Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi sorunu güney’de harcayanlar!

Hatırıma gelmişken sorayım:  “Yıkılıp gitmesine, üzerinden yarım asır geçmesine karşın  hâlâ ele kucağa sığdıramadığınız “Kıbrıs Cumhuriyetini” zanneder misiniz ki Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkı kurduydu?

Bayıla bayıla yazayım: “Esamemiz bile okunmadıydı!”

Kendimizi kandırmaya hiç ihtiyacımız yoktur! Zürih Londra anlaşmalarının sonucunda kurulan KC’i ayni zamanda “ittifak anlaşmasıyla” adanın da garantörü olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere” tarafından pişirilip kortarıldı, hadi diyelim ki BM’ler de tescilini yaptıydı.

Ha tabi ki Kıbrıs Türk ve Rum halklarının liderleri” Makarios’un Cumhurbaşkanı, yardımcısının ise Dr. Küçük olacağı da gün  gibi aşikârdı. Tutun ki bu makam paylaşımları  da iki toplumun oluşturduğu bir “Cumhuriyetin” liderlerine bahşedilen ödülü olsundu!

PLAĞI değiştiriyorum:  Evet Kıbrıs’ta ayrı gayrı modeller  de olsa hepimiz çözüm istiyoruz.. O kadar ki her iki yakada da  seçtiğimiz Cumhurbaşkanlarının asli görevlerini artık “müzakerecilik” olarak kabul ediyoruz.  Ve kim masada çözüm sağlamaya en yakın adaysa, onu oylayıp seçiyoruz!

FAKAT! Yadsınamaz gerçektir. Kıbrıs Türk ve Rum halkları olarak Siyasi irademiz ne Türkiye’den  ne de Yunanistan’dan  bağımsız değildir!  “Anavatanlarımız” olan bu ülkelerin çıkarları hilafına bu adada bir anlaşmayı  meşrulaştırmak da mümkün değildir!

Bu gerçeğin nedenlerini, açılımlarını yapmak bile abese iştigaldir!

BUNA karşılık bu yalın gerçeği görmek istemeyen gözlere şavk veremeyiz! İşitmek istemeyen kulakları açamayız! Kafataslarını delip beyinlerine akıl mantık enjekte edemeyiz!

Onlar kendi yollarının yolcusu  bildikleri mevlaya çağıracaklar ama hani derler ya, sinek de küçüktür  mide bulandırır!

Aslında bugün yaşadıklarımız ibretlik olaylardır,  rahmetlik Denktaş döneminde de yaşandıydı.

NİTEKİM  BM’lerde Kıbrıs Türk halkının davasını anlatır, Rum mezalimini olaylarıyla ortalara koyarken; yine kendisi anlatıyordu, “dönemin BM’ler sekreteri önüne bizim yerel gazeteleri koyuyor ve diyordu ki Denktaş’a, “iyi ama bak, halkın seni sevmiyor kıyasıya eleştiriyor!”

Rahmetlinin çok gücüne gitmişti bu yaşadığı olay! Siyasi Kıbrıs davası  toplumu tarafından bile kabul görmezken, değil Denktaş, gökten inen peygamber Hz. Muhammet olsaydı ne yapabilirdi ki?

SÖZÜM Güney’de fink atan bazı STÖ mensupları yurttaşların    Kıbrıs Türk davasına kendi entel görüşleriyle çözüm modelleri biçerlerken Türk liderliği ile Ankara’yı töhmet altında bırakan provokasyonlarıdır tabi. Hangi amaçla hangi uğurda hangi bedel karşılığında kendi kendilerine böylesi misyonlar yüklendiklerini bilmemize imkân yoktur!

…Tabi sonuçta son karar yine TC ile Yunanistan arasındaki uzlaşma sonucunda verilecektir ama o günlere ulaşana kadar  kimselerin midemizin sağlığı ile oynamaya hakkı yoktur!

**********

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER SORUNU MU?

Dörtlü  Koalisyon, “yönetimi” devralırken söylem ve vaatleriyle büyük umutlar yeşerttiydi. Doğrusu “gençlerinin” çoğunlukta olduğu, eğitim yönünden donanımlı, entelektüel (ve hâlâ  inandığımca) “reformları” gerçekleştirme kararlığında bir hükümet görüntüsü verdiydi..

Fakat!  Bakıyorum da ne zaman CTP ağırlıklı koalisyon hükümetleri göreve gelseler, KKTC en bunalımlı dönemlerini yaşıyor!

Bunu geçmişte Yorgancıoğlu koalisyon hükümetinde de gördüktü, Kalyoncu hükümetinde de!

TABİ ki “rastlantıları” dikkate almadan bu tip şüpheci gelişmelere  peşin yargılarla bakmıyorum..

Fakat gerçekten  artık “öyle geldi böyle gitmemeli” diyen bir hükümet neden şu anda Koop. Merkez Bankasından milyonlarca TL borçlanıyor. Ki bütçe açığı da 800 milyon!

Deniyor ki bu borç ve açıklara neden olan TC’nin sekiz aydır para akışını durdurmuş olması! Peki ama neden?

İLK akla gelen  şu oluyor: Eğer Ankara bu parasal yardımlarını rölantiye alacak kadar darda değilse (ki değil) neden dörtlü koalisyon hükümetini parasız bırakarak çaresizliğe  itiyor! Ki parasızlık zaten “işlerin” durması dolayısıyla hükümetin erken seçimi çağırmasından başka çaresinin kalmamasıdır!

Türkiye bunu yani “hükümetin erken seçimle görevi bırakmasını” mı istiyor?

BU konuda ne Ankara’dan ne  Lefkoşa’dan açıklama yapılmadı! Ve gitgide çok merak ediyoruz: Nedir bu para akışındaki tıkanıklığın nedeni?

Öte yandan Ankara’da bizden sorumlu yeni koordinatörümüzün ayni zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcılarından Fuat Oktay olduğunu da biliyoruz.

Eski büyükelçi Kanbay’ın giderayak  uyarıları ve nasihatlarına da hedef olduğumuz hatırımızdadır!

ARTI toplum katlarında gelişirken bizim de canımızı sıkan Türkiye ve Erdoğan’a yönelik haddini aşan eleştirilerin “karikatür, Meclis baskını” gibi olayların elbette ki Ankara’da “demokratik haklarımız” olarak hoşgörüyle karşılanmadığının da farkındayız!..

…Tabi ki  öküz altında buzağı aramıyorum!  Fakat Güney’e geçip TC’i hedef alan provakatif  eylemlerin ve yukarıda bir ikisini vurguladığım olup geçmiş olayların kabul edilebilecek yanı yoktur Çünkü “Kıbrıs siyasi sorunu davası” ne bitmiş, ne çözülmüş ne de  çözüm konusunda bir işaret fişeği atmıştır!

Bölge ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları sorunlarını da bu olumsuz sürece uladık mı  nasıl “çok ciddi” dönemlerden geçtiğimizi   görmemek, kabul etmemek mümkün değildir!                                                              Bu nedenle diyoruz:  (Hadi kendimize acımadığımız için yine  kendimize zarar veriyoruz) ama hiç olmazsa hâlâ “velinimetimiz” olan  TC’e zarar verecek “tatsızlıklardan” vazgeçebiliriz demek istiyorum!