Kıbrıs Türklerinin, adada kendi siyasi sistemleri, kendi kültürleri ile özgün yaşamını sürdürmesini, dahası büyük bir çoğunluğun Kıbrıs sorununun çözülmesini istemesi başka şey, Türkiye’ye bakışları başka bir şeydir.
Türkiye Kıbrıs Türkünün gözünde ve gönlünde, duygusal bağlar, ortak kader, kökümüz, tek dostumuz, dil, köken, kültür birliği ile ayrı bir yerdedir. Herkes tarafından “anavatan” olarak tarif edilmese bile, aynı ulusun bir parçası olma duygusu gerçektir…
Bunun tersinin düşünülüyor olması, ezici bir çoğunluğu acıtır.
İki devletin ve halkın birbirine gönülden bağlılığına inananların böyle bir tezi ortaya atması da o nedenle, kendilerinin istemediği yıpranmalara sebep olur.
Var mı böyle bir lüksümüz?
Ya da şöyle sorayım, bu iddialarda bulunanlar gerçekten iddialarına inanmakta mıdırlar?
İnanmadıklarına eminim. Bu topraklarda yaşayan insanların ezici çoğunluğu Türkiye’nin iyiliğini ister, kötülüğünü değil.
Karşılıklı politik eleştirileri, farklılaşmaları, ayrışmaları başka yerlere götürmek, kimse kusura bakmasın ama iyi niyetli değildir bence.
Tam tersine hizmet eder…
Gerçi kim ne kadar çabalarsa çabalasın, bu bağları koparacak ortamı da asla yaratamaz. Gerçek budur.
Yine de bakıyorum, birileri kısa vadeli politik çıkarları adına insanların bağları hakkında konuşabiliyor. Hele de yalakalık yaparak bir yerlere gelmeye çalışanlara tepkimiz büyüktür. Bu da geleneğimizdir. Siyasi geçmişimiz, bu bağları öyle veya böyle istismar etmeye kalkan, ancak başaramayan bahtsız örneklerle doludur.
Ekonomik olarak da kendimize yetmemiz gerektiğine inanırız, demokrasimizi de daha ileri noktalara taşımak isteriz, tartışma kültürümüzü zenginlik olarak görürüz. Ama bu, Türkiye sevgisinden vazgeçme anlamına asla gelmez. O rezil mektuba da üzülürüz, verilen şehitlere de. Koşullar değişir, dönemler değişir, bu değişmez.
Nasıl ki, kimsenin bir başkasının Tanrı’ya inancını sorgulamaya hakkı yoktur, Kıbrıs Türkünün sevgisini, inancını sorgulamak da kimsenin hakkı değildir…
ÇÖZÜM NİYETİ OLAN BUNU YAPAR MI?
Rum Temsilciler Meclisi, cumhurbaşkanı ve yardımcısının görev sürelerini 2 dönemle kısıtlayan bir anayasa değişikliği yapıyor. Milletvekillerinin ise arka arkaya 3 kez seçilmesi öngörülüyor.
1960 Cumhuriyet anayasasına baktım, herhangi bir sınırlama yok. Zaten öyle olsa, Makarios ölene kadar görev yapabilir miydi…
1963’den bu yana cumhurbaşkan muavinliği makamı boş. Ama onu da değiştiriyorlar.
Anayasayı meclisten geçirebileceklerinden gayet eminler. Referandumdan bahsedilmiyor bile.
O anayasa nasıl hala geçerli olur? Orasından burasından “gereklilik” diyerek değiştirdiler; neredeyse iki anayasa daha yazdılar.
Bırakın iki ayrı toplum ve azınlıkların iradesinden oluştuğunu, içindeki bir çok temel hak ihlal edildi. En basiti, Kıbrıslı bir Türkle evlenenlerin ve çocuklarının vatandaşlık haklarının engellenmesi durumu gibi. Ya da mal-mülk konuları gibi.
Hadi bunları da geçtim. En önemlisi, bugünlerde yine bir müzakere süreci başlarken, böyle bir atak, sadece Güney’in herhangi bir çözüm beklentisi olmadığını gösterir, başka bir şey değil…
YERİN KULAĞI VAR
KAŞ YAPACAĞIM DERKEN…:
Her iki lafın biri “Türkiye izin verir mi”, ya da “yeşil ışık yakar mı”… En çok da sağ kesimden geliyor. Kendi halkını bu kadar aşağılamak ne demek yahu? “Kudret’i Ankara ister… Tatar’ı Ankara ister mi…”. Tatar da, Özersay da bu ülkenin politikacıları, seçileceklerse bu halkın iradesiyle seçilecekler. Burada kimse Ankara öyle istediği için seçilmez ya da kaybetmez. Kendi destekledikleri insanlara zarar verdiklerinin, halkın onuruyla oynadıklarının, Ankara’yı da zorda bıraktıklarının bile farkında değiller. Kaş yapayım derken, göz çıkartırsınız, bu bile umurunuzda değil…
NE İSTİYORUZ?:
Cumhurbaşkanlığı seçimini bahane ederek Erhürman ve Akıncı’yı karşı karşıya getirmeye çalışanlara, bu yönde algı operarsyonları yapanlara şaşarım. Her ikisinin de tek derdi bu adada kalıcı bir çözümün sağlanması. Her ikisi de aday olsa da, karşı karşıya değil, yan yana yürüyecekler. Evet bu seçim Kıbrıs Türkü için çok önemli. Ya adada barış ve çözümü sağlayacağız, ya da bölünmeyi tercih edeceğiz. O gün geldiğinde adaylara değil, nasıl bir gelecek istediğimize oy vereceğiz…
TOPLUMA ANLATMALI:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini UBP adayı Tatar’ın kazandığını düşünelim bir an. Tatar hem KKTC cumhurbaşkanı, hem de toplum lideri sıfatıyla görüşmeci olacak. Masada iki ayrı devleti mi, AB çatısı altında iki ayrı devleti mi tartışacak? Yoksa bunlar “boş işler” deyip masayı mı devirecek? Bence adaylığı ile birlikte adada nasıl bir çözüm istediğini bu topluma net bir şekilde anlatmalı…
ÖZERSAY NE YAPACAK?:
Ersin Tatar’ın adaylığı neredeyse kesin gibi. Şimdi gözler, “ikimizde aday olursak hükümet sıkıntıya girer” diyen ortağı Özersay’da. Kamuoyu yoklamaları bir yana, toplumda Özersay’la ilgili düşünceler de pek iç açıcı değil. Aday olur mu, olmaz mı bilemeyiz ama, partideki eğilim, aday çıkması yönünde. Eğer aday çıkarsa söylediği gibi hükümetten çekilir mi, yoksa geçmişte de yaptığı gibi, “yanlış anlaşıldım, ben onu demek istemedim” deyip UBP ile ortaklığa devam mı eder…
NEYİN PEŞİNDESİNİZ:
İkamet ve Vize Tüzüğüne karşı çıkanlar, değiştirilmesini isteyenler aslında yaşadıkları bu toprakları sevmeyenlerdir. Bunu kendi çıkarları doğrultusunda topluma farklı anlatanlar var. Tamam hükümet belki bazı düzenlemelere gitti ama, “daha çok, daha da çok” demek neyin nesi. Bu adaya girenleri, girip de çıkmayanları, suç işlemek için gelenleri zaptu rapt altına almaktan kim rahatsız olabilir ki?…
KİM BUNLAR:
Kalkınma Bankasının 200 iş insanı ve yatırımcıdan tahsil edemediğ borç miktarı 452 milyon Türk Lirasıymış. Yıllardır yandaşa siyasi rant uğruna kredi adı altında dağıtılan ve ödenmeyen milyonlar, bizim cebimizden çıkan paralardır. Türkiye’den gelecek 5-6 yüz milyon kaynak için on takla atan, zil takıp oynayanlar, yanıbaşlarındaki bu kaynağı görmezden gelemez. Siz bakmayın, “biz ödemek istiyoruz ama, döviz bizi vurdu ödeyemedik” diyenlere. Özersay’ın yapması gereken çıkıp bunların kim olduklarını, bu kredileri ne maksatla aldıklarını, hangi yatırımı yaptıklarını açıklamasıdır. Yoksa ,“temiz toplum” diyerek bu toplum temizlenmez.
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı:“Kıbrıslı Türkler olarak bizim Türkiye’ye sürekli avuç açan pozisyondan bir an önce kurtulmamız, kendimize daha yeterli hale gelmemiz sorumlulukların en başta gelenlerinden biridir. Kıbrıs Türk toplumunun ekonomisi ve demokrasisi ile güçlü bir yapıya kavuşması, kendi kurumlarının gerçek söz sahibi olması da kaçınılmaz bir görevdir”…
DİPTEKİLER
Ersan Saner: “Seçim sürecine girildi, sen artık müzakere yapma”… Kim diyor bunu, UBP’nin Genel Sekreteri. Kime diyor, “Müzakereci Cumhurbaşkanı”na. Dur bakalım Sayın Saner, seçim gününe kadar halkın 2015 iradesi devam eder. Bunu engellemek bir siyasi partinin haddi midir, yetkisinde midir? Politik olarak karşı olabilirsiniz, ama icraatlarını durdurmasını, hele de müzakerelere katılmamasını istediğinizde halkı karşınızda bulursunuz. Kendi tabanınız da dahil. Çalışır, seçimi kazanırsınız, o iradenin dediğini yapabilirsiniz, ama şimdi değil…
































