Köşe Yazarları

Sebebi, dürüstlük ve samimiyet olmasın…


Sandığın kurulmasına daha 8 ay var ama, cumhurbaşkanlığı seçimleri ülke gündeminin başında.

Hatta Kıbrıs konusunu bile geride bırakıyor.

Dahası, adanın geleceğini kendine malzeme ediyor.

Seçimlerinin nasıl bir ortamda gelişeceği de az çok belli oldu.

Zemini, “federalistlerle”, “federalizm karşıtları” diye hazırlandı bile…

Bir kesim seçim çalışmalarını bu dar ve kısır politika içerisine çekip, siyasi rant sağlamak amacında.

Bir defa bu adada yaşayan ve çözüm istemeyen tek bir kişi bulamazsınız.

Bugüne kadar sadece federal çözüm dile getirilirdi. Çünkü devlet politikasıydı. Şimdi bir belirsizlik var. İki ayrı ve bağımsız devlet, AB çatısı altında 2 ayrı devlet modelleri yeni…

İşte seçim bu düzlemde şekillenecek.

Çeşitli anketler de boy göstermeye başladı…

Bana göre adayların bile tam netleşmediği bir ortamda “varsayım” üzerine yapılan anket sonuçları ne kadar belirleyicidir, tartışılır. Yine de iki isim öne çıkıyor. Birisi Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, diğeri CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman.

Bu iki isim, olası diğer adaylara göre önde görünüyor. Kudret Özersay ise bu iki adayın arkasında kendisine yer buluyor…

Peki ama bunun nedeni, Akıncı ve Erhürman’ın sadece “federal bir çözümü” savunmaları mı?

Akıncı, kendine karşı uygulanan yıpratma kampanyalarına, “ülkeyi satıyor” iddialarına, tüm algı operasyonlarına rağmen, sevilip sayılıyor. Dürüst ve samimi…

Tufan Erhürman ise, son yıllarda alışık olmadığımız bir siyasi portre çiziyor. O da samimi, dürüst ve içten. Yapmacık bir hali yok. Bunun yanında kendi partisinde bazı kesimlere ters düşeceğini bile bile düşüncelerini dobra dobra söylüyor…Ve bu duruş onu öne çıkarıyor.

Ço iddialı olacak ama ben inanıyorum; çıkın sokağa ve sağ partilerin tabanlarına sorun, çoğunluğun yanıtı bu iki isimden biri olacaktır.

Ne kadar inandırıcıdır bilemem  ama, Kıbrıs konusundaki duruşunu bildiğimiz YDP’nin bile “ikinci turda Erhürman’a oy verebiliriz” demesi bile ilginç.

Kısacası vatandaş artık iş yapmamayı hamasetle örtmeye çalışanları ayırt ediyor.

Daha doğrusu hamasetten artık ikrah ediyor.

Onun için dediğiyle yaptığı bir olanı seçmekte bence tereddüt etmez.

Kudret Özersay…Toparlanıyoruz Hareketi ile gündeme gelen ve o günkü “söylemleri” ile kimsenin beklemediği bir oy oranına ulaşan bir siyasetçi.

O güzel söylemler, ilk seçimde partisini iktidara taşıdı.

Ancak söylemle eylem birbirini tutmadı.

Hükümetten çekilirken sergilediği tutum bir yerlere negatif puan olarak yazıldı.

Söylemleri süratle değişti. Bu kadar kısa sürede yaşadığı değişim, kafalarda soru işaretleri oluşmasına neden oldu.

“Proje” yakıştırmaları yapıldı.

Siyasete atılmadaki ilk hedefi olan cumhurbaşkanlığı, bu yalpalamalarıyla başlamadan sona erdi bence…

Dörtlü kolasiyondan ayrılıp UBP ile hükümet kurmasını bile, “adaylık pazarlığına” bağlayanlar oldu.

Ve bugün geldiği nokta ve toplumdaki algısı, oldukça gerilere düştü…

Dönemin modası federasyon karşıtlarının hala adayı yok.

UBP gibi bir parti tarihinde ilk kez aday enflasyonu yaşıyor. Bunlardan biri, veya sürpriz bir isim UBP adayı olarak açıklanabilir.

Şimdilik kesin olan tek şey, geçen yıl bu zamanlar konuşulan, Kudret Özersay’ın “UBP destekli çatı adayı” olmayacağıdır…

Bugünden kestirip atmak yine de zor.

Unutmayın ki bu güne kadar ne isimler o sandıkta kaldı.

Sandık öyle bir sandık ki, ülkenin en büyük partisinin başkanını, başbakanları bile siyasetin dışına itti.

Onun için bu günden yarına ne olacağını kimse kestiremez ama resim de bu.

Hele adaylar resmi olarak belli olsun bakalım.

Köprülerin altından daha çok sular mı akacak, yoksa geç kalanlar mı olacak göreceğiz.

 YERİN KULAĞI VAR

SAHİ NE OLDU:

Türkiye ile mali protokol 20 Temmuz’da imzalanmış ve 750 milyonluk yardımın erken zamanda geleceği açıklanmıştı. Sonra bu paranın parça parca geleceği, ilk etapta 200 kusur milyonluk dilimin gönderileceği Başbakan Tatar tarafından açıklanmıştı. 20 Temmuz’dan bugüne tam 45 gün geçti. O günden bu güne kaç bakan Ankara’yı komşu kapısı yaptı. Ama hala ortada ne söz  verilen para var, ne de kokusu…

 KİMLER KARŞI?:

Hükümetin UBP kanadında bazı bakanlıklarda değişime gidileceği son zamanlarda sıkça dile getiriliyor. Kabine içindeki bazı UBP’li bakanların ve HP kanadının özellikle limanlar ve Kıb-Tek’in protokoldeki şartlarda özelleştirilmesine karşı çıktıkları yönünde duyumlar var. Buna bir de hükümet kurlurken söz verilip de yapılamayanların isyanı eklenince, ‘niye olmasın’ diyor insan. Yoksa üç aylık bir hükümet, daha koltuğu ısıtmadan niye kabine değişikliğine gitsin…

45 YIL NİYE OLMADI:

Adada Federal bir çözüme karşı olanların en büyük savunması, “  “Anlaşma olacak olsaydı 45 yıldır olurdu, bundan sonra da olmaz” temeline dayanıyor. Aslında esas istedikleri çözüm değil, çözümsüzlük. Çünkü var olma nedenlerini bunun üzerine kurmuşlar. Ganimet, partizanlık ve kayırmacılık onların felsefesi…

ELLERİNDEN GELSE:

İŞAD, “KKTC’de dövizin yükselmesiyle yaşanan ekonomik krizin çözüm yollarından birinin, Güney’den gelen insanların alışveriş yapmalarının çoğaltılması olduğunu” kaydetti ve bunun için Güney-Kuzey arasındaki geçişlerin hızlandırılması gerektiğini vurguladı. Yahu adamlar bırakın daha çok kapı açmayı, geçişlerde kolaylık sağlamayı; ellerinden gelse olan kapıları da kapatacaklar…

KÖTÜ KOKULAR GELİYOR:

Her hükümet döneminde sıkça konuştuğumuz anacak, hiç birşey yapmadığımız “T” izinleri yine gündemde. Sosyal medyada öyle ciddi iddialar var ki resmen dudak uçuklatıyor. İzin Komisyonu’nda bazı “al gülüm, ver gülüm” işler yapıldığı, hatırlı kişilere onlarca T izni verilerek önemli bir rant sağlandığı öne sürülüyor. Bakan Tolga’nın dürüstlüğünden kuşkum yok. Ancak şaibeler aldı yürüdü. Bence bugüne kadar verilen bütün izinleri bir gözden geçirsin. Yanlış işlem yapılmışsa da, her kim olursa olsun iptal edilsin. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz…

SPORTİF AMAÇLI MI OLACAKTI?:

“Elektriği kesmek tamamen siyasi çıkar amaçlı” diyen UBP Genel Sekreteri Ersan Saner, “Siyasi değilse geçen dönem niye yapılmadı” diye soruyor. Zaten sendikaların en önemli işlevlerinin başında ekonomik, sosyal-kültürel ve siyasi işlevleri gelmektedir. Onun için tabi ki siyasi amaçlı olacaktı, sportif bir amaç olmazdı…

ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Bakın dövize! Yakıp kavurdu bizi…Son 2 yılda yaşadıklarını kendisi bilir bu toplum.
‘Borçları yapılandırma’ dediler, koca koca bankalar çıkıp açıklamalar yaptılar, ne mi oldu? Kocaman bir yalan çıktı! Olmadı, başvuranlara dönüp yanıt bile vermediler…Fakirleştik, adım adım, az az…
Bunu en çok da dövizcide anladım. Koca koca TL’ler verip, birkaç parça Euro alınca anladım bunu…
Değişmeli bu düzen…Hem de acilen…Eğer değişmezse sonumuz TL gibi olacak. Onu da dövizcide anladım”…

 DİPTEKİLER

Neler Yapmışlar Da Haberimiz Yok: Hükümetin 100 günlük icraatları dün akşam açıklandı. Bazı meslektaşlar UBP-HP  hükümetinin 100 güne sığdırdığı “başarılı icraatlarını” sıraladılar. “Kıbrıs konusunda uyumlu bir hükümet. Doğal gaz ve Maraş konusunda ciddi adımlar atıldı. Eğitimde kaos bitti. Üreticinin ayağına gidip sorunları dinlemişler. Bilet fiyatları düşmedi ama düşürmek için

önemli adımlar attılar. Ekonomide durgunluk devam etse de halkın ve iş insanının güvendiği bir hükümet var”.  Adamlar 100 güne neler sığdırmışlar da haberimiz yok. Bence haksızlık etmeyelim…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı