Köşe Yazarları

“Şuursuzmuşuz”, algı operasyonlarına ihtiyacımız varmış…


Kimdir bilmiyorum. Adını bile ilk defa okudum. Yusuf Kaplan’mış. Akit gazetesinde yazarmış.

Kıbrıs konusundaki yazıları tararken İngilizce versiyonuna rastladım. Ama aynı yazıları Türkçe de yayınlanırmış.

Son 3 gündür arkadaş “Kıbrıs’ı kaybettik, kaybediyoruz” yazıları yazıyor.

Biz Kıbrıs Türkleri kültürel olarak Türkiye’ye değil, Rumlara daha yakınmışız, bu kendisini ürpertiyormuş…

Kıbrıs, halihazırda kültürel olarak kaybedilmiş. Bunun ardından da fiilen kaybedilmesi gelecekmiş.  Emperyalistler oldu-bittilere hazırlanırmış, sokaklarda Kıbrıs Türklerine “Türkiye çekilsin” mitingleri yaptırırmış, algı operasyonları yürütürmüş…

Kendince şöyle diyor; “Yetkilileri uyarıyorum: Kıbrıs’taki Türkler tarafından Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesi talepleri önümüzdeki haftalarda ve aylarda daha yüksek sesle dillendirilecek! Böylece emperyalistler Türkiye’yi Kıbrıs’tan vuracaklar. Kıbrıs elden gidecek”.

KKTC’deki insanlar da buna karşı çıkmayacaklar, hatta bunu talep etmeye başlayacaklarmış, öyle olunca da Türkiye Kıbrıs’tan vurulacakmış!!!

Kışkırtıcı, bölücü, ayırıcı, tehdit içeren cümlelerine de bakın…

“Türkiye küçücük bir adayla ilgilenemedi! Kültürel olarak giremedi Kıbrıs’a! Türkiye’yle ortak medeniyet ve tarih şuuruna sahip bir halk yeşertemedi adada! Zırnık kadar anlamadıkları hâlde İslâm’dan iğrenen, ürperen bir kütle zuhûr etti… Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs’a ilahiyat açılmasına izin vermiyorlar! Kur’ân kursu ve imam hatip okulu açılmasını protesto ediyorlar, nefes aldırmıyorlar!… İşte bu, bizim Kıbrıs’ı kaybettiğimizin resmidir!”…

Önerdiği çare de şu, eğer Kıbrıs Türk halkının zihnen ve kültürel olarak değiştirilmesi, ortak medeniyet ve tarih bilinci oluşturulması; bunun için de bir eğitim devrimi yapılması, kültür ve medya projeleri geliştirilmesi….

Anlaşılan bu beyefendi ısmarlama bir yazı döktürmüş. Ya da genel trende uymuş.

“Biz” ya da “bizim” diyerek kast ettiklerinin siyasi görüş olduğu anlaşılıyor.

Kıbrıs’ı, Kıbrıs Türkünü tanımış olsaydı, Türkiye’ye bağlılığını böyle tartışmaya açamazdı.

Kendisi gibi bunu tartışmaya açanların, nasıl tepki gördüğünü bilirdi.

Bilmiyor, ya da bilerek görmezden geliyor olabilir, ancak bu ülkede Türk varlığının mücadelesi bu yazar doğmadan önce de sürüyordu…

Bizler Türkiye ile ortak tarihimizin, ortak hak ve çıkarlarımızın sonuna kadar bilincindeyiz.

Güçlü bir Türkiye’nin en büyük güvencemiz olacağını da biliriz ve çoğunluk olarak buna inanırız.

Övündüğümüz bir geçmişimiz ve korumaya, yaşatmaya baş koyduğumuz bir kültürümüz var.

Ama bu adada bize özgü yaşamak ve adanın diğer halkıyla barışçı bir çözüme varmak istiyoruz. Bildiğim kadarıyla Türkiye dış politikasında da eğer değişmediyse, hala böyle bir hedef var.

Bunu “şuursuzluk” olarak niteleyip, egemen bir başka ülkeye sözde kültür, ama aslında siyasi görüş ihraç etmeyi kimse başaramadı, başaramayacak.

Niye kaale aldın da yazdın diyenler olacaktır.

Türkiye medyasında giderek artan oranda bu tür yazılar çıkmaya başladığı için diyeyim ve noktayı koyayım…

SAVAŞ İLANI GİBİ…

Bir de utanmadan, doğal gaz konusu, çözüme motivasyon sağlayacak falan derler.

Oysa işi neredeyse savaş ilanına döndürdüler.

Fatih sondaj gemisinde çalışanlar ve işbirliği yapılan şirketlerin yetkilileri hakkında tutuklama emri çıkartılmış.

Türkiye’nin ve dolayısıyla bizim haklarımızın üstünde tepinenlere karşı seyirci kalmamız mı bekleniyordu acaba? Mütekabiliyet esasının işleyeceğini tahmin etmediler mi?

Her iki tarafla işbirliği yapan Amerikan şirketleri bile bunun böyle olmadığının farkındalar.

Ama Rum yönetimi öyle şımardı, öyle uçtu ki, ilişkide olduğu taraflar da yakında kendisini uyarmak zorunda kalacak.

Ve o taraflar, ne kadar yanlış bir yerle işbirliği yaptıklarını kısa sürede görecekler…

 YERİN KULAĞI VAR

UBP’DE EROĞLU RAHATSIZLIĞI:

UBP 15 ay sonra aradığı iktidar koltuğuna kavuştu kavuşmasına ama, belli ki parti içindeki bazı gruplar UBP’nin bu keyfine tuz biber ekiyorlar. UBP’ye yakın kaynaklar,  özellikle parti içindeki bazı hizipleşmeler ve sorunların Onursal Başkan Eroğlu ile ilişkili olduğunu söylüyorlar. Uzun süredir sesi soluğu pek çıkmayan Eroğlu’nun UBP’nin ikitdara gelmesiyle birlikte yeniden siyaset arenasına dönmesi ve bazı kararlara etki etmek istemesi, parti içinde huzursuzluklara neden oluyormuş…

İŞTE BAŞARI!!!:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sucuoğlu,önceki hükümet döneminde kayıt dışılığı önleme konusunda başarısız kalındığını iddia ederek, bunun için af ve otomasyon sisteminin geleceğini müjdeledi!…Yıllardır yaptıkları hep aynı, af çıkararak kayıt dışılığı önleyeceklerini sanıyorlar. Geçmişte de defalarca af çıkartıldı da ne oldu, bırakın azalmayı daha da arttı. UBP’ye göre af çıkarmak başarı kriteri olarak sayılıyor…

KDV İADESİ UYGULANMAYACAK MI?:

Geçen dönemden kalan kredi kartı kullanmayı özendirecek yasayı, yeni hükümet de Meclis’e getirdi. Devletin devamlılığı açısından güzel bir gelişme. Ancak yeni Maliye Bakanı, “Bu vergi iadesi yasası değildir” diyerek, yasal düzenlemenin içindeki KDV iadesi kısmının uygulanmayacağı izlenimi uyandırdı…

 

ZAMANLAMA ÖNEMLİ:

Dikkat edin, ne zaman toplumsal tepkiye neden olan bir suç işlense ardından polisin “huzur operasyonu” haberlerini okuyoruz. Ve her operasyonda da birçok kaçak yakalanıyor. Bu operasyonları otomatiğe bağlasalar ya, ille bir şeylerin olması mı lazım huzuru sağlamak için. Bakmayın siz “özgürlüklerimiz kısıtlanıyor” diyen romantiklere, vatandaşın arzusu bu operasyonların devam etmesi yönünde…

 

ERKEN BAŞLADILAR:

Nisan 2020 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için nabız yoklamaları başladı. Bizi anlıyorum şunun şurasında seçimlere bir yıldan az bir zaman kaldı ama, güneyde 2023 yılında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçim kavgalarının şimdiden başlamasına anlam veremedim. AKEL’in “önceliğin Anastasiadis’in iktidardan uzaklaştırılması” açıklamasına hükümet kanadından, “AKEL’in tek düşündüğü şey, ülkenin sorunları değil, başkanlık seçimidir” eleştirisi geldi. Ne kadar benzer bir durum. Sanki lider değişse, politikalar da değişecek.

 

ASLINDA TAHMİN ETMİŞTİK:

Güney Kıbrıs yönetimi kendi yurttaşlarının kuzeye yoğun bir şekilde geçişinden rahatsızlık duyacak, bir şeyler yapacak diye bekliyorduk. Nihayet başlamış görünüyor. Ledra Palas’da ara bölgede konserden dönen Rumlara kimlik soran polis, tecrit, kelepçeli tutuklama gibi aşırı şiddet içeren uygulamalar yapmış. Umarız istisnadır, umarız arkası gelmez. İlginç olan, olayı kamuoyuna taşıyan ve yapılanı “zorbalık” olarak niteleyen gazete Alithia da hükümet yanlısı…

 

 ZİRVEDEKİLER

Serdar Denktaş: “2003’te hidrokarbon konusunu gündeme getirdiğimizde yalanlanmıştık.  O gün söylediklerimin doğruluğu ortaya çıktı.  Biz de tavır koyalım, söz söyleyelim ama esas ses çıkarması gereken Türkiye’dir. 16 sene geçti. Hukuki, diplomatik ve siyasi adım var mı? Buna bakılması lazım. Türkiye’nin de bakması lazım. Bizim cumhurbaşkanının, hele de birçok konuda köşeye çektirilmiş, ‘sizin bu konuda yetkiniz yok, siz fazla konuşmayın’ diye bir algı yaratılmış durumu varsa, uluslararası arenada söyleyeceklerimizin, atacağımız adımların pek faydası olmaz”…

 

DİPTEKİLER

Cumhurbaşkanı’a Saldırmak Bumerang Gibidir: Serdar Denktaş’ın Meclis’te, babasından başka hiçbir cumhurbaşkanıyla aynı görüşte olmadığını vurguladıktan sonra, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın saygınlığını savunması tam da gerçek devlet adamlığıydı. Sen devletinin başındaki kişiyi itibarsızlaştırırsan, kendi itibarını yok edersin. Üstelik Rum basını bile, Akıncı’nın BM ve ABD’ye yönelik mektuplarındaki görüşlerin, bu ülkelerde itibar gördüğünü yazarken… İşkembeden atanlar, bir zahmet birer tercüman tutup, o mektupları okusunlar…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı