Türkiye’de şu veya bu şekilde para istifleyip, sonra bu paralarla KKTC’ye gelip “aslan ve de kaplan” yatırımcı muamelesi görüp, casino satın alıp “para kazanan, sonra da “elbette de gazete çıkaracağız elimizde güç olsun” deyip yap-satçılıkla birlikte “hevesli gazetecilere” para dağıtıp gazete de çıkaran ve maalesef gazete merkezinde zamanın politikacılarına viski partileri düzenleyen zat “ben Girne’ye 50 katlı prestij binası yapacağım, Girne’nin ufkunu açacağım” deyip duruyordu.
Biz Kıbrıslıların aklımız az ufkumuz dardır ya!
Sürekli olarak birileri gelip bize akıl verip ufkumuzu açmaya çalışırlar.
Bu da onlardan biriydi.
Bir KKTC ziyareti öncesi, bir grup gazeteci ile birlikte, dönemin başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile kahvaltıda buluşmuştuk.
Konuyu kendisi açmış ve “O güzelim Girne’ye 50 katlı bina mı olur” deyivermişti.
Kahvaltıdan sonra arkadaşlara hayretler içinde sormuştum; “Bu nasıl bir iştir, Türkiye’den gelirler bize akıl verirler, yine Türkiye’den böyle akılsızlık olmaz kardeşim” derler.
***
İşadamı Mete Boyacı’nın “İskele’ye 50 kat bina da yapılabilir” sözünden sonra bunlar düştü aklıma.
Benim tanıdığım Mete Boyacı’nın 50 katlı bina dikme hevesinden değil, kinaye olsun diye böyle konuştuğunu tahmin ediyorum.
Eğer insanlarımızın “50 katlı bina” dikme heyecanları varsa, bana göre Ercan Havaalanı’na gitmeden sol ve sağ taraflarda geniş araziler vardır ve oraya dikebilirler.
Kimse de sesini çıkarmaz.
Fakat ortada şöylesi bir garabet vardır.
Benzer kavgaları ve “icraatsızlığı” Girne’de de yaşadık ve Girne’nin bir bölümünü kaybettik.
Çünkü Girne’yi bilimsel planlama yöntemiyle değil, rant ekonomisiyle şekillendirdik.
Girne’ye muazzam bir ilgi vardır.
Detayları başka bir yazının konusu olabilecek kadar çoktur ama hemen belirtmeliyim ki Girne rakamsal bazda Mağusa’yı çoktan geçmiştir ve Lefkoşa ile yarışmaktadır.
Ne acıdır ki gelmiş geçmiş yönetimler bu durumun farkında olmadan Girne’yi rant ekonomisi dizayn etmiştir.
Şimdilerde benzeri durum İskele ve Yeniboğaziçi bölgesinde yaşanmaktadır.
Bunun müsebbibi şüphesiz rant ekonomisidir.
Ama bir diğer müsebbibi de “2 katlı binalara izin verelim” diyen arkaik dönem çevrecileridir.
Çünkü “2 katlı bina” fantezisi hayatın gerçeklerine aykırıdır ve mutlaka yenilmeye mahkumdur.
İskele ve Yeniboğaziçi bölgesine 50 katlı binalar elbette dikilmeyecektir fakat 2 kat ile de sınırlı kalmayacaktır.
Hükümetin hazırladığı yasakçı emirname bu açıdan uygulanabilir değildir.
Başta Ruslar ve Ukraynalılar olmak üzere özellikle İskele bölgesine yoğun bir talep vardır.
Bu talebin, çevreyi de mahvetmeden karşılanması gerekmektedir.
Ya İskele bölgesini mesken tutmaya gelen bu insanların ihtiyaçlarını kabul edersiniz ya da “ben köyümde yabancı istemem” deyip hertürlü yasaklarla kimseyi sokmazsınız.
***
Bir de anlamakta zorlandığım şöylesi bir durum vardır;
Belediye başkanından muhtarına, iş insanından elinde birkaç dönüm arazi bulunan vatandaşa kadar herkes, “bize sormadan-görüşümüzü almadan emirname hazırlandı” diyor.
Peki, İçişleri Bakanlığı ne yapmaya çalışıyor?
Bir bölgenin kaderidir konuşulan ve üzerinde kavga edilen.
“Ben yaptım olur” tavrıyla bu sorun çözülür mü?
Yasakçı zihniyet ancak ve ancak rantçıların işine gelir.
“2 kat yapalım çevremizi koruyalım” anlayışı da öyle.
Hükümet ne istediğini biran önce ortaya koymalıdır.
O güzelim sahilleri kaybetmeden…
































