Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Kıbrıslılığı” olmayan “Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası!”

Merak ettim. Neydi bu Anastasadis’in diline pelesenk ettiği  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasası!

Doğrusu aradan çok uzun süre geçti. Eğer Anastasadis “Federal Kıbrıs Cumhuriyetini” ne zaman telafuz edecek olsa, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin evrimleşmiş şekli olacaktır” deyip hatırlatmış olmasa, dönüp bakmak gereğini bile duymayacaktım, o kadar uzaklarda kaldı!

Ne var ki “o kadar uzaklarda kalan,  arada savaşlar gören, adanın Kuzey Güney olarak ikiye bölünmesiyle siyasi statüsü çoktan değişen… Bu Kıbrıs Cumhuriyeti, ne garip bir tecellidir ki şimdi Rum tarafının “tanınmış devlet” oluşunu sürdürüp götürmesini sağlayan  “kurtarıcı meleğidir!”

Fakat Anastasiadis  gözünün nuru olan  KC’ine sadece bu yönden bakmıyor.. Merak edip yeniden bir göz atayım dediğimde anladım bunu.

NİTEKİM  KC’i Anayasasının hemen 2. Maddesinin (1) fıkrasında bakın  ne yazıyor:

“Bu Anayasa maksatları bakımından:

(1) Elen cemaatı: Rum aslından ve anadili Elence olan veya Yunan Kültür ananelerini paylaşan veya Rum Ortodoks kilisesine mensup bulunan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.

(2) Türk Cemaatı: Türk Cemaatı Türk aslından ve anadili Türkçe olan veya Türk kültür ananelerini paylaşan veya Müslüman olan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.

NE ANLADIK?  Türlü çeşitli olaylarıyla aradan 48 yıl geçtikten sonra göz attığımız bu KC Anayasasından tabi ki “inciler” çıkarmak niyetinde değiliz. Ancak:

Farketmiş olacaksınız:  Her iki topluma da ya “Elen” (Helen) deniyor yada “Türk ve Müslüman..”

O zaman “Kıbrıslı ve Kıbrıslılar” kimler oluyor?

Kaldı ki  “Elen” dediği Rum halkını da “Türk” dediği Türk halkını da “cemaat” olarak belirtiyor! Kültürlerini de Yunan ve Türk (dolayısıyla Türkiye) olarak vurguluyor..

VE tabi “tarihi gerçek bir kez daha şaşmıyor. Şöyle ki:

Bu adada iki ayrı toplum vardır ama her iki toplum da “Kıbrıslı” denecek bir “milletin” fertleri değillerdir!

Hem “ırk” hem “din” bakımından.. Üstelik KC’i Anayasasının iki maddesi “Türk ve Rum toplumlarına  “cemaat” derken, Kültürlerini de “Yunan ve Türk yani Türkiye” olarak belirtiyor..

(Büyük olasılıkla Anastasidis KC Anayasasının Rum halkını “Helen” yahut “Elen” olarak” belirtmesini de  çok sevmiş  olmalıdır..)

FAKAT KC’i Anayasasına karşılık Annan planı, sözüm ona hem moderndir hem çağdaş! Eh aradan 48 yıl geçerken olacak o kadar.

Mesela Annan planında Anayasa belirtilirken, “ülkenin en üstün kanunudur” denmekte ve “tüm federal otoriteler kurucu devletler üzerinde bağlayıcıdır” diye devam etmektedir..

İlk kez “Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler ifadeleri” de Annan planında kullanılmıştır.

BUNA karşın referandumda Rum’un “hayır” ile Annan planı da Kıbrıs siyasi sorunu çöplüğüne atılmıştır.

Şimdi sırada Guterres planı vardır. Bir sonuç çıkmaz ama doğrusu bu defaki planda  Eide gibi bir entellektüelin  “entel” izlerini görüyorum. Üstelik “Annan planından daha modern! Bakalım ne olacak? Şah mı şahmaran mı?

**********

DURUM VAZİYETLERİMİZ NANAY!

Temmuz ayı da bitti.. Ağustos, artık yavaştan yavaştan okulların, üniversitelerin yeni ders yılına başlama hazırlıkları yaptıkları aydır.

Kaç zamandır bunu düşünüyorum da “köşeme” taşıyacağım konuların güncellikleriyle  önemlerini feda edemediğimden,            “daha çok erken” diye savsaklıyorum!

ZANNEDERSEM “devleti alimizin” tutumları da aynen bizimki  gibi olmalıdır! Çünkü         bugüne kadar hiçbir yeni ders yılına, (KKTC’de sorunsuz olmaması mümkün değil)  en azından makul seviyede kabul edilebilir sorunlarla bile başlanamadı!)

Ki büyük olasılıkla pek çok sorunla ilgili, “bir daha olmayacak” sözüyle hükümeti kuran dört siyasi parti, doğrusu şu ki “devenin sevmediği diken burnunda biter” kabilinden 2018’in bütün sorunlarını sırtlamak zorunda kaldı!

BAŞA dönmek gerekirse. Her şeye karşın “yaz mevsiminin” rehavetten ve tatilden kaynaklı bir insafı, sonuçta hükümete tanıdığı bir “toleransı” vardır..

Bir ay sonra şimdilik idare edilen vaziyeti umumiye biter, yerine o büyük toplumsal devinim oturur!

Ki son zamanlarda sosyoekonomik bozulmayla birlikte toplumun karakteristik yapısı da bozuluyor.                                                                                                                                                                                         *****

MESELA artık “kanıksanmış” olduğu için haber değeri kalmamış vakaların bünyemize ölümcül hastalıklar gibi yapışıp, günlük hayatlarımızın ikizleri olmalarına adeta alıştırıldık!  Ki az biraz sonra neredeyse medyaya takazada bulunacağız:

“Bıktık be artık bu uyuşturucu ve trafik kazaları haberlerinden” diye!…                                “Memleket pisse pis yeter haber oldukları!..” Ya da “uyuşturucu kullanılıyorsa kullanılıyor sana ne” diyeceğiz!

“Et kaçakçılığı olacaksa olacak…”

“Karısını vurmuş,kızına tacizde bulunmuş, dolandırmış, şantaj yapmış…” “Biz büyük devletiz kardeşim her büyük devlette olduğunca bunlar da olacak…” Diyeceğiz…

OYSA hayal ettiğimiz ada, devlet bu değildi.. Rahmetli dedemizin babamızın meşakkatli  hayatlarını gözlemiyorduk ama böyle bir devlet de düşünmüyorduk..

Kısaca diyoruz, ne yapsın Erhürman hükümeti? Yeni bir erken seçim ilan etmekten başka!