Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Reformlar, projeler, yapısal dönüşüm..?

Öyle de tepki var, böyle de…

O zaman, popülist olmayacaksın, yapılması gereken ne varsa, korkusuzca, cesaretle yapacaksın…

Üstelik de gelirken “Ben cesur olacağım. İsterse siyasette son dönemim olsun… Toplum için siyaset yapacağım” diyenlerdensen…

Hükümetin Pazartesi günü yaptığı basın toplantısı, sanırım beklediğinin tam tersi bir sonuç verdi…

Neden böyle bir zamanda kamuoyunun karşısına çıkmışlardı, anlayamadık.

Ekonomik durum denince, yeni kararların alındığını sandık, öyle bir durum görmedik.

Ellerinden geleni yaptıklarını söylediler ve yapabildiklerini sıraladılar.

Öyle olunca da, “Peki sonra?” sorusu soruldu haklı olarak…

Ticaret Odası’nın dün yaptığı bir açıklama var.

Yapılabilecek daha başka şeyler de olduğunu ama yapılmadığını söylüyorlar.

Mesela, kamuda, tarımda, yerel yönetimlerde, vergi sisteminde yapısal reformların hayata geçmesi..

Ki bunlar, ekonomik protokolun da gerekleriydi ve hem adam gibi bir düzene kavuşmanın hem de Türkiye’den para akışının gereğiydiler…

Geçen dönem UBP-DP hükümetini  bu reformları yapmadıkları, projeleri hazırlamadıkları için yerden yere vurduk.

Vurduk, çünkü her nedense proje yapmaktan uzak durdular ve dünya kadar para geri gitti.

Ekonomiye, yapısal dönüşüme can suyu olacak paralardı bunlar.

Dahası, o reformlar KKTC’nin bence en önemli sorunu olan kendi ayakları üstünde durmasını sağlayacak reformlardı.

Belki etkisi günü birlik görülmeyecekti, uzun vadeliydi ama ülkenin artık tarımıyla, sağlığıyla, eğitimiyle, kamusuyla daha verimli çalışmasını, üretmesini sağlayacaklardı.

Kara delikler bir daha açılmamak üzere kapanacaktı.

Bir çok alanda partizanlığın önü kesilecekti.

Şimdi ben mesela Pazartesi günkü basın toplantısında, geçen dönem bilerek ve isteyerek yapılmayan o projelerden hangilerine başlandığını, çalışmaların ne aşamada olduğunu duymak isterdim.

Bakanlar bölük pörçük bir takım projelerden bahsettiler ama, bunlar da pek yapısal görünmüyordu. Gündelik işlerdi…

Mesela sağlıkta döner sermaye, genel sağlık sigortası meselesi ne oldu..?

Tarıma ve turizm teşviklerinde düzenlemeler ne aşamada. Bırakın protokolu, bu hükümetin programında da vardı teşviklerin yeniden düzenlenmesi, bu konu ne oldu..?

Yeni bir ekim dönemi, yeni bir turizm dönemi eski düzenle başladı, başlıyor. Bunların çalışmaları yapılıyor mu? En azından Meclis açılana kadar bu yasalar hazırlanmış olacak mı..?

Ya da mesela, 2016-2018 protokolu heba edilen bir başka protokol olarak tarihe geçecek ve biz yenisine mi bakacağız..?

Yanıtlanması gereken sorular bunlardı aslında.

Tamam gündelik sorunlar da var baş edilmesi gereken ama, bu hükümet bir dönüşüm, bir kilometre taşı olmayacak mıydı..?

Ve geç kalınmıyor mu..?

 

 

YERİN KULAĞI VAR

KAÇAK MI ARTTI, DENETİM Mİ:

Havadis’te Eniz Orakcıoğlu’nun kaçak işçi konusundaki haberinde, yapılan denetimlerde yakalanan kaçak işçi sayısının geçen yıla göre 4 katı arttığı belirtiliyor. Bu iki şekilde yorumlanabilir. Bir; kaçak işçi sayısı 4 misli artmıştır; iki, denetimler artmıştır. Malum 2017 iktidarının kaçak çalıştıranın ayağına basmama gibi bir tutumu vardı. Umalım ki ikincisidir. Ve eğer denetim olanakları artsa, ben eminim yakalananların sayısı bir o kadar daha artacak…

 

VATANDAŞIN CEBİNE GELENE KADAR:

KKTC’yi soyan soyana… Arsası devletten, vergisi sıfır, üstüne bir de teşvik, darpahene kurandan tutun da, saadet zincirini vergisi düşük diye KKTC’de tescil ettiren, şimdi de sosyal medya hesaplarını yine aynı sebepten KKTC’de açanlar. Çok mu zenginiz? Yoksa basit bir vergi reformu yapmaya gücümüz mü yok? Sonra da gelir arttıracağım diye vatandaşın cebine göz dikmeler. Önce görevinizi yapın, kaçağı önleyin, vatandaşa sıra gelmez zaten…

 

BİZ UYURKEN:

Kıbrıs Ada Kent Üniversitesi ile Türkiye Maarif Vakfı ortaklık anlaşması imzalamışlar. Türkiye Maarif Vakfı hani şu Beylerbeyi sırtlarında onlarca dönüm arazinin Vakıflar İdaresi tarafından tahsis edildiği ve İlahyat Fakültesi yapacağı iddia edilen vakıf değil mi? Bu ülkede bizim dışımızda birlerinin neler planladığını ne yazık ki bilemiyoruz. Bizim, herşey olup bittikten sonra haberimiz oluyor ama, o zaman da herşey için geç kalıyoruz…

 

TAHAMMÜLSÜZ:

“Suçu her şekilde süslemeye çalışmak iyi bir şey değil, tam aksi duygulara neden olur. Çoğu kişinin, güya iki toplumu yakınlaştıracağına inanarak yapmaya çalıştığı budur. Karışmak istemiyorum ama güya dostluk ortamına veya dostluk ortamı olmasına hizmet etme çabasının olumsuz etkilerini görüyorum. Gerçekleri, var olmadığına inanarak halının altına gizlemeye çalışıyoruz. Kıbrıs sorununun çözüm yöntemi bu değil”diyor Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis. Aslında 50 yıldır gerçekleri halının altına gizleyen kendileri. Bırakın adada bir çözümü, iki toplumun kaynaşmasına bile tahammül edemeyen bir zihniyeti temsil ediyor…

 

BİZE DEĞİL, ONLARA SÖYLEYİN:

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’ta tarafları iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm için siyasi irade ve sorumluluk ortaya koyup, gereken uzlaşıları sağlamaya çağırmış. İyi de bunu bize söylmeselerdi. Çünkü Türk tarafı olarak federal bir çözüm konusunda herşeyi yaptık ama, hep ayak sürüyen, işi yokuşa süren Rumlar oldu…

GÜNEYE TURİST AKINI:

Biz hala uçak fiyatlarını ve aksayan sefer sayılsrını tartışalım. Komşuda turistten geçilmiyor, rekor üstüne rekor kırıyorlar. Otellerinde kumarhaneleri olsa diyeceğim ki, bizdeki gibi “kumar oynamaya geliyorlar”. Ama o da yok. Otuz yıldır uçak sorununu çözemediysek eğer, biz daha çok tursit bekleriz. Cek caklarla bu işlerin yürümeyeceğini bilmeliyiz…

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Turizm diye isimlendirilen ama aslında tamamen kumar üzerine kurulu düzenekler yaratıp yüz milyonlarca dolar kazananların hükümete paralel bir yapı kurma peşinde oldukları, medya sektörü dahil birçok alanda hükümranlık kurmaya çalıştıkları herkesin bildiği bir sırdır. Dolayısı ile Rum tarafını emsal göstererek ‘KKTC vatandaşlarına da kumarhaneler serbest olsun’ demek softa şaşırtmacasından başka bir şey değildir”…

 

DİPTEKİLER

KKTC “Smurfing” Cenneti: Mağusa’daki kara para aklama olayı zincirleme büyüyor. Aslında bu aklama konusunda izlenen ve adına “Şirinler (smurfing)” denilen yöntem. Aklanacak meblağ, küçük miktarlara bölünerek, “smurf” denilen alakasız şahıslar tarafından bankalara yatırılması sağlanıyor. Bizim memlekette bu işi daha çok üçüncü ülkelerden gelen öğrencilerin yaptığı biliniyor. Hatta bazı bankalar olaya karışmayı reddettiklerinden, bu yöntemle para havalesini sağlayan sistemleri kullanmaktan vazgeçmiş durumda. Kara para aklamanın yasak olduğu bir ülke burası ama her nedense saddece küçük balıklara ulaşılıyor…