Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

TEK TÜK KALAN EVLER GİBİ

Birkaç han hamam yanında Derviş Paşa’nın yaptırdığı su kemerli dışında Osmanlı/Türk kültürüne dair göze değer eserler yoktur günümüze uzanan.

1930’lardan sonra Rumlar ve Türkler arasında başgösteren siyasi tartışmalar sırasında kimi Rum gazeteci ve yazarların küçümsediği bir notaydı bu.

Türklerin öteden beri kültür ve sanatta hiçbir eserlerinin ve estetiklerinin olmadığına değinen yazılar yayınlanırdı.

Bu tür yazılar ada Türklerini hor görmeye yönelikti.

Rumların birçok konuda daha ileri sayılabilecekleri söylenebilirdi ama doğrusu herhangi bir eser yaratmada harikalar yarattıkları söylenemezdi.

Kendilerini kıyasladıkları toplum Kıbrıslı Türkler olunca, kendilerini daha ileri görmelerinde bir gerçeklik buluyorlardı ama bu gerçeklik harikalar yarattıklarından kaynaklanmıyordu…

Lefkoşa gibi birçok gezginin hayranlıkla gözlemlediği bu doğulu kenti özgün özelliklerinde çıkaranların başında Rumların geldiği söylenirse, ileri bir iddia olmaz.

1930’lu yıllardan itibaren çimento-beton adaya gelince, eski Lefkoşa’da tarihi ve kültürel yapıları yıkıp yerine beton binalar döşeyenler onlardı; hangi estetikten bahsedilebilir ki?

Foscolo tarafından çekilen ve surlar içinde yer alan Ledra Street’in antik fotoğraflarına bakılırsa, o güzelim yolun karşılıklı ahşap köşklü evler arasında uzayıp gittiği görülür.

Ama çok geçmeden Rum tüccarlar bu yapıları yıkacaklar ve yerine beton binalar dikeceklerdi…

Ve çok geçmeden aynı şey Girne Caddesi’nin başına gelecekti…

Şimdi geriye birkaç ev kalınca didinip duruyorlar; vizyona bak!

İnsanın içinden “al birini, vur ötekine” demesi geliyor.

Kim kimi sanat, kültür ve estetik bakımından hor görebilirdi ki?

Adada görülebilecek görkemli eserler Lüzinyan ve Venedik dönemlerine uzanıyor.

Lefkoşa Venedik döneminde batılı bir kent iken, Osmanlı döneminde doğulu bir kent görünümündeydi.

İngiliz dönemi sürecinde şehirlerin modernleşmesi adına bu görünüm ileriki yıllarda adım adım yerini beton binalardan ibaret sözde gelişmiş bir kente bırakacaktı.

Modern yerleşim alanları elbette yapılabilir ancak eskisi korunarak.

Fakat Kıbrıslılar bu bilinçten yoksundu…

Bu bilinç yoksunluğu siyasal meselelerde de kendini gösterdi.

Dört tarafı denizle çevrili, dağları kekik ve ada çayı kokan, yer yer nergis kokularının rüzgarla savrulduğu bu küçük toprak parçasının her zerresini birlikte solumak ve özgürce yaşamak için kullanamadılar.

Zihinlerini zehirleyen siyasi davaları ön planda tutuldu hep.

Neyi ön planda tutacaklarını bilmiyorlardı!

Şimdi de bilmiyorlar!

Ve geleceklerini antik kentleri yıkar gibi yıkmaya devam ediyorlar.

Gün gelecek o evler gibi tek tük kalma tehlikesini göremiyorlar…