Köşe Yazarları

Resmen üzülüyorum ve hicap duyuyorum…


Cumhurbaşkanı çok şey söyledi.

Kıbrıs konusu, iç konular ve Türkiye’yle ilişkiler konusunda yapılması gerekenleri kendi bakış açısıyla 13 maddede topladı.

Bunları haberlerde gördünüz. Tartışılacak tarafları yok. Zaten Cumhurbaşkanı Akıncı’nın en baştan beri söyledikleri ve makamda olduğu sürece izlediği politikaydı.

Asıl mevzu, yazmaktan dahi hicap duyduğum, Maraş gibi bir devlet meselesiyle ilgili plandan Cumhurbaşkanı’nın haberdar edilmemesidir…

Akıncı, en azından BM ile uyumlu ve dolayısıyla uluslararası hukuk içinde davranmak gerektiğine vurgu yaptı ve “Bırakın BM’yi, KKTC Cumhurbaşkanını dahi dışlayarak Maraş’a ilişkin üstelik ne olduğunu izah edemeden bazı kararlar alındığını açıklamak, ciddiyetten uzak bir tavırdır. Kıbrıs ve dünya gerçeklerine aykırı olarak atılacak her adımın telafisi mümkün olmayan zararlara uğramamıza yol açacağı konusunda uyarı yapmayı gerekli görüyorum” dedi.

Bu noktadan sonra kimse ağzını açıp da cumhurbaşkanlığı seçimi falan demesin.

Eğer illa da diyecekse, bunu bu duruma getirenler için söylesin.

Yani eğer ortada seçime yönelik bir çıkış varsa, bunu yapan asla Akıncı değildir.

Sadece farklı düşünen Cumhurbaşkanı’yla bir konsensüs aramamayı tercih etmektir bu.

Başka da bir izahı yoktur.

Sonuç, hüsrandır.

Yapılmak istenilen olumlu bir şey bile olsa, o hedef, baştan berhava edilmiştir.

Bir kere bu durumun tamiri zordur. Tekrar başa dönüp, cumhurbaşkanıyla istişare ettikten sonra “devlet politikamızdır” da deseniz, özellikle dıştan gelecek büyük eleştirilere hedef olursunuz.

İkincisi ortaya konulan bir zafiyettir.

Bununla alakalı da en güzel sözü Tufan Erhürman’dan dinledim.

Şöyle dedi; “Şimdi bir BM yetkilisi Sayın Cumhurbaşkanını tam da bugün ziyaret edecek olsa. Ve ‘ne oluyor? Maraş’ta amacınız nedir?’ diye Sayın Cumhurbaşkanına soracak olsa Sayın Cumhurbaşkanı burada nasıl bir cevap verecek? Yani biz Kıbrıs Türk Halkı olarak uluslararası kuruluşlar nezdindeki temsiliyetimizin bu duruma gelmesini arzu eder miyiz? Bu bizi uluslarası kuruluşlar nezdinde hangi pozisyona oturtacak? Bu kabul edilebilir bir şey midir?”…

Dediğim tam da budur…

Dışişleri Bakanı’nın “KKTC Hükümeti Maraş’ı açma kararı almadı. Aldığımız karar bu aşamada Kapalı Maraş içerisinde bir envanter çalışması yapılmasıdır” sözleri durumu normalleştirme niyeti taşısa da, ne kadar inandırıcı olabilir ki?

Ben bile burada bunları yazarken, devlete bir zarar gelmesin diye endişelenirken, durumun ciddiyetini hiç umursamadan, gelen eleştirileri “gereksiz siyasi tartışmalar” olarak niteleyebiliyor. Sanki eleştiriler sadece iç politika sınırları içindeymiş gibi. İşte bu vahim…

Rus Büyükelçi olayının üstüne tuz biber ekti bu son olanlar.

Bunca yıldır, ta 63’ten beri, varlığımız yok sayılsa da, tanınmasak da ciddiye alınan bir duruşumuz, bir saygınlığımız vardı.

Şimdi bakıyorum, güneyde bu tartışılıyor.

Bize bunları yaşatmaya, bu dalga geçmeleri okutmaya kimin hakkı var?

Çocuk oyuncağı değil ki bu…

Dahası, bilerek veya bilmeyerek toplum bir kez daha kamplara bölünüyor.

Sadece bu olay özelinde değil. Konu sosyal medyada nereden nereye geldi, merak eden baksın.

Var mıydı böyle bir ihtiyaç?

Hele de madem ki bir yeni politik duruş sergilenecekti, bunu kamplaşmış bir halkla yapmak mı lazımdı, yoksa hepsinin desteğiyle mi?

En bariz örnek, KKTC’nin ilanı… Büyük bir politika değişikliğiydi o da.

Ama rahmetli Denktaş, içte birliği şöyle veya böyle sağlayarak çıkmıştı kürsüye.

Yazık, bugün bunları gördükçe üzülüyorum…

YERİN KULAĞI VAR

İPLER GERİLDİ:

Dışişleri Bakanı Özersay’ın Anastasiadis’le yediği yemeğin görüntülerinin çıkması ile başlayan tepedeki kriz, Maraş konusunda Cumhurbaşkanı Akıncı’ya bilgi verilmemesi ile zirve yaptı. Hükümet neyi, kimden saklıyor, ne yapmak istiyor? Kıbrıs sorunuyla ilgili hükümet bir karar üretiyor ama, bunu önceden bilemesi gereken görüşmeci ve seçilmiş Cumurbaşkanına bilgi verilmiyor. Aklımıza Tatar’ın “ayar verilecek”sözleri geliyor.

 

UBP’DE SULAR DURULMUYOR:

“UBP iç yazışması”nın bilerek sızdırılması, yakın bir gelecekte ciddi kavgaların yaşanacağını gösteriyor. Mesajlardan, Hüseyin Özgürgün’ün dokunulmazlığının kaldırılması konusunda parti içinde ciddi görüş ayrılıkları olduğu anlaşılıyor. Özgürgün’ü “yedirmeyiz” diyen bu arkadaşlar soruşturma açılması için imza veren Başbakan Tatar ve Kudret Özersay’a da veryansın ediyorlar. Güçlerini ve ne yapabileceklerini bekleyip görmek lazım ancak, Özgürgün için verilecek karar ne olursa olsun, UBP’den çok hükümeti etkileyecek.

 

TATAR’IN İKİNCİ BAŞARISI:

Genel Başkan seçilmesinin ardından parti içinde aleyhine başlatılan yıpratma oyunlarını akılcı bir davranışla bir bir savuşturduğunu görüyoruz. Önce Taçoy ile yaşanan Genel Sekreterlik krizindeki başarısı, ardında Genel Sekreterlik seçiminde destek verdiği adayın açık ara kazanması. Ancak iş bunlarla bitmiyor. Aynı kararlılığı sürdürmesi lazım. Muhalefetin büyük bir kısmının  Özgürgün yandaşı olması işini kolaylaştırabilir.

 

BİZİM DEĞİL ONLARIN KAFASI KARIŞIK:

Geçmiş hükümet dört başlı idi ve bazı konularda farklı sesler çıkması UBP tarafından çok eleştiriliyordu. Şimdi ikili bir koalisyon var ama, bu ikili Maraş konusunda bile ortak bir dil kullanamıyor. Başbakan Türkiye ile istişare ettik ve “açılacak” diyor, küçük ortak ise tam tersi, “biz Maraşı açma kararı almadık, sadece envanter çalışması yapılacak” diyor. Bizim değil ama onların kafaları karışık…

 

GÜNEY ÇARE ARIYOR:

Cyprus Mail, güneyden, kuzeye geçişlerdeki artışın tümüyle ekonomik olduğu görüşünü savunuyor. “Yıllardır prensipleri nedeniyle kuzeye geçmeyenler, aniden orayı görmek, Kıbrıslı Türklerle kaynaşmak ihtiyacı mı duydular? Yanıt çok daha sıradan, ekonomik sebeplerle geçiyorlar” diyen Cyprus Mail, bazı siyasi partilerin taleplerine rağmen, yetkililerin önlem alamadığını yazıyor. Akaryakıt ithalatçılarının satışlar düştüğü için vergi indirimi isteyeceğini, bunun da devlet gelirlerinden vazgeçme anlamına geleceğini belirtiyor ve “Bakalım hükümet gelirinden mi vaz geçecek, yoksa kapıları mı kapatacak” diyor.

 

DERDİMİZ YETMEZMİŞ GİBİ:

Mültecilerin Türkiye üzerinden KKTC’ye açtıkları yolda trafik yoğunlaşacak gibi görünüyor. Hükümet Suriyelilere vize uygulaması başlatsa da, kaçak işliyor. Dün polisin Mağusa limanında tırlarda arama yaptığı saatlerde, Mersin’de KKTC’ye hareket etmek üzere olan bir tırda 20 Suriyeli yakalandı. Polisin işi başından aşmış, şimdi bir de bu.

 

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Maraş’ta envanter çalışması yapılacakmış. Tekmil nüfusu Türk olan veya karma köylerde veya çoğunluğu ya da azınlığı Türk olan köy ve kasabalarda herhangi bir envanter çalışması yapıldı mı bugüne kadar? (Talat döneminde, cumhurbaşkanlığında güneydeki Kıbrıslı Türklerin tarihi kültürel mirası üzerine yapılan çalışmalar hariç). Kendi köyüne, malına mülküne, bağına bahçesine sahip çıkmayan, buraları yok sayan, aldık-verdik anlayışı içinde olan, hakkında hiçbir bilgiyi devlet arşivlerine yerleştirmeyen bir anlayışın, Maraş’ta yapacağı ileri sürülen çalışmalar ne anlama gelir ki?”.

 

DİPTEKİLER

Zor Durum: Armağan Candan ve Ersan Saner, 24 Haziran’da Strasburg’da başlayacak AKPA toplantılarına katılıyorlar. Kulislerde, Maraş konusunda sorular gelirse, işleri zor.  Candan’ın partisinin bilgisi yok. O nedenle düşeceği durum, trajedi. İş Ersan Saner’e düşecek. Onun da işi zor, çünkü partisiyle ortağının söylemleri farklı. Ya bir de kalkıp, “Bu bir devlet politikası mıdır” diye sorarlarsa? Düştüğümüz duruma bakar mısınız?

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Biz,bu kafayla gidersek,yandık demektir.Her koltuğa oturan,ötekini beğenmez ve bilgilendirmez.Ne başta hayır var,ne de başta olmayanlarda.Tek ortak noktaları,Biz Kıbrıs Türkleri’nin haklarımızı peşkeş çekmek olmuştur.Emeklerimize yazık oldu.Fırsatı bulanlar,7 sülâlelerine,onlar da kendi 7 sülâlelerine dağıttılar.Hiç mi ‘’BU VATAN BİZİM’’ diye davranılmayacak?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı