Köşe Yazarları

Sorunlar ortada, ya çareleri?






Dış ticaret rakamlarını mukayese edip “bittik” edebiyatı yapmak çok gerilerde kaldı aslında.




Ama yine de, ithalatın büyüklüğüyle ihracatın küçüklüğünü karşılaştırırız.



Yapmak da gerekir. Çünkü, bu bizim üretkenlikten ne kadar uzak olduğumuzu gösterir. Ne narenciyede, ne diğer tarım ürünlerinde, ne konfeksiyonda eski üretimimiz yoktur. Şu son zamanlarda ciddi miktarda hurda satmakla meşgulüz.

Ama dediğim gibi bu iki rakam, “bittik” demek için yeterli değil.

Çünkü cari açığı neredeyse tümüyle kapatan bir hizmet sektörümüz var.

Turizm ve üniversiteler…

İthalat, 2018’de açıklanan rakamlara göre 1 milyar 800 milyon dolar.

İhracat ise, sadece 106 milyon dolar.

Açık; 1 milyar 700 milyon dolar.

Turizm gelirleri resmi rakamlara göre 864 milyon dolar –ki turizmciler 1 milyona ulaştıklarını iddia etmekteler-…

Yüksek öğretim gelirleri ise, 766 milyon dolar.

Her ülke mal üretecek,  döviz gelirini ihracatla sağlayacak diye bir şey yok.

Bizde üretim hizmet üretimi.

Gayet de iyi gitti bugüne kadar, güçlendi, gelişti.

Ama neden kalkınmaya, refah seviyesini yükseltmeye yaramadı?

İşte sorunlar bu sorularla başlıyor.

Devletin kalkınan bu sektörlerden alması gereken payı almaması… Vergi düzenlemeleri, devletten hala daha akan teşvikler, destekler… Gelirin belli ellerde toplanması… Yerel işgücünün, kalkınan bu sektörlerden uzak olması. Paranın çalışan yabancı işçi vasıtasıyla yurt dışına çıkışı gibi de yanıtları var bu soruların.

Ama en endişe verici olan, kalkınan bu sektörler, kendi ayaklarına kurşun sıkmakla meşguller.

Devlet teşviğiyle, her şey dahil bedava fiyata bir otelcilik, yabancı turistin ilgi alanlarından süratle uzaklaşma… Akdeniz’de bir çok ülke, bu ucuza her şey dahil sistemiyle markalarını sıfırladılar. Biz o kötü örneği 20-25 sene arkadan, bire bir uyguluyoruz ki, geleceğimiz o yüzden parlak değil.

Yüksek öğretim sektörünün de kendi kendini nasıl yıprattığı malum. Ülke dışında oturup, sınavdan sınava gelen öğrenci kitlelerinin varlığından bahsediyoruz. Devletin zorunlu kıldığı devam mecburiyetinin hala bir çok üniversitede uygulanmaması, kaçağa düşeni devlete bildirmeme gibi etkenler, üniversitelerin bazı kötü niyetliler tarafından işçi ticaretinde kullanılıyor olması; yatırımı eğitimin kalitesine değil de başka işlere yapanların sektöre verdiği zarar. Yaratılan kötü imaj.

Hani o “bittik, battık” edebiyatı var ya, işte bu gidiş böyle devam ederse, işte o zaman gerçekten son noktaya geleceğiz.

 

ŞANTAJA BAK…

Yunanistan eski Dışişleri Bakanı Kocias ve Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristoduludis’ten sonra, AKEL lideri Kiprianou da, Türkiye’nin doğal gaz olayından dışlanmaması gerektiğini savundu geçen gün. O da diğer ikisi gibi, “Ankara’ya, sorunları çözerse kapıların kendisine açık olduğu mesajının verilmesi gerekir” diyor. Aynı söylem.

Yani neymiş, Türkiye eğer Kıbrıs sorununun Rumların istediği şartlarla çözülmesine yanaşırsa, doğal gaz olayının içine alınabilirmiş. Sanki konuların biri, diğerine eş değermiş gibi…

Böyle bir pazarlık olabilir mi? Pazarlık değil, şantaj.

Konuşanların kimliklerine bakınca, bir ortak “ulusal” taktik olduğu kolayca anlaşılıyor.

Ayın 20’sinde ABD Dışişleri Bakanı’nın da katılacağı İsrail, GKRY, Yunanistan zirvesi öncesi heyecan yaratmaya çalışıyorlar. Oyunun içindeki ABD, Fransa, İtalya gibi diğer paydaşlardan da ne hal ise tık yok. Görelim bakalım ne çıkacak…

YERİN KULAĞI VAR

DAHA NE DESİN:

Cumhurbaşkanı Akıncı’yı “Rum taleplerine boyun eğmekle” suçlayanlar aslında konuyu abarttıklarını çok iyi biliyorlar ama amaçları Akıncı’ya karşı bir lobi oluşturmak. Kathimerini gazetesine demeç veren Akıncı, önceden Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini kabul eden Rumların bundan vazgeçtiğini söyleyerek, “Şimdiki durumda, olumlu sonuç alınmasının ne yazık ki oldukça zor bir iş olacağı görünüyor. Bizim için siyasi eşitlik geri adım atılacak bir konu değildir ve Rum liderliği bu tutumda ısrar ettiği sürece uzlaşmak zor görünüyor”dedi. Daha ne desin ki…

 

ÖNEMLİ OLAN NİYET:

Belli ki yeni Kamu Görevlileri yasası sorunları da beraberinde getirecek. Halbuki ülkenin krize değil, uzlaşıya ihtiyacı var. Karşılıklı tehditler savurmak yerine oturup uzlaşsınlar. Ortam yeni krizleri kaldıracak durumda değil. Yasadaki belli maddelerle ilgili sorunlar, konuşarak, özveri göstererek aşılabilir. Önemli olan reformu gerçekleştirmek. Bu süreçte “bize dokunmayın” diyen de varsa, o da deşifre olsun.

 

YAZIK EDİYORLAR:

Muhalefet Dome otel ısrarını sürdürüyor. UBP Genel Başkanı Tatar, Dome Otel konusunu yargıya taşıyacaklarını açıkladı. Evet eksikler var. Dome Otel bu haliyle ne kadar verimlidir, kapasitesi yeni yaırımlarla daha ne kadar kar getirebilir sözleşmede bunlar yok. Keşke bu noktadan sonra artık verimlilik  tartışılsa da, otel bir de mahkeme kapılarına düşmese. Turizm mevsiminin açılmasına ramak kala, otelle ilgili yeni bir kriz yaratmak, sadece olumsuz etkileyecek.

 

TAM BİR FİYASKO:

Çalışma Dairesi Müdürlüğü’nün faaliyet raporuna göre, geçen yılın 9 ayında 3 bin 719 işyeri teftiş edilmiş ve 201 işverenin toplamda 390 işçiyi kayıtsız çalıştırdığı tespit edilerek 1 milyon 379 bin TL ceza kesilmiş. Buraya kadar herşey devletin yapması gerekenler ancak, bir buçuk milyona yakın cezadan tahsil edilen sadece 338 bin 625 TL olmuş. Yani 1milyon 40bin 375 liranın tahsili nedendir bilinmez yapılamamış…  Demek ki yasada bu konuda da bir boşluk var.

 

ARAŞTIRMA İYİ DE, ÜRÜNLER ÇOKTAN BOZULDU:

Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü yerli ürünlerin genetik tespitlerini yapmaktaymış. Bunlar zararlılara ve hastalılara daha dayanıklıymış. Yakında tescilleri yapılacakmış. Böyle çalışmaların olduğunu görmek güzel de, acaba ürünlerin niteliğinin bozulmasına karşı bir yaptırım var mı? İşte patates, işte üzüm, işte zeytin… Özellikle de zeytin. Daha çok ürün verir gerekçesiyle, varolan ağaçların çoğu Gemlik zeytinine, İspanyol zeytinine aşılandı. Tescili yapacağız ama, yerli ürünü mumla arayacağız yakında…

 

NİYE OTOKONTROL YAPMAZSINIZ?:

Kamu Araçları İşletmecileri Derneği Kar-İş, öğrenci taşımacılığındaki skandalların, üyelerini mağdur ettiğini savunuyor. Hepsi zan altında kalmış, ödemeler durmuş falan. Peki bu örgüt bir meslek örgütü değil mi? Neden kendi kendilerini denetlemezler? Bu Dernek niye var?  Bu tür dolandırıcılıkları siz hiç mi duymadınız, hiç mi haberiniz yok? Birbirinizi niye uyarmazsınız? Bu olay bir ilk değil ki… Sadece ilk kez yargıya gidiyor…

 

ZİRVEDEKİLER

Erçin Şahmaran: “Ülkedeki suç olayları, günlük yaşamın parçası olmuşken, bir kitap, bir düşünce, bir fikir peşinde koşmak, güvenlik güçlerinin, esas işini sorgulatıyor. Aynı konular değildir belki, ama kitap mı daha tehlikeli, silah mı, silahlı saldırı mı, soygun mu, artan, çeşitlenerek büyüyen adli olaylar mı?

Toplumun endişelendiği bu ortamda suçun ne olduğu anlatılmalı. Anlatılmalıdır, çünkü neyin suç olduğu bilinmezse, her yapılan, her okunan, her söylenen potansiyel suçtur”…

 

DİPTEKİLER

Lokmacı Kapısı Geçilmez: Hafta sonu Lokmacı barikatındaki geçişler tam bir eziyete dönüştü. Kuzeye geçmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruk 100 metreyi geçti ve bu saatlerce sürdü. İnsanlara adeta, “kuzeye geçmeyin” diyoruz. Sıkışıklığa rağmen görev yapan personel sayısı sadece ise ikiydi. İddiaya göre personel takviyesi talepleri de aksi tepmiş ve destek yerine oradaki personelden kaydırma yapılmış. Aklıma sosyal medyadan paylaşım yapan ve “gönüllü çalışmak” isyteyen HP milletvekili Gülşah Sanver geldi. Keşke böylesi poülist paylaşımlar yapacağına oraya takviye için çaba harcasa…

 





Başa dön tuşu