Kırk dört yıl sonra başımızı ellerimizin arasına alarak düşünmek zorunda mı kalmalıydık? “Neden doğru düzgün devlet olamadık” diye?
1974’den sonra türlü çeşitli uluslar arası baskı ve komplolardan dolayı mı? Yoksa Kuzey’i “kalıcılığıyla Kıbrıs Türk halkının yeni vatanı olarak benimseyemediğimizden mi?
Çok iyi hatırlarım her zaman da yazarım. Barış harekâtının hemen sonra Rumlar Kuzey’i terk edip Güney’e kaçarlarken durum vaziyetler nasıldır diyerek televizyonu açtığımda, işittiğim haber Güney’deki “Yermasoya barajının” yapım çalışmalarıyla ilgiliydi!
Kİ biz ayni zaman dilimi içinde “Rum’un arkasında bıraktığı menkulleri yağmalamakla iştigal ediyorduk!
Barış Harekâtından sonra Türk soydaşlarla yeniden oluşturulan yerleşim yerlerine çok uzun yıllar “bigane” kalındı! Tutun ki “intibak” sorunu vardı, Güney’e hasret vardı..
FAKAT tüm bu“insani” sorunlara karşın Kuzey’in yağmalanması, horlanması, TC’den kaydırılan nüfusla gettolaştırılması, harcanması… Sonunda rant ekonomisine dönüştürülerek “devlet malının deniz yemeyenin domuz olacağı” felsefesinin egemen olmasını, gelip giden hiç bir iktidar önleyemedi! Aslına bakarsanız “yağmaya” devlet de katılarak, “ganimeti” puanlarla alıp satmalara varacak yasal düzenlemeler bile yaptı!..
“NEDEN doğru düzgün devlet olamadık” sorusunun kısaca cevabı “siyasi sorun ve çözümsüzlük nedeniyle” değildir!
Çalışıp, ekip biçip, yeşertip üretip, varolamayı değil; Rum malından başlayan yağma alışkanlıklarında TC’nin de yardımlarıyla sağladığımız yaşam kolaylığımızdan dolayı bu devleti düzgün ve istikrarlı hale getiremedik!
SONUÇ? O kadar ki artık TC’den “çalma çırpma” yapmak için KKTC’ye günü birlik gelen insanlar bile var!
Trafik sorunu kadar “uyuşturucu trafiği” sorunu var!
“Rant ekonomisi” yanı sıra arsa spekülasyonları” var.
Memleketin imar iskânının canına okurken, çarpık yapılaşmayı azdırmak pahasına hâlâ sadece kendi parasal kârı için çok katlı binalar yapmanın kavgasını verenler var!
KISACA siyasi sorunun çözümü önemli değil diyoruz. Toplum olarak Kuzeye sahip çıktık mı ki? Önemli olan budur!
**********
YENİ SEÇİM VE YÖNETİM SİSTEMİ!
Bizim hükümetler ne hikmettir bilinmez “iki karpuzu bir koltuk altına sığdıramazlar” apışıp kalırlar!
Bu nedenle zamanında alınması gereken kararlar gecikir, son kerteye gelindiğinde de iki ayakları bir papuca girer!
DEĞİŞTİRİLMİŞ seçim yasası bu sorunlardan biridir. Kıbrıs Türk halkına “seçme ve seçilme hakkında yapılabilecek en büyük fenalık tutun ki “entel gevezelerinin” marifeti olması gereken böylesi bir seçim sistemiydi!
Ki ben sandığa uğradığımda onca praktisime karşın oyumu kullanırken afalladıydım! Ve onca yılların “karmacısı” olmama karşın önüme serilen çarşaf kadar seçim listesini her halde karman çorman yaptıydım..
NİTEKİM Geçtiğimiz hafta Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik, “bizim için Kâbustur” dediği seçim yasasının değiştirilmesi konusunda Meclisi uyardı! Aslında uyarmadı, uyandırmaya çalıştı! Çünkü hiç temennimiz değildir ama bir erken seçim kararı alınsa bu “kâbus” olarak ifade edilen seçim sistemiyle sandıklar bir kez daha seçmenlerle birlikte “bunalıma” girecekler!
KALDI ki artık KKTC’nin “Anayasa değişikliği” ile bu değişikliğin esasını teşkil edecek “başkanlık sistemini” ciddi ciddi düşünmesi gerekir.
Çünkü gitgide tek partili iktidarlardan “ikili koalisyonlara,” ikili koalisyonlardan “üçlü dörtlü olanlara” kadar her seçimle birlikte sürekli “çoğalan” siyasi partiler iktidarlarıyla sıkboğaz hale geliyoruz!
KURUMLAR sorunu bu nedenle çözüm bulamıyor. Mesela TÜK gözler önünde batıp giderken KKTC’i “çözümsüzlüğüyle çaresizliğe, çaresizlik de KKTC’nin sosyoekonomisini batağa gömüyor!
BENZER bir başka sorun, son günlerde patlayan ve “İmar İskân Bakanlığını” da direkt ilgilendirmesi gereken, fakat nedense İçişleri Bakanının yetki ve sorumluluğuna yıkılan “imar planlaması” olayıdır!
Ki yıllardır biliyoruz: Bu ülkede en büyük rant olayı “arazi spekülasyonlarıyla” üzerlerinde gelişen inşaatlardır.
Fakat bakıyoruz ne zaman gündeme “imar iskâna uygun planlamalar” gelse, müthiş bir direnişle karşılaşılmaktadır! “Emirnamelere karşıyız” denmektedir! Öyle de emirname çıkarmadan “imar planını” uygulamak kolay mıdır? O zaman ekili alanlar nasıl kurtulacak betonlaşmadan!
SADEDE gelelim: 45 yıldır eğer memleket bu hallere düşmüş, battıkça batmışsa “yönetim sisteminde” kesinlikle sorun vardır! Bu memleket anlaşılıyor ki “koalisyonlarla” yönetilemiyor! Bu nedenle diyoruz her artık Başkanlık sistemi düşünülmelidir..
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (GÖREV SİYASİ PARTİLERİNDİR!)
Bir gün bu memlekette “kadına yönelik şiddete karşı kadınların yollarda protesto gösterileriyle yürüyeceğini hiç düşünemezdim!
Pek çok sorunumuza “kadına şiddeti” de kattık!
Siyasi partilerimize, Özellikle “YDP’nin “fikrini zikrini” beğendiğim Başkanı Arıklı’ya diyorum. “Bu görev sizlerin:”
Memleketin temizliğinden uyuşturucu kullanımına, rant ekonomisinden kadına şiddete varıncaya kadar.. Ayağınızın bastığı her seçim bölgesinde, köylerde kentlerde, seçmenlerinizle toplantılarınızda, sadece “yapacağız edeceğiz” vaatleri değil.. Artık seçmenlerinizle olagelen toplantılarda mesajlarınızla nutuklarınıza “yapmayın, etmeyin, yazık günahtır” kelimelerini de katmalısınız.
Kadına yönelik anarjinin, memleketi kirletmenin, trafikteki kıyımın önüne beş on kişinin tepkisel yürüyüşleri ne yapar ki? Kampanyaya eğer bu memleketin temsilcileri olarak katılmazsanız.. Kısaca görev sizin..
































