Savaş gemileri, tatbikatlar, o onu geri çevirdi, o bunu tehdit etti, çatışma, gerginlik, sıcak sular….
Etrafımızda dönenler bunlar.
Sanırım 1974’den sonra ilk kez böyle bir ortamın içinde bulduk kendimizi.
Peki haberimiz var mı? Ya da umurumuz?
Gördüğüm kadarıyla yok…
Kafamıza düşen füzeyi bile ertesi gün unuttuk.
Savaşı bizzat yaşayan bir halkın, savaş sözcüklerinden kaçma psikolojisi mi acaba?
Yoksa içerideki yangın, etrafta kaynayan kazanlardan daha mı yakıcı?
Galiba öyle. Seçim derdi siyasetçinin, geçim derdi vatandaşın başını kaldırıp etrafını görmesini engelliyor.
Bir üçüncü olasılık var ki, en beteri.
O da “görsek ne yapacağız” inancı.
Doğru aslında.
Hepsini bir bir okusak, anlasak, dibimizdeki tehlikeyi yakından hissetsek ne yapacağız?
En fazla, “savaşa hayır” diye bağıracağız ama bizi duyan olmayacak.
Ya da başka bir kesim, kısasa kısas demeye devam edecek.
Yok, o kadar da çaresiz değiliz aslında.
Ne biz, ne de bizden daha habersiz olan Rum halkı.
Keşke bütün bu olası tehditlere karşı birlikte olmasa da kendi taraflarımızda bölgemizden, adamızdan belayı uzaklaştırmanın yollarını arasak.
Bana göre, iki halkın çözüm ve adada istikrar yönünde hareket etmesi ve belki bir mucize ile iki tarafın siyasi iradesinin de aynı yönde olması, Kıbrıs adasının etrafını saran, Doğu Akdeniz’i gözünü kırpmadan ateşe atmaya hazır yabancıları buralardan uzaklaştırırdı.
Bugün bu coğrafyada hiç yeri olmayanlar, bu sularda cirit atma cesaretini nereden buluyor?
Bölgenin gerçek sahipleri denizlerine birlikte sahip çıkamadıkları için.
Akdeniz’in en stratejik adasında birbiriyle tam ters yollarda giden iki tarafın varlığı, o güçlerin eline müthiş bir koz veriyor.
İstismar ediyorlar, kullanıyorlar, yeri geliyor bir tarafı yemleyip çıkarlarını kolluyorlar.
Öyledir. Emperyalizm, böyle stratejik yerlerde her zaman için bir nifak olmasını tercih eder.
Bir potansiyel çıban başı her zaman kalmalıdır ki, günü geldiğinde kullanılsın.
Saddam’ı, Kaddafi’yi, hatta Bin Ladin’i yaratan, güçlendiren, istediği anda yok etmesi mümkünken, hedeflerine varmadan bitirmeyen de dış güçler değil midir?
Gerginlik, gerginlik doğurur. Haksızlık, hukuksuzluğu… Şu anda yaşadığımız tam da budur. Yaparsan, yaparım…
Kıbrıs’ın halkları da sinema izler gibi kaderini izler…
NOT: Birkaç gün izin, Pazartesi buluşmak üzere….
YERİN KULAĞI VAR
HAYIRDIR?:
Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay bugün Ankara’ya gidiyor. Bütçe görüşmelerinin devam ettiği bu günlerde bu ani Ankara ziyareti biraz tuhaf değil mi sizce de? İkili Başkan Yardımcısı Oktay ile görüşecek. Konu İHA’lar mı, yoksa açılması düşünülen deniz üssü mü bilemeyiz ama, cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken ikili arasında bazı icraatlar konusunda yaşanan çelişki belli ki Ankara’ya kadar ulaşmış…
NASIL BİR DÜNYA:
İngiliz Daily Telegraph gazetesi Türkiye’yi, silahlı İHA kullanarak Kıbrıs’taki gerilimi körüklemekle suçladı. Hani de İngilizler dost, son seçimleri kazanan Muhafazakar Parti lideri Boris Johnson akrabaydı. Hepsi hikaye. Rumlar kısa süre önce İsrail’den İHA alırken gerilimi körüklemiyor ama, biz yapınca kıyamet kopuyor…
DÜNYADAN Bİ HABER:
İlk kez Havadisin okuyucularına duyurduğu “Turizmin kalbine askeri üs” haberi gerçek oluyor. Turizm Bakanı haberi yalanlarken, KTBK Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada; “Mevcut projede yeni karargah binası ve tesislerinin yapılması planlanmaktadır. Gerekli izin ve onaylar alınmıştır” denildi. Bizim bakan öyle bir şey yok diyor ama asker “gerekli izin ve onayın” alındığını söylüyor. Ne diyeceğimi bilemedim.
CİDDİYETE BAKAR MISINIZ?:
Mecliste bütçe dışında her şey konuşuluyor. Bütçeyi fırsat bilenler saatlerce kürsüyü işgal edip zaman çalıyor. Bunun son örneği de dün yaşandı. Her gün en az birkaç kez kürsüye çıkan Arıklı’ya, “Her kürsüye çıkan bir saat kalır, tekrar tekrar söz alırsa, bugün bitmez” denmesi üzerine Arıklı “15 dakika hakkım var. İstersem türkü söylerim. Size ne?” cevabını verdi. Olgun Amcaoğlu ise, yaptığı konuşmada kişilerin kürsüye çıkarak, ahkam kesmesinin bir gelenek haline geldiğini söyledi. Güneyde bizim bilmem kaç katı bütçe görüşmeleri 3 günde tamamlanırken, biz 10 günde zor tamamlıyoruz çünkü, bütçe değil, boş siyaset konuşuyoruz…
İŞLERİNE GELMEZ:
HP milletvekili Mesut Genç, mevcut seçim sistemini eleştirerek; “İsimler değil partiler ön planda olmalıdır. Partinin ideolojisi ve görüşleridir önemli olan. Çeşitli partilerden seçme hakkı olduğunda koalisyonlar da kaçınılmaz olur” değerlendirmesinde bulundu. Haksız da değil, adam sırf “tanıdık, dost” diye fikirlerine taban tabana zıt başka bir partinin adayına oy verebiliyor. Böyle olunca da ortaya çıkan tablo “çorba” oluyor. Keşke Türkiye’deki gibi bir sistem olsa. Ne tik, ne tercih, inandığın partiye mühürü vuracaksın, bu rezil feodal düzen de ondan nemalananlar da bitecek…
NİHAYET:
Şu Tasdik Memurluğu hikayesine yasal düzenleme gelmesine çok sevindim. Söyleyen, UBP’li ama, UBP geleneklerine aykırı, doğru şeyler söyleyen bir Maliye Bakanı. Tasdik memurlarının suyunu çıkaran, bir seçim öncesi onlarcasını dağıtan, daha sonra bir çoğunun suça karıştığını gördüğümüz tasdik memurları meselesinin yaratıcısı da UBP. Adam gibi bir yasa, resmi bir kimlik ve denetim. Umarım hiç olmazsa bu sözlerini yerine getirirler…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Anastasiadis yönetiminin ‘uluslararası alanda tanınan yasal devlet benim, benim dediğim olacak’ tavrıyla önüne gelenle ittifak kurması fayda etmeyecek. ‘Zurnanın zırt deliği’ muamelesi gören bu zavallı Kıbrıslı Türklerle oturup anlaşmazsa o hidrokarbonun keyfini süremeyecek. Ankara’da ‘yedi düvelle’ kavga etmeye hazır bir yönetim vardır. ‘Yedi düvele’
karşı adımlarını da bir bir atıyor. Makarios’un anlamadığını 50 yıl sonra Anastasiadis de anlamayacaksa başlarına geleni çekecekler”…
DİPTEKİLER“
Buray Büsküvütçü: “Bizden olmayanlar bir kez daha gün yüzüne çıktı” diyen MDP Başkanı Büsküvütçü, tepki gösteren bu kişilerin açıklamalarıyla içlerindeki devlet ve millet düşmanlığının açığa çıktığını söyledi. Büsküvütçü, sendikacılara da, “kendi işinize bakın” çağrısında bulundu… Vazgeçin bu sizdendi, bizdendi suçlamalarından. Bunlar hep eskide kaldı. İnsanları bölmekten başka bir işe yaramaz, size de faydası olmaz…
































