Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kötü günlerde bile güzeldik!

Toplumsal dayanışma ve kader birliğinin tanığıyım. Şöyle ki “bir musibetin bazen bin nasihattan daha evla olduğu” gerçeğini çakan 1963 Kanlı Noel’i nedeniyle!

Kıbrıs Türk halkı o güne değin hiç olmadığı kadar “bir ve beraber olduydu!

İnsanlar hiç olmadıkları kadar imtiyazsız sınıfsız olduydu!

Toplum hiç olmadığı kadar yardımsever, birbirlerini sevip sayan  yurttaşlar topluluğu olduydu!

Ve Kıbrıs Türk toplumu bir daha olamayacağı kadar fedakâr olduydu..

HEM de  Türklerle  Rumların  birlikte yaşadıkları 103 karma köyden “Eokacılar”  tarafından öldürülme korkusuyla göç yollarına düşüp Türklerin meskûn olduğu güvenli köy ve kentlere on binlercesiyle göç etmelerine karşın..

Arkalarında bıraktıkları evleri Rumlar tarafından yakılırken, eşyaları yağma edildi, çalındıydı!

VE gün geldi Kıbrıs Türk halkının Devletten maaş çeken tüm memurlarına..  Komünist rejimlerini  bile hasetten çatlatırcasına.. “Görevlerine makamlarına, nitelik ve niceliklerine bakılmadan.. Erkek memurların maaşları 30, kadınların 15 Kıbrıs lirası aylık olarak ödenmeye başlandı ki.. Tek fısıltılık “şikâyette” bulunulmadı hatta güldülerdi hallerine!

KIBRIS Türk toplumu işte böyle acılı fakat “mağrur”günlerden geçerek geldi bugünlere..

Henüz kimseler “rant” nedir, yolsuzluk nedir, uyuşturucu fuhuş nedir, dolandırıcılık, hırsızlık nedir… Vuku bulmadığı için bilmiyorlardı!..

EVET 1963 sonrası esaret yıllarımızdı ama ayni zamanda kendi bölgelerimizin özgür ve egemen toplumuyduk..

Ve ne kefaretini ödeyeceğimiz tek fiskelik günahımız vardı ne de hesabını vereceğimiz tek bir yasa dışılığımız.

OYSA “1963 Kanlı Noel”i Rumların Eoka’cıların  “Akritas Planı” çerçevesinde  “Enosis”i gerçekleştirmek için resmen Türklere yönelik başlattıkları saldırılarının tarihe kazınmış meşum başlangıcıydı!

“AKRİTAS”  Kıbrıs Cumhuriyetinde “İçişleri Bakanı” da olan azılı Eokacı Yorgacis’in kot adıydı. “Akritas planını” Cumhurbaşkanı Makarios, KC’inde İçişleri Bakanı azılı Eokacı  Yorgacis, KC’i Meclis Başkanı Kliridis, yine Çalışma Bakanı olan Thassos  Papadopulos, Milletvekili Nikos Koçiş hazırladılardı. 34 Saatte Lefkoşa Türk tarafı düşürülecek ve Enosis yani “Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhak edilmesi gerçekleştirilecekti. Zaten ikinci denemeyi de 1974’de yaptılardı!

…Bunları Kanlı Noel nedeniyle bir kez daha hatırlatma gereği duydum.. Ki aramızdaki bazı arkadaşlar ve arkadaşlarım derler ki bana, “eskiler geride kaldı. Artık yeniden tesis edilmesi gereken barışçı bir federal sistem vardır ve Kıbrıslı Türklerle Rumlar bunu başaracak durumdadırlar.” Allahasen diyorum: Hadi geçen 56 yılı, yada 45 yılı dikkate almıyor “geldi geçti” diyorsunuz.. Ya elan yaşadığımız müzakere süreçlerinden, Doğu Akdeniz’deki olaylardan  da mı korkmuyor, en azından tedirgin olmuyorsunuz? Hayret!

*****

Programlar bir işe yaramıyor!

Önümde duruyor: Ben ona bakıyorum o bana bakıyor! “Seni vefasız” diyorum. “Meğer senin de yok ötekilerden bir farkın!..”

Kanaatim hükümetin 90 günlük “yaptık yapacağız” programından kaynaklı!”

Ki “keşke hiç plan program yapmasalardı” diyorum. Önce  icraatlarını gerçekleştirseler sonra açıklasalardı.. O zaman “sürprizzz” diye ayağa fırlasaydık heyecanla! Nasıl olurdu ama? Üstelik pembe diziler gibi “durun bakalım bundan sonra hangi müjdeli haberler işiteceğiz” beklentilerinde…

…CAN sıksam da gene Başbakanlığı döneminde  Erhürmanın  “toplumca seferberlik” lafını hatırladım..

Önerisi doğruydu. Çünkü biz olağan bir devlet değiliz! Hatta “dünya uluslarına, BM’lere, AB’e göre Devlet bile değiliz.. olsaydık, zaten saflarında olur en azından Kıbrıs Türk halkına reva gördükleri zulümden dolayı kuyruklarına basar fena halde bağırtırdık!

(ARAYA sıkıştırayım: Yazık ki 45 yıl sonra bile bu adada Kıbrıs Cumhuriyeti hâlâ kadük olmadı! Çünkü onu Güney ile olan ilişkilerimiz nedeniyle besleyip canlı ve geçerli  tutan etkenlerden biri de biziz! Yani aslında müzakere masasına Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki kurucu toplumundan biri olarak otuyoruz. Tek fark birinin  “asli” diğerinin “tali” olmasıdır!)

BU yalın gerçeğe karşın kendimize “devlet” deyip duruyoruz ama hayır! Biz çözüm olana kadar “seferberlik toplumu” oluştan öte geçemeyiz..

NİTEKİM  Yukarıdaki yazımda da “1963 sonrasını vurgularken” o dönemde de “seferberlik toplumu” olduğumuzu, yaşam koşullarımızla  ekonomimizi de  buna göre dizayn ettiğimizi  somut örnekleriyle hatırlattıydım..

Bugün o günlerden çok farklı olduğumuza inanmıyorum. Çünkü yine Türkiye’ye muhtaç bir dideyiz.. Yine Rum’la dalaşmaktayız.. Yine tanınmıyoruz.. Yine ambargolar altındayız ve yine üretemiyor, ihracat yapamıyor, can sıkıntısından yine birbirimizle  cebelleşiyoruz!

Bu nedenle bırakın şu “yıllık plan programları!” İçinden de çıksa 90 günlüğü önümde ama henüz belirgin bir  iş çıkarılamadı!

Zaten ve kısaca asıl olan plan değil, pişirilip kotarılıp yenecek  pilavdır!