İnsanı doğumla ölüm arasında geçen biyolojik bir sürecin zaman dilimindeki yılları içinde sadece yaşadıklarıyla değerlendirebilirsiniz.. Ama o zaman da tüm insanlıkla birlikte kabul gördüğü ve inanıldığı için yaşayıp yaşatılmakta olan “talihle” dolayısıyla “talihsizliği” nereye koyacaksınız? Tıpkı “fırsat” gibi.. Nitekim derler ki Allah insana yaşadığı süre içinde zaman zaman “fırsatlar” verir. İnsanın yapacağı tek şey o fırsatları “talihi” yapmaktır. Ama işte o büyük gerçek:
EĞER şu Güney’deki Rum liderliğiyle Rum topluluğunun ekstremist kafasına sahipseniz, kendileri için en kutsal olması gereken bir Noel gününde Türklere saldırarak savaş çıkartır, adayı kana boğarsınız!
YETMEZ adada bir Türk halkı olduğuna aldırmadan Eoka denilen terör örgütü Enosisi gerçekleştirmek için Yunan cuntası ile birleşerek isyan başlatır, sonuçta Kıbrıs’ı Kuzey ve Güney bölgeleri olarak ikiye ayırırsınız!
Sonra da çözüm sağlamak için 46 yıl sürecek bir maskaralık müzakere serüveni başlatırsınız ama ne Adanın büyük kısmının sahibi olacağınız Annan planını kabul edersiniz ne de İsviçre’deki müzakerelerde Türk tarafının daha çok tavizlerde bulunmasına karşın çözüme yanaşırsınız!
YANİ “vermedi mabut neylesin Mahmut” misali Allah’ın çözüm için size verdiği fırsatları heba etmek ne kelime, tepersiniz! Ki şimdi de size sunulan Maraş’la ilgili fırsatı tepiyorsunuz! ***
SON ŞANS MI? Geçtiğimiz Pazar KKTC’nin 37. kuruluş yılıydı. Gerek Sn. Cumhurbaşkanı Tatar gerekse kutlamalara katılan Erdoğan konuşmalarını, yüzlerini Güney’e çevirerek bir süre önce imar iskâna açılan Maraş’tan yaptılar.
Söylemler tüm dünyanın dolayısıyla BM’ler sekreteryasının da işiteceği kadar açık ve netti.. Şöyle ki:
“46 yıldır çözüm olsun diye bekliyoruz artık yeter. Artık Türkiye de Kıbrıs Türk halkı da bu diplomasi oyunlarından bıkıp usandı!”
“Bundan sonra Federasyonu görüşmeyeceğiz çünkü adada biri Türk diğeri Rum iki devlet vardır. Masaya da bu statüsel haklarımızla otururuz.”
“Doğu Akdeniz’de adil olmayan bir denklem barış ve istikrar üretemez.”
“Maraş’ta atılan adım mevcut mağduriyetlerin giderilmesini sağlayacaktır.”
***
İŞTE “FIRSAT:” Maraş’ın açıldığı günden beridir Rum tarafına şu çağrı yapılmaktadır: “Gelin mülkünüze yeniden sahip çıkın.”
Nitekim Maraş’ta malı olan bazı Rum tüccarlar Maraş’a dönmeye hazırmışlar. Tabi Rum idaresi izin verirse çünkü bundan sonra anlaşılmıştır ki Maraş olası bir çözümde de iade edilmeyecektir..
Çünkü Rum tarafı bu fırsatı Annan planına hayır demekle kaybetti! Buna karşın Türk idaresindeki Maraş bundan sonrası barışçı çözümün ve iki halk arasında sağlanacak “siyasi ve sosyoekonomik” ilişkilerin emniyet supabı olabilir. Türk Rum halkları yurttaşlarının Maraş’ta bir arada olmaları, tutun ki ileride sağlanacak iki devletli çözümün getireceği ilişkilerin bir alıştırması olabilir.. Maraş iki bölge arasında Türk ve Rum halklarının bir arada yaşayacakları “tampon” yada pilot kent” olarak iki devletli nihai bir çözümün zemini haline getirilebilir.. Ben “neden olmasın” diyorum.
***
KISACA TAKILDIĞIM: (HÜKÜMET KURMA ÇALIŞMALARI:)
KKTC’nin 37. Kuruluş yıldönümüne denk düşen bir hükümet krizine “olağan” demek mümkün değildir.. 37 yıl sonra bile hâlâ “koalisyon” partileri tarafından kopartılan hükümet krizleri yaşıyorsak, artık başımızı ellerimizin arasına alarak ciddi ciddi düşünmek zorundayız. Çünkü bizim hükümet krizleri çıkarmak lüksümüz yoktur. Buna hakkımız hiç yoktur.
Kİ artık anlaşılmıştır. KKTC’i koalisyon hükümetleriyle yönetmek mümkün değildir. Nitekim geçen haftanın haber ve yorumlarına da konu olduydu. Ersan Saner hükümet kurma çalışmalarını sürdürürken parti başkanlarıyla görüşüyor..
Kurulacak hükümet “geçici” olacak çünkü henüz kabul görmese de Mart ayında erken seçime gitme olayı var. Bazı parti başkanları buna sıcak bakmıyorlar. Haklılar! Hiçbir parti üç dört ay sonra seçime gitmek için koalisyona katılmaz çünkü iki üç ayda sadece seçim hazırlıkları yapacaklarından, KKTC ekonomisinin anasını ağlatırlarken, yatırımları rölantiye almaktan başka icraatları da olmayacak! Z Kaldı ki zaten Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görüldü: Millet seçimlerden seçimlere atlamaktan bıktı usandı ki sandıkları adeta boykot etti! Bu kez bir erken seçime daha gidilirse tam tamına “parlamento dışı bir muhalefetle” karşılaşılır ki seçime karşın sandıktan çıkan vekiller koalisyon hükümeti bile kuramazlar.. (Mesela dedik!)
FAKAT Saner’in arayışlarından da anlıyoruz ki gene de akıllar fikirler “erken seçimdedir!” Nitekim Parti liderleri olası koalisyon hükümetine katılmak için kimileri peşin peşin başbakan yardımcılığı istedi kimileri maliye bakanlığı ile spor bakanlığı..
Yani farelerin de çok sevdiğince “peynirin göbeğine oturmak!” Ki arada her üç parti de (DP, YDP, tabi UBP) Spor Dairesi yanı sıra Kıbrıs Sigorta ve Lefke Avrupa Üniversitesinin kendinde olmasını da istemiş, uzlaşı sağlanamamış!
Sonuçta bir kez daha “başkanlık sistemine geçmek gerekir” demek gereğini duyuyorum..
***
SEVİNMEMEK MÜMKÜN DEĞİL: Bu yıl yani 2019-20 yıllarında bir çok ülkeye narenciye ihracatımız 78 milyon 712 bini aşmış.
Gel de sevinme.. Kurudu kuruyacak dediğimiz bahçeler demek ki yeniden yeşertilmiş.. En önemlisi demek ki sarı altın dediğimiz ve Kıbrıs’ın en değerli meyvesi durumundaki narenciyemiz bir kez daha tarımsal üretimimizle ihracatımızın armadası olmuş…
Bunda TC’den akan suyun ne kadar etkili olduğunu bilmiyorum ama olmuşsa eğer bu yönü ile narenciye bahçelerimizin yanı sıra oluşturulacak yeni narenciye bahçeleri de geleceğin umudu olacaktır..
…KURAK çorak bir ada olsak da tarıma sarılmaktan başka çaremiz yoktur çünkü önümüzdeki yıl ve yıllarda dünyayı büyük açlık bekliyormuş.. Şimdiden Afrika ülkelerinde Asya’da başladı bile.. TC’den akan su bize daha çok üretim fırsatı veriyor doğrusu sevinmemek mümkün değil…
































