…Pekala, İkinci Barış Harekâtı bittikten sonra ne olduydu? Yani 40 yıl önce işte böylesi günlerde ve sonraları tabii. Yeniden hatırlayalım: 15 Ağustos 1974’te Mağusa, 16’sında...
Bazı entel gevezeleri yüzölçümü 3 bin 500 kilometre karelik Kuzey’de kendilerini globalist ilan ettikten ve üç tane kendileri gibi kafa dengi Rum bulup yarenliğe başladıktan...
Anastasiadis’in “baş müzakereci” olarak yetki ve sorumluğunu evvel emirde “Ulusal Konsey”den aldığını, kilisenin onayı ile hareket ettiğini, Atina ile de görüş birliği içinde olduğunu biliyoruz. ...
Ne zaman ki 2003 yılında sınır kapıları açıldı ve de Türkler Güney’e Rumlar Kuzey’e akmaya başladılardı… Ne zaman ki Kuzey’den dört bini aşkın inşaat işçisi...
Çözüm olasılığı uzaklaştıkça, “Pekala ama hep böyle mi sürüp gidecek?” sorusu daha çok seslendirilmeye başlandı. Belki bir Filistin değiliz! Fakat Güney’deki Rum devleti de değiliz!...
Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanlığı makamına oturacak olan Erdoğan hem “içte” hem “dışta” çok önemseniyor. Üstelik artık beklentiler “Ankara veya Türkiye” olarak seslendirilmiyor! “Erdoğan” deniyor! Belli ki...
Bütün olay 1960’lardan beridir yaşadığımız “aynı olaydır!” Bazen kanlı bazen siyasi! Bazen çok acılı! Kısaca ne zaman Türkiye kendi içinde şu veya bu nedenle zafiyete...
1974 yılının 14-15 Ağustos günlerini çok mu yazdım? Sanmıyorum. Tutun ki kırk yılda üç dört defa… Bozkurt Gazetesi’nde yazıyordum. Birinci Barış Harekâtı’nın hemen ardından Cenevre...
Anastasiadis viskisinden bir yudum içti. Kaçıncı yudumdu bilmiyordu! Kalın çerçeveli gözlüklerinin ardındaki gözleri devriliyordu. Canı fana halde sıkkındı. Ekonominin iki yakasını bir yere getiremiyor, kriz...
Dün Kıbrıs’ın kaderini değiştirecek büyük ve tarihi olayın başlangıç günüydü. 2. Barış Harekâtı başlıyor ve bugün sahip olduğumuz sınırlar içindeki Kuzey Kıbrıs, kırk yıl sürecek...