Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HOŞGELDİN GÜZELYURT (“ANASTASIADIS” ADLI FANTASTİK FİLM!)

Anastasiadis viskisinden bir yudum içti. Kaçıncı yudumdu bilmiyordu! Kalın çerçeveli gözlüklerinin ardındaki gözleri devriliyordu. Canı fana halde sıkkındı. Ekonominin iki yakasını bir yere getiremiyor, kriz uzadıkça homurtular bağırmalara dönüyordu! Halk memnun değildi! Bu yıl turizmden beklenen bereketi de görmediydi! Siyasi muhalif partiler sansarlar gibi etrafında dolanıyorlardı. Biliyordu, ilk fırsatta kendisini parça parça edeceklerdi!
ÖTE YANDAN: Siyasi sorun gitgide sarpa sarıyordu. Ne Biden’le soruna müdahil olduğu için renklenen Amerikan rüyası gerçek olduydu ne de AB’yi masaya oturtmayı başarabildiydi!
Maraş’ı çantada keklik sanıyordu! Üstelik Kuzey’den de destek alıyordu ama iadesi fiyasko ile sonuçlanıyordu! Gitgide sağlığı da bozuluyor “olayları ve olanları” sindiremediği için kabızlık çekiyordu!
Eroğlu da çekilir gibi değildi! Basbayağı keyif çatıyor, her önerisine “hayır” diyerek müzakerelerdeki süreci tıkıyordu! Oysa son umudu bu müzakerelerdi! Başarısı politik kariyerine “kahraman” kelimesi ile kazınacaktı.
VE SON YUDUM YETTİ: Viskisinden bir yudum daha çekti. Homurtuları bir süre dindirip sindirecek yeni bir politika oyuncağına ihtiyacı vardı. Yorgunluktan ve her halde viskiden dolayı kapakları şişip devrilmiş gözlerini ansızın “evrika” diye bağırarak açarken, yerinden fırlayıverdi! Bulmuştu. Tanrı Artemis’in yardımcısı iyiliksever Tanrıça Haketa yine imdadına koşmuştu. Tanrılar tanrısı Zeus’a teşekkür etti. Fakat o da ne? Acele tuvalete gitmesi gerekiyordu. Şakası olmazdı çünkü dünyayı omuzlarında tutup taşıyan tanrı Atlas bile bir tek sidiğini tutamazdı!
İŞTE O KURTARICI MUHTIRA: Anastasiadis turnayı gözünden vurduğunu biliyordu. Çünkü Omorfo göçmenlerinden kentin iadesi için bir muhtıra almıştı. Hemen devreye Hükümet sözcüsü yardımcısı Papadopulos’u soktu. Önce hedeflerini anlattırdı.
Hedeflerden birincisi Kıbrıs sorununun çözümüydü. İkincisi ise Güney’in ekonomik krizden çıkmasıydı.
Zaten “Güney’in başka ne hedefi olabilirdi ki?” Artık o kadar kısır bir döngü içine hapsolduydu! Fakat Anastasiadis biliyordu ki eğer Omorfo’nun iade edilmesi bombasını patlatırsa kimseler bunu sorgulamak gereğini duymadan üzerine balıklama atlayacaklardı!
VE BOMBAYI PATLATIYOR: Sonunda bombayı patlatmaya karar verdi! Fakat asıl istediği patladığında yeri göğü inletmesiydi! Bombanın pimini çekme görevini de sözcü yardımcısı Papadopulos’a verdi!
Nitekim Papadopulos açıklamasını yaparken şöyle diyordu: “Başkan sizi temin etmek ister ki Omorfo iade edilmeden Kıbrıs sorununda çözüm olması mümkün değildir! Omorfo iade edilmeden Kıbrıs sorununda herhangi bir çözümü kabul etmeyeceği gibi tersi bir durumla da asla hemfikir olmayacaktır!”
HOŞ GELDİN GÜZELYURT: Zaten Her zaman gündemdeydin de bu kez Anastasiadis’in diline pelesenk allı pullu geldin! O kadar ki “Maraş”ı bile geçtin! Çünkü Maraş güven yaratıcı önlemler kapsamında idi. Sen ise artık ve resmen müzakere masasındasın!
Bundan sonra o masada hangi başlık altında tartışma söz konusu olursa olsun Anastasiadis daha oturum başlamadan Eroğlu’na soracak: “Mr. Eroğlu diyecek Güzelyurt’u iade edecek misin?”
Eroğlu cevap verecek: “Kırk yıldır Güzelyurt bizimdir. Oranın Türk halkı çok yatırımlar yapmıştır. Orayı vatan bilmiştir. Artık iadesi mümkün değildir…” (Ve Eroğlu karnından bir de kendi kendine konuşacak: “Annan planı ile verdik “hayır” dediniz. Enayiliğinize doymayın şimdi de govcalayın!)
Anastasiadis bu cevap karşısında, artık her vesile ile “sinirlenme rolleri” yaptığınca yine sinirlenecek ve masadaki dosyalarını toplarken, “tüm önerilerimi reddediyorsun” diyerek salonu terk edecektir!
NASIL FİLM AMA? Bana sorarsanız çok yavan ve sıradan! Senaryo berbat! Işıklar efekt çok ilkel! Başrol oyuncuları vasat hatta vasatın altında! Mesela Anastasiadis bir gidiyor bir geliyor! Bir kalkıyor bir oturuyor! Ansızın aklına “omorfo” geliyor “iade edin” diyerek sahneyi viran eyliyor! Asabi politikacı rolü sırtında eğreti ceket gibi kalıyor!      (Aslında ben Anastasiadis’i fizik yönünden biraz da gençlik günlerimizin aktörlerinden Victor Mature’e benzetiyorum. Hani “Samson and Delilah” filmi ile ünlü olmuştu… Ne var ki onun saçları uzadıkça sarayları bile yıkacak güç kazanırken Anastasiadis yarattığı politika enkazları altında kalıyor!)
VESSELAM: Hoş geldin Güzelyurt diyorum! Bundan sonra gündemlerle reytingleri darmadağın edeceksin. Hadi gene talih kuşu kondu başına!         
**********  
GENÇLERİ KURTARMA PROJELERİ Mİ YOKSA İŞGÜZARLIK MI?
Yazıp yazmamak konusunda tereddütlüydüm. Çünkü bir yandan okullarından, üniversitelerden sürekli mezun olan gençlerimizi işaretleyip “ne olacak şu binlercesi ile işsiz gençlerimiz” diyerek yakınırken, öte yandan devlet tarafından “rehabilite edilmelerine” takılmam hiç de iyi bir davranış olmayacaktı!
Buna karşın kafam da kaldırmıyordu ama! Sen gençleri rehabilite etmek için kredilendirip iş yeri açmalarını teşvik edeceksin ama “devlet” olarak o iş yerlerinin çalışmalarını sağlayacak belirgin bir ekonomi büyüklüğü yaratamayacaksın!
Dolayısıyla ne olacak? Gençler düşük faizle de olsa verdiğin kredileri ödeyemediklerinden mahkemelere düşüp mazbata mağdurları arasına katılırlarken, bir yandan da işsizlik ve “gizli işsizlikten” kaynaklanan ekonomik krize beterince “kriz” yükleteceksin!
OLAY ŞU: Müjdeyi Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş verdi. “4.Esnaf Ve Hizmet Sektörüne Yönelik Faiz Destek Programı” devam edecek. Hem eski işletme sahiplerine hem de üniversite mezunu gençlere bu amaçla düşük faizli krediler verilecek. Mesela Üniversite mezunlarına 36 ay vadeli yıllık yüzde 12 faizle 60 bin TL’ye kadar kredi olanağı sağlanacak. Üstelik ilk üç ay ödemesiz olacak. Bu konuda protokol imzalanan Bankalar devreye sokulacak. Amaç Küçük Ölçekli işletmeleri yaygınlaştırmak. Tabii her zamanki gibi kaynak yine Türkiye.
HATIRLATALIM: Bundan önce de gençlere hem ev yapmaları hem de ekip biçmeleri için arsa ve toprak dağıtılmıştı. Ne kadar başarılı olduğunu bilmiyoruz. Açıklaması da yapılmıyor! Şimdi bu soruna bakalım.
BİR: Ne diyorduk? Bu memlekette tek bir çiçekçi dükkânı açılsa Çiçekçiler, tek lokanta açılsa lokantacılar, berber dükkânı açılsa berberler… Kısaca “esnaf ve zanaatkârlığı” belirten ne kadar iş yeri varsa hepsi de “battık” dediklerinden artık tek bir iş yeri daha açılmaması için hep birlikte feryat etmektedirler.
İKİ: Geçmişte çok gözlemliyordum. Üç beş genç bir dükkân açıyorlar aylarca kapısının önünde müşteri bekliyorlar, sonra vitrin camlarına “kapanıyoruz, ne alırsanız maliyetine” yazıp kepenkleri indiriyorlardı! Kısaca iş yok!
ÜÇ: Yavaştan yavaştan artık bizim de AVM dediğimiz süper marketler küçük esnafı olumsuz etkilemeye başladı. (Zanaatkârı değil.) Ayakta kalanlar emekli memurların sahibi olup çalıştırdıkları bakkal dükkânları gibi küçük işletmeler… Yahut aile işletmeleri…
DÖRT: 60 bin TL ile artık her hangi bir iş yerinin içindeki raflarını, gediğini bile tamamlamak zordur! Kaldı ki o işyerinde şu veya bu “çeşitlilik” yaratılacak. Kısaca sermaye ister o da 60 bin liralık sermaye ile olmaz her halde!
BEŞ: Piyasa beş on “tüccarın” tekelindedir. Satış yerlerinin raflarını kendi ürünleri ile kapatırlarken peşin peşin “empoze” ederler: “Bunu şu kadara satacaksın!” Rekabet yok!
ALTI: Kentlerde dükkânlar kiralanmadan boş da kalsalar artık kiraları “binlerce lira” olarak ifade ediliyor. Küçük “sermaye sahiplerinin” altından kalkmaları zor!
KISACA: Geçtiğimiz günlerde ihracatını yapamadığımız patatesin, elde kalmış narenciyenin üreticilerine de “şu veya bu bahane ile kılıfına uydurulmuş paralar dağıtıldı. Zaten bitip itmeyen bir gerçek yaşanıyor: Teşvik primleri, kuraklık paraları derken memleketin tarım sektörü sürekli devletten ödemeleri yapılan “kamu görevlileri” esamesine düşürüldü! Haklarıdır ayrı dava! Olayın esası sürdürülebilir olmadığıdır! Yani Türkiye’nin eli azıcık zayıflasa mahvolacağız. Demek istiyoruz ki çok daha radikal tedbirlere ihtiyaç vardır çünkü şimdilerde yapılanlar palyatif ve popülist işlerdir. Galiba da işgüzarlıktır!