Köşe Yazarları

Seçilme değil ama, seçme hakkı önemli…


Giderdi, gitmezdi, gidemezdi derken, tutuklama emrinin kaldırıldığını haber alır almaz soluğu İngiltere’de alan Ersin Tatar, doğal olarak oradaki Kıbrıslı Türklere de hitap etti…

Yeni “çözüm” anlayışlarını da anlattı İngiltere’deki soydaşlara. Bir AB ülkesinde yaşayan o insanlar için ne kadar inandırıcı oldu bilmem ama, “hem federal çözüm masada dursun ama alternatifler de masada olsun” gibi tuhaf sözler söyledi. BM’nin sadece federasyonun oluşması için devreye girdiğini, BM misyonuyla yürüyen görüşme masasına başka alternatiflerin nasıl geleceğini sorguladıklarını düşünürüm. Haberin içinde yok ama, AB çatısı altında iki devlet mucizesini de tekrar etti mi acaba?

Her neyse, genelde söyledikleri bildiğimiz şeyler…

Ancak Ersin Tatar, İngiltere’ye giden her siyasetçinin yaptığı bir şeyi daha tekrar etti ve  “Londra’daki Kıbrıslı Türkler için seçme ve seçilme hakkı verilmesi konusunda hükümet olarak çalışma başlatacağız” dedi.

İşte buna ne tepki verdiklerini görmek isterdim. Defalarca aldatılmış olsalar da, daha önceki onlarcası gibi onu da alkışladıklarından eminim. “Bir umut” demişlerdir.

Çünkü hem Yurtdışı Kıbrıs Türkleri Birlik Platformu, hem de İngiltere’deki örgütler bu taleplerini sürekli dile getirdiler. Hatta internet üzerinden kampanya başlatanlar oldu.

Onlar da, yolu İngiltere’ye düşen siyasetçinin o gün söyleyip sonra unuttuğu o vaadin peşindeydiler.

Son yapılan anayasa değişikliği referandumuna bu konunun da girmesini istediler, dinleyen olmadı.

Belki seçilme hakkı anayasayla kısıtlı. KKTC’de yaşama şartı var. Dahası yurt dışında yaşayan birinin yasama görevini nasıl yapacağı da ayrı konu.

Ama seçme hakkı çok önemli.

Sadece onlar istedi diye değil… Düşünsenize yüz binlerce oydan bahsediyoruz. Kıbrıslı Türk oy’undan.

Şu anda, sonradan KKTC vatandaşı olan on binlerce insan oy kullanıp, irade sergiliyor.

Ama yurt dışındaki Kıbrıs Türkü o iradesini kullanamıyor.

O oyların da kullanıldığı bir seçimde, hangi partiye oy verirlerse versinler, daha geniş bir irade olacak. En azından bunun hesabı yapılmalıdır. “Bittik, yok olduk” diye söyleneceğimize, işte elimizde olanak.

Adam kayırmacılık, partizanlık meselelerini bitirmek istiyorsak, onun için de büyük bir fırsattır. Dediğim gibi eğer bitirmek istiyorsak.

‘Yok ben burada bana seçim kazandıracak sayıda bir avuç insanı tatmin eder, seçilirim”se maksat, yurt dışındakilerin oyunu istemezsiniz tabii.

Sonra yurt dışında yaşayanların sayısının belirlenmesi de önemli. Nasıl bir güce sahibiz, onu bile bilmiyoruz. Seçme hakkının verilmesiyle birlikte, yurt dışında yaşayanların kayıt altına alınması sağlanacak.

Başbakan Tatar’ın bu sözü ne kadar inanarak söylediğini, tutup tutmayacağını bilemem. Çalışma başlattıklarını söylemiş ama, basit bir çalışmayla hem seçme, hem seçilme hakkı vermesinin mümkün olmadığını bilmiyor mu? Yine de ortada bir söz var. 91’den beri gidemediği İngiltere’ye ilk gidişinde verdiği bir söz…

Ortağı Kudret Özersay da, yine benzer bir şekilde, geçen hükümet döneminde İngiltere’ye gittiğinde önce kaç kişi olduklarının belirleneceğini, sonra da seçme hakkı verilmesi için yasal düzenleme yapılabileceğini söylemişti. Hatta nüfus sayımı öncesi tespit adına bir çalışma yapılacağını da açıklamış, Türkiye’ye bu konuda teşekkür etmişti ama, aradan bir buçuk yıl geçti, ondan bir şey çıkıp çıkmadığını da duymadık. Yine de ortağın olaya sıcak baktığı bir gerçek.

Diyeceğim o ki, Kıbrıs Türk iradesinin daha geniş bir şekilde sandığa yansımasını, parti endişeleriyle karıştırmadan gerçekten isteyen biri, bunu kolayca yapabilir.

Görelim bakalım…

 

YERİN KULAĞI VAR

ADAYLIĞI KESİNLEŞTİ:

DP’nin 11. Kurultayında konuşan Serdar Denktaş’ın, “Bu bir veda değil, yeni bir yoldan yine hep birlikte yürüyeceğimiz çok daha zor bir yolun başlangıcında size Kıbrıs Türk halkı üzerinden selam verişimdir” sözleri cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağı sinyali olarak algılandı. Kendisi her ne kadar, “henüz karar vermedim” dese de, “yeni bir yolun başlangıcı” sözleri, yeteri kadar açıktı.

 

AYRI DEVLET SINIRI:

AKEL’in dikkat çektiği bir konu var… Rum yönetiminin sınırda sıkı denetim kararlarıyla, ara bölgeyi “hard border”e çevireceğini  söylüyorlar. Hard border, insanların birkaç basit kontrolla geçiş yapabildikleri değil, sıkı askeri ve polis denetimi olan, kuvvetle korunan sınır… Tabii iki ayrı devlet arasında. Yıllar yılı “adanın tamamı Kıbrıs Cumhuriyeti”dir iddiasıyla, kendi yurttaşlarına kontrol yapmaktan bile kaçınan Rumlar, böylece bir anlamda kuzeyde ayrı bir devletin varlığını da kabul etmiş olacak. E, yani Sayın AKEL yetkilileri, toplum liderinizin istediği de ayrılığın kesinleşmesi değil mi? Sizi alıştırıyor…

 

PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ:

Rum lider Nikos Anastasiadis, Bakanlar Kurulunda önemli değişikliklere giderek kabineye yeni isimler atadı. Anastasiadis yapılan değişikliklerin, bakanların performansına göre yapıldığını söyledi. Düşündüm de bizde de böyle bir “performans” değerlendirmesi yapılsa mevcut bakanların hangileri o koltuklarda kalırdı acaba…

 

BİLEN SÖYLESİN:

Toplum olarak çok garipleştik. Ülkenin en büyük sorunlarının başında gelen ve birçok kazanın temel nedeni olan bozuk yollar için demediğimizi bırakmıyoruz haklı olarak ama, yolların tamiri için de sıkıntıya katlanmaya gelemiyoruz. Son olarak Gönyeli çemberi bölgesinde başlatılan yol iyileştirme çalışmaları nedeniyle trafiğin tek yönden verilmesine demediğimizi bırakmadık. Nasıl yapılacak acaba bu yollar, var mı çaresi?

 

SHOW TARTIŞMASI:

MÜSİAD Başkanı Okyay Sadıkoğlu’nun sosyal medya üzerinde yaptığı, “Sn. Başbakan, ülke yangın yeri sen Londra’da bir şeyleri ispatlama peşinde, hade ülkeye dön, şimdi şov zamanı değil…” eleştirisine Tatar,  “Sıkıntın ne Okyay? 100 binlerce vatandaşımız var burada” yanıtını verince Okyay’ın;  “Benim sıkıntım toplum adınadır Sayın Başbakan.  Ülkede KIB-TEK krizi devam ederken, çocuklara tecavüz ve tacizler olurken, esnaf ve iş adamları faizlerle ve borçlarla uğraşırken, zat-ı aliniz birilerine cevap verircesine, işte ben İngiltere’ye girebiliyor ve tutuklanmıyorum dercesine işi şova dönüştürmeniz anlaşılır değildir” yanıtı da gecikmedi. Hepimizin parasıyla yapılan bu ziyaret show’muydu, değil miydi kararını siz verin…

 

TAK SİTESİ:

TAK Ajansı’nın sitesinde bir sorun olduğu anlaşılıyor. Sayfa aylardır zor açılıyor, açılsa da sayfa içinde hareket edemiyorsunuz. Benden kaynaklanan bir sorun mu diye araştırdım, aynı sıkıntıyı çeken meslektaşlarım olduğunu öğrendim. Dün de uzun saatler boyunca hiç açılmadı. Devletin resmi ajansının, hem de ücretli bir hizmeti çok daha iyi kalitede vermesi gerekmez mi? Bant genişliği yaptırmanın maliyeti nedir?

 ZİRVEDEKİLER

Okan Dağlı: “Bugünlerde izlediğimiz senaryo, Türkiye’nin zirvesinde yapılan toplantılar, alınan kararlar bize maalesef 1990 müdahalesini hatırlatıyor. Belleğimizi canlı tutmak açısından yapılanları hatırlatmak ve irademize sahip çıkmak için tüm partilere çağrı yapmak sivil toplumun görevi olmalıdır…”

 DİPTEKİLER

Eğitim Bakanlığı: Devletin inşaatı çöküyor, 5 işçi yaralanıyor. Eğitim Bakanlığı bir açıklama yapıyor, “Denetimi yapan ben değilim, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı”… Sanki aynı hükümetin parçası değiller. Sanki sorumluluğu paylaşmazlar. Devamı daha beter, “devletin bütçesine külfet oluşturmayacaktır”. Bu mudur? Korkmayın da para gitmeyecek… Ya o işçiler hayatlarını kaybetselerdi? Ya o okul bittikten sonra çökseydi? Toplum sosyal medyada Bakanı istifaya çağırırken, Eğitim Bakanlığı’nın olaya bakış açısına bakar mısınız? Yazıklar olsun…

 

 



Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı