Köşe Yazarları

Son çareyi de tüketmek üzereyiz farkında mıyız?…


Cari işlemler dengesindeki açığı kapatan iki sektör ve var turizm ve yüksek öğretim…

İthalat-ihracat oranında dengesizlik yüzde 95…

Gerisi bu iki sektörün gelirlerinden.

Tamam da, her ikisinde de giderek artan bir düşüş var.

Durup da bana ambargodan falan bahsetmesinler.

Turizmde 74’den, dışsatımda, ABAD kararından beri aynı ambargolar geçerli.

Peki o zaman, geçen yıllar içinde, her alanda yüksek rakamlara nasıl ulaşılabilmiş.

Demek ki istenirse bu ambargolar kırılabiliyor.

Ama ne var, bu ülkede kendi ellerimizle yarattığımız bir istikrarsızlık gerçeği var…

Siyasette de, ekonomide de, üretim kalitesinde bile.

Sürdürülebilirlik yok.

Aksine var olanı yok etme becerimiz de var.

İşte dün gazeteler rakamlarla doluydu, yüksek öğretim tavuğunun boğazına bıçak dayanmış.

Nasıl olmuş da 2016’da 11 bin öğrenci ÖSYM ile KKTC’yi seçerken, bu yıl bu sayı 8 bin’de kalmış?

Bunun suçlusu ambargo mudur Allah aşkına?

Haydi suçlayın AB’yi, Rumları… Tatmin edin kendinizi, sorunlar orada dursun. Ya da Eğitim Bakanı gibi, zil takıp oynayın, düşürülen kontenjanlarla doluluk oranı yüksek çıktı diye…

Turizm desen ha keza.

Otellerin doluluk oranları sürekli açıklanıyor, sürekli de düşüş çıkıyor.

Ne fuarlara atılan milyonlarca lira, ne sallanan nutuklar bir işe yaramıyor.

Düşüyor, düşüyor.

Yatak sayısı artıyor, turist sayısı düşüyor.

Her ikisinin de aman kazansınlar da açığı kapatsınlar diye vergi muafiyetleri var, destekleri, teşvikleri, sübvansiyonları var.

Hatta öyle ki, KKTC yasalarına aykırı işlerine bile sırf bu nedenle göz yumuluyor. Mesela yerli personel çalıştırma zorunluluğuna asla uymamalarına, denizleri kirletmelerine, daha bir çok şeye.

Devlet ne için var? Koordine etsin, ekonominin çarkları dönsün, dengeler sağlansın diye.

Ama yok. Olmuyor.

Neden acaba?

Yüksek öğretimin sorunlarının da, turizmin sorunlarının da altında KKTC’nin kötü yönetilmesi çıkıyor.

Ehil ellerde, çağdaş planlamalarla ve vizyonla çalışmıyor KKTC mekanizması.

Uygulanan sübvansiyon sistemi işe yaramıyor. Hatta istismar edildiği iddiaları var.

Küçük oteller 5 yıldızlılara göre daha çok döviz getiriyor, ama insanlar kan ağlıyor. Öncelik bir türlü verilmiyor.

Çevre felaket. Hindistan’a gittiğini düşünüyor turist. Yabancıları bırakın, Türkiye’den gelen turistin yakınmalarını utançla dinliyoruz.

Sanki sürekli zarar ederlermiş gibi ne uçak şirketleri ile doğru temaslar kurulabiliyor, ne tur operatörleriyle, ne de Ercan işletmesiyle. Aksine fiyatlar uçuyor…

Yüksek öğrenimin sorunları ha keza. Öğrencilerin şikayetleri internet sitelerinde. Okudukça yerin dibine batıyorsunuz.

Hem sosyal yaşamla, fiyatlarla ilgili, hem öğretimin kalitesiyle. Saldım çayıra mevlam kayıra misali.

Oysa her ikisi de olmasa, battığımızın resmidir.

Eğitimi, sağlığı, iyileşmeyi, gelişmeyi bıraktık, yani gün gelip memurlar ödenmeyince, elektrik kesilince mi aklımız başımıza gelecek?

O son noktayı mı bekliyoruz? Böyle giderse yakındır.

Hükümet, kurulduğu günden bu yana bir protokol tutturdu gider. İmzayı attılar, şimdi 750 milyonu beklerler. Başka yapacak hiçbir iş yokmuş gibi.

İşte yaz sezonu, rakamlar çıktı. İşte ÖSYM sonuçları açıklandı, yine rakamlar çıktı.

Yok mu yani yapacak hiçbir şey. 750 milyonu beklemeye devam mı?

Üstelik de ekonominin ilmini yapmış bir Başbakan’la.

3 ayı devirdiler, süt, patates, şu bu ödemelerinden başka ne var?

Bu muydu kalkınma? Partinin adamcıklarını nereye yerleştirsem meselesi miydi? Yoksa Maraş mıydı, doğal gaz mıydı? Haneye giren paraya el atmak mıydı, dolaylı vergileri artırmak mıydı?

E oturarak, gündem değiştirerek, hamaset yaparak olacaksaydı, bunu herkes yapabilirdi zaten…

 

YERİN KULAĞI VAR

“KESKİN VİRAJ”:

Ve iki liderin haftalardır beklenen buluşması yarın gerçekleşiyor. Güneydeki birçok parti ve bizde de özellikle hükümet kanadı ile YDP, bu buluşmaya pek sıcak bakmıyor ve bir sonuç alınacağına inanmıyor. Rum liderliğinin buluşmayla ilgili yaptığı açıklamalara baktığımızda da, görüşlerinde pek bir değişikliğin olduğunu görmüyoruz. Bu buluşmadan bir sürpriz çıkmasını beklemiyorum ama, belki iki toplum artık bir karar vermesi gerektiğini idrak eder.

 

HALKA DA SORULMASI GEREKMEZ Mİ:

Kıbrıs konusunda yavaş yavaş bir ray değişikliğine gidiliyor. Cumhurbaşkanı’nın, halen halk iradesiyle onaylanmış politikayı sürdürmesine karşın, hükümet kanadı köktenci değişimlerden söz ediyor. Peki ama, böyle ciddi bir konuda devlet politikasının belirlenmesi, ayrıca halkın da onayına sunulması gerekmez mi? Bu halk iki defa referandum yaptı, biri 1985, biri 2004. O politika, “bugün var, yarın yok” bir takım siyasilerin kararlarıyla değişemez diye düşünürüm…

 

GELECEKTEN UMUTLUYMUŞ:

“Geleceğe baktığımda umutsuz değilim. Hiç bir biçimde umutsuzluğa kapılmamamız gerekir. Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs adasında derhal ve şartta kendi kimliğiyle varolmaya devam edeceğini düşünüyorum” demiş Dışişleri Bakanı Özersay. Nasıl umutsuz değil anlamıyorum. Gidişat o umutların tam tersi. Yakın bir gelecekte haklarından bahsedilecek “Kıbrıslı Türk” kimliği taşıyan insan bulunmayacak.. Tükeniyoruz resmen.

 

OSMANLI MI, VAKIF MI?:

Maraş konusunda hergün yeni birşeyler duyuyoruz. Önce “Maraş vakıf malıdır” dedik, şimdi ondan vazgeçtik “Maraş Osmanlı toprağıdır” demeye başladık. Bunu da söyleyen Başbakan Tatar. Önce bir karar verelim Maraş Vakıf malı mı, yoksa Osmanlı’nın mı? İkisi arasında dağlar kadar fark var ve oranın Osmanlı toprağı olduğunu iddia etmeye devam edersek, kaybedecek çok şeyimiz olacak. Yok mu bunları anlatacak birileri?

 

DANANIN KUYRUĞU KOPACAK:

Aylardır tartışılan ve tarafların üzerinde mutabakat sağlaymadığı İskele-Yeniboğaziçi-Gazimağusa İmar Planının yarın halkın görüşüne açılacağı açıklandı. Hazırlanan plana sadece müteahhitler değil, ilgili belediyeler de karşı. İçişleri bakanlığı’nın savunduğu plana, UBP’de pek sıcak bakmıyor. Hatta HP’nin ısrar etmesi halinde hükümet ortakları arasında bir krize neden olabileceği iddia ediliyor. UBP’liler bu planın arkasında “gizli hesapların” olduğunu dahi söylüyor. Bekleyip göreceğiz…

 

NELERDEN VAZGEÇMEDİLER Kİ: 

TDP Genel Başkanı Özyiğit, HP’li bakanlara 4’lü koalisyon hükümeti döneminde elektrik konusunda alınan karara sahip çıkmaları çağrısı yaparak, “Ülkede ne değişmiştir ki halen ihaleye çıkılmamaktadır? UBP’nin bu kararı onaylamadığını biliyorduk da, HP de mi attığı imzadan vazgeçti?” diye sordu. Sizin bildiğiniz HP’de o köprülerin altından çok sular aktı. Keşke sadece elektrik konusu olsa. Dünden bugüne tüm söylediklerinden 180 derece dönüş yaptılar…

ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Evet dostlar, elbette biz yönetelim, itirazım yok. Ama ‘yönetmekle’ ilgili özeleştiri de şart. Ne olur, ‘yurtseverlik’ fırtınasına kapılıp, hatalarımızı konuşmaktan çekinmeyelim. Ganimet düzeni bizi kör etmiş, erken para kazanma hırsı üretimimizi yok etmiş, kamu kaynakları hep çekici gelmiş bu güne kadar…’İrade-biz yönetelim’ sözcükleri yetmez işlediğimiz günahları örmeye dostlar, yetmez. Tıpkı bayrak edebiyatının örtemediği gibi”…

 

DİPTEKİLER

Sözde Güven Yaratıcı Önlemler: Görüşme öncesi, hoş ve boş haberlerden biri daha. Bir Rum yetkili kaynak, güven yaratıcı önlemlerin ilerletildiğini söylemiş. Neymiş, arşiv bantlarının değiş tokuşuymuş, Dillirgalılar Erenköy barikatının kaldırılmasını istemişler, merkeze uzak iki yerde daha kapı açılması ele alınacakmış. Olsa ne, olmasa ne. Ha, ama güven yaratıcı önlemlerin arasına Maraş konusunu da sıkıştırıvermiş o “kaynak”. Daha neler…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı