğü ve peş peşe gelişirken sadece İmparatorluğu değil, anavatan Türkiye’yi de kaybedeceği o büyük felaketi, “yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini” dizeleriyle seslendirdiydi..

Az sonrasında ise “bulunur elbet kurtaracak” diyen Atatürk İstiklal Savaşını başlatırken, Türkiye Cumhuriyetine giden tarihi yolu açıyordu.


…GEÇEN haftanın sonuna denk gelen ve KKTC’nin 39. Kuruluş Yıl Dönümünün de kutlandığının hemen öncesinde yayıldıydı haber:

İngilizlerin “times” bizim “zamanlama” dediğimiz fakat aslında artık “kıvama geldiği ve gerçekleştirilmesi gerektiği için Sn. Erdoğan tarafından ayni zamanda KKTC’nin 39. Kuruluş yıldönümüne de denk gelen “zamanlamayla” Özbekistan’ın Semerkant kentinde gerçekleştirilen “Türk Devletleri Teşkilatı 9. Zirve toplantısında” KKTC’nin “gözlemci üye” olarak kabul edilmesini” sağlattırdı. (Erdoğan bu konuda büyük bir belagat gösterdi ve “kardeşilik hukukumuzun gereğini yerine getirerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin teşkilatımıza gözlemci üye olmasını kabul ettik” açıklamasını yaptı.. Bu ülkeler (Azerbaycan, Türkistan, Kırgızıskan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, gözlemci sıfatıyla Macaristan ve Türkiye’dir. Şimdi de gözlemci olarak aralarına KKTC’yi ktmışlardır.

***

Kİ KAÇ ZAMANDIR “bari bizi bir Azerbaycan olsun tanısın” dediğimizin üzerinden çok geçmedi.

Tabi ki “bağımsızlık ve tanınmış devlet olma yolunda atılmış bu adım her şey demek değildir. Fakat düşünün: Daha düne kadar kendi sınırlarımızın içine sıkışmış, siyasi yönden dünyada tek bir devletin tanımadığı KKTC bundan sonra 7 üyeli Türk kökenli devletler tarafından “gözlemci üye” de olsa “tanınma” aşamasında ilk adımını atıverdi..

OLAYIN ne kadar önemli olduğu ise AB’nin anında “asla kabul edilemez” açıklamasıyla ispat buldu: AB “adada tek bir Devlet olduğunu ikinci bir devlet (Kıbrıs Türk Devleti) olamayacağını söylerken “federasyonu” yeniden öne çıkardı! (BURADA bir parantez açarak her halde önümüzdeki dönemlerde siyasi yönden çok tartışılacak bir soruna değineyim: *KUZEY’de oluşan (oluşacak olan)  bağımsız ve egemen Türk Devletinin tanınması halinde  iki toplum arasında “eşit koşullarda hem siyasi hem ekonomik ilişkilerin daha radikal ve uluslararası geçerliliğe sahiplikle  gerçekleşecek hem de barışçı ortamda iki devlet arasındaki işbirliğini perçinleyecek.. Hatta ve belki de iki toplum arasında sağlanacak güvenle mesela “konfederasyona” gidilecek yolu bile açabilecektir.. *

FAKATTT! ne Güney’in ne AB’nin derdi, böyle bir çözüme hazırlanmak değildir! Onların asıl gözettiği “Türkiyesiz bir Kıbrıs”tır! Siyasetlerini bu yörüngede geliştirmektedirler!

NİTEKİM son zamanlarda Amerika’nın desteğini de alan Yunanistan Ege’de yüzlerce ada ve kayalıkların kara sularını Girit ile Rodos’u da kapsamına alacak şekilde 12 mile çıkarmaya hazırlanır ve Türkiye’nin Batısını bloke edecek düşmanca faaliyetlerde bulunurken, her halde Kıbrıs’ta “iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü” asla kabul etmez! YANİ sürecini bilemeyeceğim bir zaman daha bu adada mevcut siyasi statüko devam edecektir. Bu kör talihi değiştirmek için de kesinlikle güçlü olmalıyız. Hem siyasi yönden hem ekonomik yönden.. Oysa:

*

BALIĞIN FENDİ! Türkiye’nin himmetine rağmen hâlâ bırakın “istenen düzeyde bir gelişmişlikle kalkınmayı..” Mesela ada oluşumuz özelliğinde başarılı ve üretken olmamız gereken sektörlerde bile tırnak kadar ileri bir adım atamadık!

NİTEKİM geçen Haftanın sorunları arasında sırıtan, aslında 1 Nisan’lık şaka olması gerekirken ciddi ciddi gerçek olan bir sorun salındıydı medyada! “Balık yiyemiyormuşuz çünkü en ucuzu bile 300 TL’den satılıyor!

OYSA üç tarafımız denizlerle çevrili bir adada yaşıyoruz “balıkçılık yapmayıp da ne yapacağız allahasen? Balık yiyemeyeceğiz de ne yiyeceğiz başka?

OYSA hayret ki hayret artık balık da yiyemiyoruz! Çünkü ne açık denizlerde avlanacak balıkçı teknelerine sahibiz dolayısıyla sandallarla kıyı balıkçılığına hapsolduk ne de havuz balıkçılığını olsun geliştirip herkesin satın alabilme imkânına ulaşabildik!

ÜSTELİK balıkçılıkta bile “kooperatifleşemedik!” Herkes kendi kısmetine ne rast gelirse onunla yetinmekte dolayısıyla balık açığını kapatmak için de TC’den balık ithal etmekteyiz! Yani TC’den gelen balığı satın alabiliyor hatta piyasada baskın pahaya parakente satışını bile yapabiliyoruz ama adı “ada” olan üç tarafı denizlerle çevrili KKTC’de doğru dürüst balıkçılık yapamıyoruz!

*

ÜRETİM AÇMAZLARIMIZ BÜYÜYOR: Görülen ve yaşanan olay ekonomimizin sadece bir sektörüne bağlı sorunudur.. Ötesi üretimlerimiz hem zirai hem sanayi tutun ki beter durumdadır! Ki Barış Harekâtında Rumlar Güney’e kaçarken 400’ün üzerinde irili ufaklı tesis bıraktılardı.. Dönümlerce narenciye bahçeleri bıraktıkları gibi! MESELA Lefkoşa’dakinin eşi olan Mağusa’daki “Büyük Sanayi Bölgesi” dediğimiz aslında sanayinin kalbi olacak yerleri bile ekonomimize fayda sağlayacak düzeye getiremedik! Hatta gidin görün Mağusa’dakini! Limanına nazire ve ondan beterince yüz karamızdır..

AYIP DEĞİL Mİ AMA? Rum’dan kalan sanayi yerlerini bile geliştireceğimize viran hallere soktuk! Ki sanki sanayi bölgesi ille de “pis viran harap olmalıymış” gibi! Başka ülkelerde mesela Rum tarafında çiçek bahçesi gibidirler ama! Kısca:

***

KKTC’yi HAK ETTİĞİMİZİ İSPAT ETMELYİZ: Tabi tanınmış  Devlet olmak istiyorsak..

Oysa biz, bırakın kendimizi dünyaya ispat etmeyi! Başında “çalışkanlıkla dirayetin” bulunduğu Devlet oluşun yaşanası gururunu en azından bölgemize, komşumuza yansıtmayı; kendimize bile yansıtamadık! Çünkü yok!

BAKIN Barış harekâtından sonra Kuzey’e binlercesi ile düz işçi yanı sıra kalifiye işçiler de geldiydi.. Medyaya haberleri yansıyor ama artık onlar da ülkeyi terk edip gidiyorlar ki iş yapılmak istense kalifiye işçi bulunamıyor! NEDEN? Çünkü memleketi kötü yönetimler sonunda pahalılık cenneti yaptık. Yaşanamaz hale getirdik! Kendi kendimizi kınayacak çevre sorunları pislikler yarattık! Ormanları da yaktık dağları da deldik akar suları da kuruttuk!

VE KAÇ zamandır da ekilip biçilecek toprakları apartmanlarla dolduruyor, sahilleri gasp ediyor, denize bakan dağların yamaçlarını villalarla dolduruyoruz! Ki onları da üçüncü ülke insanlarına satıp kiraladıkça ülkenin artık eğitim sorunları da yarattığınca topografik yapısını bozuyoruz..

TABİ Kİ BU KAFAYI değiştirip yenilemek gerekecek ama kör talih: Bu kez de beyinlerimizi besleyecek balığı pahalı yaptık!

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar