Köşe Yazarları

KÖTÜ YÖNETİMİN FATURASI VATANDAŞA…

Mehmet Moreket yazdı






Aklımızın kestiği şuydu; madem ki dıştan negatif sonuçla gelen, burada pozitif çıkıyor; salmayın bu insanları sokağa, test sonucu çıkana kadar karantinaya alın demiştik. Çare buydu. Zaten yerel bulaş da bundan oldu.

Sonra nasıl oluyor da orada negatif olanların büyük çoğunluğu burada pozitife dönüyordu?

Meğer işin işçinde iş varmış. Dün tek bir vaka polise yansıyınca araştırdık, ciddi oranda sahte test olayı olduğunu öğrendik. Bakanlık da nihayet fark etmiş, kuşkulandıklarının peşine düşmüş, sahtelikler doğrulanmış bilgisi aldık…

1 Temmuz… Hemen arkasından fırlayan vaka sayıları. Neden bugüne kadar beklendi? Neden tedbirler alınmadı? Sebepleri kendilerinde. SONUÇ, KÖTÜ YÖNETİM

Şimdi bir kez daha bu kötü yönetimin faturasını vatandaş ödüyor.

Hasta olarak, sefil olarak, işyerini kapatarak, işsiz kalarak, gelirini kaybederek, ruh sağlığını bozarak. Eğitim durdu, ekonomi durdu duracak…

80 gün “0” vaka çıktı diye, KKTC’yi güvenli sığınak görüp tercih yapan üniversiteli, panikte. Çoğu gelmeyecek. Uzaktan eğitim denen maskaralığa mecbur olacaklar.

Gitti mi sana milli gelirin yüzde 10’u… Ayrıca dışa karşı verdiğin imaj yerlerde…

Turistti, kumarcıydı diye önüne arkasına bakmadan, denetimi bir yana bırakarak açılıp saçılmanın sonucu, diğer sektörleri batırdı.

Dün çalışmaları engellenen müzisyenler ve avukatlardan tepki vardı. “Başarısızlığın nedeni bizden kaynaklanmıyor, gelirlerimizi kaybettik” dediler.

Neyin bedelini ödüyor bu insanlar? KÖTÜ YÖNETİMİN…

Niye durdu uçaklar, niye insanlar yeniden evlerine kapandı? Beceremedin, kapat gitsin, ne kolay. Zor olan güvenli bir şekilde açık kalmasını sağlamaktı ki, bunu sağlayacak beceriden yoksun bir yönetime denk geldik. Talihsizliğimiz budur…

Bulaşıcı Hastalıklar Yasası 2018’de çıktı. Tüzüğü yok, cezaları yok. Açılma kararını almadan ne çıkartmadılar bunları? 6 ay sonra felaket kapıya dayanınca mecbur oldular, daha şimdi çıkarıyorlar. Gerçi Yasa’yı bizzat çiğnediler zaten, o başka mesele. Hala Sağlık Bakanı, “Yasa böyle ama, uzmanlar değil Bakanlar Kurulu karar vermeli” diyor ve öyle yapıyorlar.

Bu şartlarda sonucun daha değişik olması beklenmezdi.

Benim bunları yazarken, dönsünler doğrusunu yapsınlar diye bir talebim yok. Ölü gözünden yaş gelmeyeceğini bilirim. Niyetim bize bunları yaşatanları, hiç yoktan yere memleketin virüs kaynamasına sebep olanları tanıtmak…

Siyasetse, siyaset. Biz burada yanlışı yazıyoruz. Yanlış ortada, yapan ortada…

Bu bedeli ödeyenler, ödeyecek olanlar, layık mısınız bunlara?

Bu son olsun, bundan sonra böyle kötü yönetimler yaşamayalım diyorsanız, bu zihniyetleri siyaset sahnesinden uzaklaştırana kadar mücadeleye devam…


YERİN KULAĞI VAR

DİLİN KEMİĞİ YOK: UBP adayı Ersin Tatar belli ki çok sıkışmış. Verecek bir şeyleri kalmayınca, Maraş’ı dağıtmaya başlamış. Bir okurum aradı, Ersin bey köy gezilerinde köydeki evsiz gençlere Maraş’tan ev sözü veriyormuş. O vatandaşlar da başka adaylara, “siz de verecek misiniz” diye sorarlarmış. Dilin kemiği yok ya, verir mi verir, nasıl olmasa babasının malı. Ama bunun için önce seçimi kazanması lazım ki, sokak hiç öyle demiyor…

DAHA NEREYE KADAR:  Hatırlayın, daha çok değil bundan birkaç yıl önce halkın umudu sloganıyla çıkmışlardı yola. Sözde bu ülkeye çeki düzen vereceklerdi. Bırakın onu, tam bir şamar oğlanına döndüler. Hala daha en iyiyi onlar biliyor, en iyisini onlar yapıyor havasındalar. Memleketi kurtarmak yerine teslim ettiler. Acaba diyorum hep böyleydiler de biz mi anlamadık?

ÜST KURULA SUÇLAMA: Nazım Çavuşoğlu, günü birlik çıkarttıkları kararlardan sıkılmış, onu bunu suçluyor. Demokrasinin organlarını karıştırmış, kötü yönetimi eleştiren sendikaları siyasete girmeye çağırıyor. Diğer yandan, aldıkları kararların ‘bilimsel zeminle, sosyal medya zemini arasında gidip geldiğini’, Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu’nun kendi kararlarının tersine karar aldığını söylüyor. Demeye getiriyor ki, Üst Kurul, sosyal medyadan etkilenip karar alıyor. Ne desin, kendi de rezaletin farkında ama, elinden geldiği kadar suçu başkasına atacak…

VARSA AÇIKLA:  Hala dertleri güney kapıları. Başbakan Tatar, “Hep Türkiye’den gelenlerden bahsediyoruz, ama her gün 1500 kişi Güney Kıbrıs’a gidip geldi. Nereden neyin geldiğini bilmemizde fayda var” diyor. Ah öyle mi? Varıp da güneyden gelenlerden tek bir tanesinde pozitif çıksaydı, aman aman, kıyameti koparırdınız. “Şu kadarı hava yoluyla, bu kadarı deniz yoluyla”, başka bir şey yok.  Öyle bir şey olsaydı, Pilli televizyonlara çıkıp, bayıla bayıla açıklardı…

SEBEBİ BUYDU: Anladınız mı şimdi, 3 günlük gidiş-gelişlerin neden karantinadan muaf tutulduğunu? İşte Başbakan gidiyor. Resmi görevli kapsamına girecek, karantinadan muaf olacak. Yanındakiler de öyle. Umarım aralarından pozitif vaka çıkmaz…

SONUMUZ “HAYIRLI” OLMAYACAK:  Önce OHAL ilan edin dedik, hayır dedi. Gelenlere kesin karantina uygulansın denildi yine hayır dedi. Kontrollü bir açılım yapalım, denetleyelim dendi ona da hayır dedi ve her yeri açtı. Şimdi iş çığırından çıktı, vatandaş ‘bir şeyler yapın, gerekirse yeniden kapanalım’ diyor, Tatar’dan yanıt, ‘hayır kapanma olmayacak, salgının kontrolden çıkma gibi bir durumu yok’. Tatar’ı dinlemeye devam edersek, bilesiniz ki, bu hayırlarla sonumuz hiç hayırlı olmayacak…


Çatalköy Belediyesi temizlik şubesi personeli

FOTO GÜNDEM: Çatalköy Belediye çalışanları, Sağlık Bakanlığı’ndan kendilerine test yapılmasını istemişler. Yerel yönetimlerin çalışanları gerçekten zor durumda. Ancak şöyle de bir durum var. Bakanlığın imkanları, çok daha riskli olanlara yetmeyecek durumda. Şu anda şirketler kendi çalışanları için, özel hastanelerle anlaşıp, indirimli fiyata toplu test yaptırıyor. Yerel yönetimler de bunu yapamazlar mı? Her şeyi, devletten beklememek lazım.  








Başa dön tuşu