Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

SİYASET ŞİRAZESİNDEN ÇIKTI…

Gelecek nesillerin anlamakta zorlanacağı günler yaşıyoruz ya, bu konsepte uygun, tarihe geçecek bir hükümet kurma sürecini de yaşadık.

Olmayacağını bile bile bir işi niye yaparsın?

Yapsan da, bu çocuk oyuncağı değil… Demokrasi denilen bu sistemin yazılı olmayan kuralları da var. Ona etik denir, ona sorumluluk denir, ona devlet ciddiyeti denir…

Canın başbakan olmayı çekebilir. Ama o yazılı olmayan kurallar senin özgürlüğünü ülke menfaatleri için kısıtlar. “Devlete zaman kaybettirdi demesinler” dersin en azından.

Yok, sonuna kadar, son saniyeye kadar tuttu, süründürdü. Olacağı da neydi zaten, bir azınlık hükümeti. Sanki başka yolu yokmuş gibi, düşünülecek en son formülü zorlamaktan başka bir şey yapmadı. Neredeyse elinden görevi zorla alacaklardı.

Bir ülkede halk siyasetten ne zaman umudunu keser? Bence güvenini kaybettiği an…

Bakın şu son iki haftada yaşananlara, söylenenler hep boş. Vatan millet Sakarya. Ama yapılan, o vatanın, o milletin, o Sakarya’nın hep aleyhine. Niyetler gizli, hesaplar gizli. Güvenebilir misin?

Bu yaşta bunca şey yaşayan beni kandıramazsınız. Yutar mıyım sizce?

Yaşananların çıkar odaklı olduğu gerçeğini bilmez miyim ben…

Bir kere memleketi düşünseydiniz hükümetsiz bırakmazdınız. Demokrasiye inansaydınız iradeye saygı gösterirdiniz. Ne halkın ne parti tabanınızın iradesine saygı göstermediniz. Yapıştınız kaldınız. Kavganız kurultayda kim başkan olacak kavgası. Bizi salak mı sanıyorsunuz?

Kim ne derse desin, 40 yıllık bir siyaset tecrübemiz vardı. Ancak bu son yaşananlarla siyasetin kurumsal yapısına da güven kalmadı.

Adına siyaset denen şey, ülke çıkarları için yapılan bir iş. Oysa Kıbrıs’ın kuzeyinde bireysel ve partisel çıkar ön planda oldu. Bu siyaset türünden, ülke de halk da zarar görür oldu…

Sadece partiler ya da aktörlerden değil şikayetim, Meclis’ten de şikayetçiyim.

Tıkanma anında devreye girmesi gereken, yanlış yapanın karşısına çıkması, işini doğru yapması gereken Meclis’ten.

 

Örnek mi? Senelerdir yurt dışında yaşayan, dokunulmazlığı düşürülmüş, kendi de istifa ettiğini bildirmiş bir milletvekiline hala maaş ödeyen Meclis… Ve Meclis buna müsaade ettiği için, o milletvekili, hükümet pazarlıklarında başrol oyuncusu haline getiriliyor. Başka örneğe gerek var mı?

 

Yeni bir şey yaratmaya ihtiyacımız yok. Hafızamız orada. Tecrübelerimiz orada. Devlet ciddiyetinin korunduğu o eski günlere dönelim yeter. Partiler gelsin ideolojisi neyse ortaya koysun, halk da baskıya uğratılmadan, özgürce kimi seçecekse seçsin. Herkes haddini bilsin, sorumluluğu bilsin. Kimsenin babasından miras değil o makamlar.

 

Memlekette taş üstünde taş kalmamışken, onun üstünde tepinenleri siyasetin dışına atalım. Buna yetkimiz var unutmayın…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

OLUR MU OLUR:

Hükümet kurma görevinin Erhürman’a verilmesiyle birlikte, zamanında bozdurulan dörtlü hükümet formülü yeniden gündeme geldi. Olası dörtlü hükümet, Saner’in ulaşamadığı 26 sayısının bir fazlasına, yani 27 sayısına ulaşıyor. Bu sayı, güvenoyu da alır, bütçeyi de geçirir. Bence tek sıkıntı, UBP’nin bıraktığı yıkım ve HP’nin takınacağı tavır olacak. Dört milyara yakın bütçe açığı ve tam takır bir hazine. Bence istenirse hepsine çare bulunur. Önemli olan, teslim edilen halk iradesinin tekrardan kazanılmasıdır…

 

İŞTE FIRSAT:

“Biz parti protokolünü imzalarken BM parametrelerine katkı koyacak bir siyasal oluşum diye imza attık ama HP federasyondan tamamen koptu” diyen HP’nin istifa eden Güzelyurt İlçe Başkanı Kansoy, HP’nin dörtlü koalisyonu neden bozduğunu halka anlatamadığını da söyledi. Sadece kendisi mi, kimse anlamış değil. Şimdi bu eleştirileri ortadan kaldırmak yine HP’nin elinde. Kaybettiği güveni yeniden kazanmak ve bu topluma verdikleri sözleri yerine getirmek için bu fırsatı iyi değerlendirmelidirler…

 

BİLDİK TERANE BAŞLADI:

Hükümeti kurma görevi CTP’ye verildi. Kurar, kurmaz bilemiyorum ama, bilindik koro bildiğimiz o şarkıyı söylemeye başladı bile. “CTP’nin kuracağı bir hükümete, Türkiye onay da, para da vermez”. Birbuçuk yılı aşkındır UBP’li bir hükümet görev başında, duyan da Türkiye bizi paraya boğdu sanacak. İmzaladıkları protokollerde yazan parayı bile alamadılar. Dörtlü hükümet döneminde evet Türkiye’den beklenen kaynak akışı olmadı ama, savunma giderleri dahil kendi kaynaklarımızla tüm ödemeler yapılıyordu. Geçmişte nasıl yapıldıysa, yine yaparız… Üstelik bu ülkede kaynak vardır. Yeter ki üstüne gidecek cesaretiniz olsun.

 

SİTEM ETMEZMİŞ:

Nihayet son gün görevi iade edip ülkeye günlerce zaman kaybettiren Ersan Saner’in o an yaptığı açıklamayı dinlediniz mi? Hala ne diyor, CTP hükümet kuramazsa, yine bize sıra gelecek”… Akıllarındaki o. Ha, bir de CTP kuramazsa, sitem etmezmiş. E, size kim sitem etsin acaba? Ülkeyi kaosa sürükleyen CTP miydi?

 

İTİRAFA BAKIN:

Erhan Arıklı, geçen hafta Serdar Denktaş için demediğini bırakmamıştı. Şimdi kalkmış, “Serdar Denktaş’ı dinlemeden yaptığım eleştirilerin yanlış olduğunu anladım” diyor. Meğerse, dedikodular üstüne politika yaparmış, söyledikleri gerçek değilmiş. Bir parti başkanı bunu söyledikten sonra onun herhangi bir sözüne inanabilir misiniz? İşte siyasetin ve siyasete olan güvenin geldiği nokta bu.,,

 

BU KADAR MI ACİZİZ:

Yollarımız bozulur, Türkiye yapar, hastane yapamıyoruz, Türkiye yapar. Paraya mı eksildik, Türkiye yollar. Toplum olarak hazıra öylesine alıştırılmışız ki, ülkeyi vuran son affet sonrası Tatar, Türkiye’nin KKTC devletine doğal afet nedeniyle gereken tüm yardımı yapmaya hazır olduğunu söyledi. Yahu bir sorunumuzu da kendi içimizde çözelim. Bu devlet bu kadar mı aciz, sonra da çıkıp, “iki ayrı devlet, KKTC’yi dünyaya tanıtacağız” gibi boş laflar ediyorsunuz…

FOTO GÜNDEM: Bir de biz görelim Maraş’ı dedik. En son 1973’de gittiğim, denizine girdiğim ışıl ışıl Maraş’ın bu halini görmek insana sıkıntı veriyor. 5 Rum kardeşle karşılaştık. Evlerini görmeye gelmişler. “Ne olacak” dediler. Ne yalan söyleyim, “Ben de bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, en son sorumlusu sizin siyasetçileriniz” dedim. Onları üzüntüleriyle başbaşa bırakıp, yürüdük. Elimizden başka bir şey gelir miydi? Emin değilim…

Mehmet Moreket Maraş