Köşe Yazarları

Muhtemel seçimin önde gideni, “kayıp veya belirsiz oylar”…


Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin Mart 2019 anketi Kıbrıs gazetesinde yayınlandı. “Kime oy verirsiniz” sorusuna verilen yanıtlarda, bence en önemli vurgu ‘kayıp veya belirsiz oy’ denilen “sandığa gitmeyeceğini söyleyenler, kararsızlar, karmacılar” ankette asıl belirleyici kitle olarak yüzde 50 olarak çıkmış.

Toplumun yarısı ne yapacağını tam olarak bilmezken, partiler seçmenin sadece yarısına hakim.

Biz buna eskiden “yüzen-gezen oylar” derdik.

Bundan 30-40 yıl öncesinde bu oylar yüzde 20’ler civarındayken, sonraları yakın zamana kadar yüzde 30’lardaydı.

Bugün yüzde elli olarak çıkan bu kitle, geçen Aralık’ta yüzde 58’miş. Yani daha da kötüymüş.

Yapılabilecek en kestirme yorum, vatandaşın kafasının karışık olduğu olabilir.

Bence diğer iki tespit şunlar olabilir…

Bir; hiçbir partinin güvencede olmadığı…

İki; tüm partilerin önünde bu yüzde elliden iyi bir pay koparma şansı olduğu.

Çünkü bu yüzer-gezer oyların nereye gideceğini kestirmek zordur.

Kemikleşmiş bir irade olmadığından, seçim dönemlerinde yapılacak ataklar ya da yanlışlar kitleyi etkiler, oyların yönünü belirler.

Anketi yapan CMIRS ise, halkın şu an seçim yapılmasına sıcak baktığı yorumunu getiriyor.

Hangi parti oyunu ne kadar artırmış, hangisi ne kadar kaybetmişten çok, gerçekten şaşırtıcı ve dikkatle izlenmesi gereken bir sonuç…

 

 

KAMU SAĞLIĞINA KARŞI İŞLENEN BİR SUÇ…

Neler öğreniyoruz.

Her birimiz birer kimya uzmanı olduk. Araştırıp, taraştırıyoruz…

Sütlerdeki kazein miktarından, elektrik santralından ve yıllarca yakılan çöplerden çıkan baca gazına, oradan CMC atıklarının yaydığı kimyasallara, tarım ürünlerindeki pestisit cinslerine, şimdi de sularda bromata kadar.

Bakanlık geçen haftalarda bromatın zararlarını anlatan bir metin yayınlamıştı. Kanserojen olduğu, karaciğer, böbrek, merkezi sinir sistemi tahribatına neden olacağı belirtilmişti.

Ne yalan söyleyim çok da ciddiye almamıştım, nasıl olsa analizleri yapılıyor, kimse buna cesaret etmez diye düşünmüştüm. Ta ki bir hafta sonra analiz sonuçları açıklanıncaya kadar.

Meğer arkadaşlar, kansere neden olduğunu bile bile sınırın tam 5 katına kadar bromatı millete dayamışlar.

Dahası, Sağlık Bakanı Filiz Besim, KKTC’deki kanser verilerini açıkladığı toplantıda, bromat’ın kanserde etkin bir madde olduğunu ve sulardaki bromat analizini Devlet Laboratuvarı yangını sırasında yanan cihazdan dolayı yapamadıklarını, ancak söz konusu cihazın alındığını ve artık içme sularının analizlerinde bromat’a bakılmaya başlandığını söylemişti.

Yangın 2016’da meydana geldi, analiz aleti 2019’da devreye kondu… Tam 3 yıl boyunca kim bilir hangi oranlarda bromatı içtik.

Kim ödeyecek şimdi bunun vebalini?

Tabii bu arada üreticinin de iddiaarı var. Kimyasalın biriminin yanlış yazıldığı, numuneden bir örneğin kendilerine verilmediği, üretim tarihinin belli olmadığı gibi bir takım itirazlarda bulunuyor.

Anlaşılan Bakanlığın böyle bir denetimde bile kurallara uymadığı noktalar var, bunlar da eğer mahkemeye giderse, üreticinin ceza almasını önleyecek ihmaller gibi görünüyor.

Daha da kötüsü, üretimin “test amaçlı olarak durdurulduğu”na dair ikinci bir açıklama geldi. Nasıl yani? Analizlerinden emin değiller mi? Yoksa bundan sonrasını mı takip edecekler? Peki sonuç doğruysa, cezası olmayacak mı?

Bu suç kamu sağlığına karşı işlenmiştir ve cezası da ona göre olmalıdır.

Bakalım, görelim, 7 gün süreyle üretimi durdurmakla mı yetinecekler, yoksa kamu davası mı açacaklar…

Yazık! Neresinden tutsan elinde kalıyor…

En çok erozyona uğrayan da sağlığımızla birlikte güven duygusu.

YERİN KULAĞI VAR

“GANDIR ÇOCUĞU DA TAKSİM İSTESİN”:

Guterres raporunda Rum tarafının olumsuzluğuna açıklıkla değinilmemesinin ciddi bir eksik olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Akıncı, 11 Şubat belgesine atıfta bulunması ve bir kez daha çerçevenin 30 Haziran 2017 tarihli metin olduğunun kayda geçmiş olmasının önemli olduğunu ve bunun Rum tarafına dolaylı da olsa bir uyarı anlamı taşıdığını belirtti.  Yıllardır hep aynı senaryo oynanıyor, ağzımıza bir parmak bal çalınarak, mutlu olmamızı bekliyorlar.  Bizde meşhur bir söz var, “gandır çocuğu da taksim istesin” diye. İşte rapor da aynen bunun gibi…

NE OLACAK SÖYLEYİM:

Herkes yeni hükümete kilitlendi. Olası bir yeni hükümette bazı şeylerin değişeceği kesin. 4 partinin birbirini denetlediği bir yapıdan, vukuatları hafızamızda hala taze olan bir yapıya… UBP’nin en son hükümetinde olduğu gibi daha çok partizanlık, daha çok vatandaşlık, daha çok imam hatip ve sahillerin kaldıysa eğer, birilerine peşkeş çekilmesi gibi temel politikalar mesela yeniden gündeme mi gelecek?  Aylardır kısılan para musluğu gürül gürül akacak diye sevinenlerin bu işlere kafa yorduğu var mı? Hepimize hayırlı olsun…

KOLAY OLMAYACAK:

Mevcut hükümetin bozulduğunu ve UBP-HP hükümeti kurulduğunu varsayalım. Ortaklar arasında bir sorun çıkmaz belki ama, özellikle UBP’de 5-6 bakanlık için büyük bir kavganın çıkacağını söyleyebiliriz. İkinci bir konu ise, bu ikilinin “ortak cumhurbaşkanı” adaylığı konusunda nasıl bir süreç izleyecekleridir. Özersay bu ortaklığın karşılığı olarak “çatı adayı” olmak isteyecektir. Belki de şartlardan birisi bu. Ancak UBP içinde bu makama gönül vermiş en az 2-3 isim olduğunu biliyoruz. Bir tarafta bakanlık, diğer tarafta cumhurbaşkanlığı kavgası olası koalisyonun zayıf karnı olacak…

REKORA İMZA ATACAK:

Mustafa Akıncı, Cumhurbaşkanlığı döneminde 4 farklı hükümet gördü. CTP-DP, CTP-UBP, UBP-DP- Bağımsızlar ve CTP-HP-DP-TDP dörtlü koalisyon hükümeti. Son dedikodular doğru çıkar ve yeni bir hükümet kurulursa Akıncı döneminin beşinci hükümeti olacak. Sanırım hiç bir  Cumhurbaşkanı 5 yıllık görev süresinde bu kadar çok hükümet kurulup bozulduğuna şahit olmamıştır.

NEDEN BİR AÇIKLAMA YOK?:

‘Geleceğe şöyle nesiller yetiştirmek, böyle eğitim vermek’ diyerek başlayan mesajlar yayınlandı yine 23 Nisan’da. Ama böyle bir günde, bir anaokulunun, bir lüks aracı çocuklara boyatması hakkında resmi tek bir tepki gelmedi. Üstelik konu, Türkiye basınına da “şaşırtıcı kutlama” diye düşmesine rağmen… Diğerleri “aman canım bana ne” deyip, söz konusu şirketlerle kötü olmamayı seçmiş olabilirler. Ama ya Eğitim Bakanlığı, ya Bakan Cemal Hoca? Doğrusu garipsedim. Eğitim anlayışı bu olan okulun uyarıldığını görmek istiyorum vatandaş olarak…

BURADA YOK MUYDU?:

Kamu Hizmeti Komisyonu, Ege Üniversitesiyle, soru hazırlama ve danışmanlık hizmetleri için işbirliği anlaşması yapmış. Niye gerek duyulmuş? KKTC’deki üniversitelerin hemen hepsinin Ölçme Değerlendirme bölümleri varken, neden bu hizmet dıştan bir üniversiteden alınıyor? Sevgili Kamil Kayral’ın üniversitelerimizi ikna edecek bir açıklaması var mı?

 ZİRVEDEKİLER

Bülent Kanol: “Erhan Arıklı’yı Meclis’te dinlemek lazım.. Diyor ki, ülkeyi hırsızlıklar, cinayetler ve bilumum polisiye olay aldı götürdü hükümet tedbir almalı… Sonra da diyor ki, evrak sahteleyen öğrenci kılığına girmiş 2 TC vatandaşı hapis yattıktan sonra İçişleri Bakanı tarafından deport edilmiş.. Vicdanlı olun da bu şahısları affedin biraz daha buralarda kalsınlar, belki bir yolunu bulup bir üniversite diploması alırlar! İşte size siyaset!!”…

 DİPTEKİLER

Sağlık Bakanlığı: Bakanlık, üretim hatlarında limit üstü Bromat tespit edilen dört su firmasının üretimini “7 gün test” amaçlı durdurmuş. Ne demek “test” amaçlı ben anlamadım. Bu sular halen piyasada satııyor. Limit üstü kalıntı tesbit edilmişse test etmeye ne gerek var. Yok eğer Bakanlığın  amacı bunu vatandaşın üzerinde test etmekse, diyeceğim bir şey yok. Böyle saçma bir karar ancak KKTC’de alınır… Bakanlık analizlerinden eminse, bu suç işlenmiş, insanlar da zehirlenmiştir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı