Köşe Yazarları

Kim yaptırdı?






Gezici’nin KKTC’deki faaliyetleri her dönem için tartışıldı.

Şirketin kendilerinden, “birinci çıkarma” karşılığı para istediğini iddia eden siyasiler oldu…

Seçim yasaklarından sonra anket yayınladı, “benim değildi” dedi… Yüksek Mahkeme Başkanı suç işlediğini açıkladı…

UBP kurultayı öncesi yaptığı anket partiyi karıştırdı, “ortada milyon liralar döndüğü” iddia edildi.

TAK Ajansı’nı anketini yayınlamadığı için tehdit ettiği öne sürüldü. TAK Müdürü polise şikayet etti.

Anlaşılan hiç birinden bir sonuç çıkmadı. Kimi şikayetini geri aldı, kimi başka bahane buldu.

Şimdi adayların bile belli olmadığı bir ortamda cumhurbaşkanlığı seçim anketi yayınladı…

Sonuçlarını değerlendirmeye değer bulmak imkansız. Zaten sorulara bakınca, belli bir hedefe odaklandığı anlaşılıyor, doğrudan yönlendirme var. Bu noktada tarafsızlığı tartışmaya açık.

Bir kere ne cumhurbaşkanlığı seçimi için, ne de genel seçim için “kararsız” seçeneği yok. Oysa KKTC’de yapılan anketlerde her zaman için en yüksek oran “kararsız” oyudur. Seçim sonuçlarını belirleyen de, kararsız kitlenin son gün sandıkta belirleyeceği tavırdır. Çünkü artık KKTC’de kimse kendi kilit oyuyla seçilmiyor. Gezici, “kararsız” seçeneğini sadece ikinci tur için kullanmış. Kafaları karıştıran bir ipucu daha…

Anketi yapan şirket, eğer sonuçlarına güven duyulmasını istiyor,  şaibeleri reddediyorsa, her şeyden önce, anketi kimin hesabına yaptığını açıklamalı.

Açıklamadığı sürece, kaynağı belirsiz propaganda olarak görülmekten kurtulmayacak. Diğer taraftan, etik olarak da yapılması gereken bu.

Sonra, geçmişte milyon liralara anket yapan bu şirket, kendi hesabına bu masrafı yapacak değil ya…

Birikim Özgür, Maliye Bakanlığı’nı, yabancı bir şirketin burada yaptığı ticari faaliyetin stopaj vergisini hangi yerel şirketin ödediğini açıklamaya davet etti.

Şeffaflığın da gereği bu değil mi? Madem kamuoyuna açıklandı, sonuçları gizli tutulmadı, kaynağını da bilelim.

Ama durun, daha yeni başladık, seçime kadar kim bilir ne kadar algı operasyonu göreceğiz…

 

UMUT MU, YENİ BİR HAYAL KIRIKLIĞI MI…

Genel Sağlık Sigortası geldi, geliyor haberleri, defalarca hayal kırıklığı yaşatmış olsa da, her seferinde bana heyecan verir.

Bu kez umudu veren, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sucuoğlu. O da, yasanın 2020’de Meclis’e sunulacağını söyledi.

Gerçi kendisi, Sağlık Bakanı olduğu dönemde de çok söylemişti genel sağlık sigortasını, yine “olmazsa olmazımız” demişti. Dahası, 2016’da şöyle de bir ifade kullanmıştı; “Genel Sağlık Sigortasının geçirilmesinde 31 Aralık 2017’yi hedef koyduk. Eğer bu tarihe kadar geçiremezsek, halkımızdan özür dileyeceğiz”… Ben öyle bir özür falan hatırlamam da, varsın önümüzdeki yıl geçsin, unutmaya hazırız.

Döner Sermaye Yasası, Anayasa’ya aykırı bulunmuş, o arada bir Tüzük çıkarılarak yürütme sürdürülmüş, sonra Tüzük de şikayete konu olmuştu. Sorun, devlet hekimlerinin ikinci iş yapması, alacakları ücretlerle falan ilgiliydi. Devlette çalışan hekimlerle, özelde çalışanlar birbirlerine girince, Genel Sağlık Sigortası vaadleri, bir kez daha belirsiz bir geleceğe bırakılmış, hayal olarak kalmıştı. Şimdi o sorunlara nasıl çareler bulundu da, Bakan bu kadar net konuşuyor, merak ederim.

Ne isterse olsun, yine de umut fakirin ekmeği.

Bir de şu var, hem GSS, hem de yeni hastaneler haberleri var. Olacağına fazla ihtimal vermem ya, eğer GSS çıkacaksa, yeni yeni bir çok hastane yapmanın gereği nedir? Var olanları geliştirmek, iyileştirmek daha mantıklı değil mi?

YERİN KULAĞI VAR

MALİYETİ 50 MİLYON OLURDU:

Herşeyin ateş pahası olduğu bir dönemde hükümetin enflasyon oranını eksi 0.42 olarak açıklamasının arkasında Başbakan Tatar’ın olduğu iddia ediliyor. İddiaya göre bürokratlara enflasyonu birin altında çıkarması direktifini veren Tatar, gerçek enflasyon oranının açıklanması halinde bunun hükümete 50 milyonluk ek bir külfet getireceğini söylemiş. Zaten enflasyonun eksi çıkmasının başka izahı olamazdı…

“ORTAK ADAY” DERKEN: 

HP Milletvekili Gülşah Manavoğlu, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak bir adayda birleşme yaklaşımını yanlış bulmadığını söyleyerek, Kıbrıs meselesinde yeni sayfa açacak kişinin Cumhurbaşkanı olması gerektiğini kaydetti. Başkanları Özersay’ı mı kastediyor acaba? Bugünlerde tartışılan adayın Özersay olmadığı kesin. Bu durumda “ortak aday” diyerek, sandıktan çıkacak sonuca ortak olmaya mı çalışıyorlar.  Eğer öyleyse, yeni bir sayfa sözü havada kalacak.

MADALYONUN İKİ YÜZÜ VAR:

Erhan Arıklı, yabancı bir işçinin işveren tarafından insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkum edildiğini, elinden pasaportunun alındığını açıkladı. Doğrudur, benzer örneklerle ilgili duyumlar  hemen her gün sosyal medyada. Daha birkaç gün önce Pakistanlı bir grup işçi, aldatıldıkları iddiasıyla polise müracaat ettiler. Fakat yayınlanan fotoğraflara baktım, pislikten oluşan yaralar bereler, ama normal bir ev. Temiz tutulsa, bir badana yapılsa yaşanacak hale gelebilir. Çoğu zaman da madalyonun diğer yüzünü ihmal ediyoruz…

NEREYE KADAR:

Otelciler Birliği Başkanı Dimağ Çağıner, Kıbrıslı Türk turizmcilerin çok zor şartlar altında turizmcilik yaptığına vurgu yaparak  “Güney Kıbrıs’ın elinde olan imkanlar bizde olsaydı biz 4 milyonu çoktan geçerdik” iddiasında da bulundu. Devletin yıllardır teşvik adı altında milyonlarca lira, onlarca muafiyet vermesi yetmemiş olacak ki, vatandaştan da destek istiyor. İyi de “herşey dahil” konseptiyle gelen turisti otele ve kumarhaneye hapsedip, piyasadan alış veriş yapmasını bile engellerken vatandaşın turizimden ne kazandığını hiç sordunuz mu? Ona sahip çık, buna sahip çık da nereye kadar…

NÜFUSUN YÜZDE 20’Sİ:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sucuoğlu, “Ülkede üçüncü ülkeden gelen 14 bin 657 kayıtlı işçi var, Türkiye’den 33 bin 255 kayıtlı işçi var” dedi. Sucuoğlu, kayıt dışı yani ülkede kaçak durumunda olan işçi sayısının ise 8 bin civarında olduğunu söyledi. Bu hesaba göre, ülkedeki yabancı işçi sayısı kaçakla birlikte yaklaşık 56 bin sayısına ulaşıyor. Demek ki, nüfusumuzun yüzde 20’si kadar da yabancı işçi var. Bence bu rakam daha yüksek ama, böyle bile olsa, bu küçücük ada ülkesi için çok fazla.

SAHİ NE OLDU:

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan Ağustos ayında “Ada Kart” uygulamasının yakında hayata geçeceğini duyurmuştu. Bu açıklamanın üzerinden yaklaşık üç ay geçti. Millet “Ada kart”ın akibetini merak ediyor. Vatandaş, taşımacılıkta hem kolaylık, hem de denetimi sağlayacak olan bu uygulamanın hayata geçip geçmeyeceği konusunda pek umutsuz. Yoksa Kar-İş’in dediği gibi “Ada Kart”, “Hayal kart” mı oldu…

ZİRVEDEKİLER

Hasan Kahvecioğlu: “Sayın Akıncı’nın kendine has, aklından uydurduğu bir ‘Kıbrıs politikası’ yoktur. Bu politika, Akıncı daha makama oturmadan Türkiye ile birlikte belirlenmiş ve altına da Eroğlu imzasını atmıştır. Paradigma dedikleri ‘cırlama’ oyunlarına başvurmak için, önce Eroğlu’nun imzaladığı bu belgeyi (11 Şubat 2014) ortadan kaldırmaları gerekmektedir ki bu da BM’ye meydan okumaktır.
Yaparlar mı? Bu iş Girne’de nutuk atmaya benzemiyor”…

DİPTEKİLER

Sunat Atun: “Ülkede dini inançları yaşama özgürlüğü kısıtlanarak başörtülü öğretmenlerin görev yapmalarının engellenmesini faşizmdir… İslamfobi o kadar büyüdü ki her gün bir kurumunu kendi ağına düşürüyor… UBP döneminde inanç düşmanlığı ve zulüm zirve yaptı”… Bu dil, bu söylem, gerçekten rahatsız edici, kaşıyıcı, kışkırtıcı. Bir milletvekilinden beklenen, sağduyulu bir tavır olması gerekirken, Sunat Atun bilerek provokasyon yapıyor.






Başa dön tuşu