Köşe Yazarları

Şeher (2)


(Dünden devam)

Venedik döneminde de Lefkoşa başkentti ve Lefkoşa “Nicosia” adı ile anılmaktaydı, artık bu başkentin adı hep böyle kalacaktı.

Ahalinin nezdinde değil ama!

Kıbrıs’ın yerlileri gelen gidene inat Lefkoşa’ya I-hora demeye devam edecekti…

Bazı kaynaklara göre adada kalan Venedikliler de vardı.

Bunlar savaş sırasında dağlara kaçan Venedikli askerlerdi ki daha sonra kimileri Osmanlı’ya teslim olup özgürlüklerini almışlar ve adada kalmışlardı.

Venediklilerden sonra memlekete sarıklılar gelir, yani Osmanlılar.

Bunlar ata iyi biner, kılıcı iyi kullanırlardı.

Bu özellikleri gün gele İngiliz’in bile ilgisini çekecek ve adadaki ilk polis örgütünü çoğunlukla bunlardan oluşturacaklardı, başlarındaki sarıklarıyla…

Yeni gelenlerin adeti elde ettikleri yerlere nüfus aktarmaktı, bugünkü gibi.

O nüfus geldi ama yüzyıllar içinde yerli ahalinin alışkanlıkları, kültürleri ve coğrafyanın özellikleri ile bütünleşti; birbirlerini etkilediler.

Hepsi buğday tenli oldu!

Şarap içmeyenler şarap içmeye başladı, domuz eti yemeyenler buna da alıştı.

O savaşçı insanlar giderek uysallaştılar.

Zaman zaman Osmanlı topraklarında meydana gelen karışıklıkları işitiyorlardı ama karışmıyorlardı.

Zaten ada bir “sürgün adası” haline sokulmuştu!

Namık Kemal’den Şair Eşref’e, Şair Eşref’ten Molla Sait’e kadar çeşitli nedenlerle Anadolu’dan Kıbrıs’a sürgün edilen veya kaçanların yeriydi bu dört tarafı denizlerle çevrilmiş ada.

Böylece yüzyıllar geçecek insanlar birbirleri ile kaynaşacak,

Birlikte yaşayacaklar, birlikte gelecek kaygısı taşıyacaklar, zaman zaman birlikte isyan çıkaracaklar, zaman zaman da kavga edeceklerdi çünkü her iki ahali de kolay galeyana gelirdi!

Nihayetinde, onlar da Lefkoşa’ya “şeher” demeye başlayacaklar ve bunu çok uzun yıllar koruyacaklardı…

Derken efendim, İngilizler gelmez mi?

Hem de ter kan içinde.

Temmuzun ortasında.

Niye çıkarmalar, harekatlar, işgaller, darbeler temmuzda oluyor şu adada doğrusu bilinmiyor!

Karpuz zamanı olduğu için değil herhalde!

Yoksa var mı bir hikmeti?

İlkbahar ve sonbahar dururken!

Neticede İngilizler nezaket yüklü insanlardı!

Nüfus falan aktardıkları yoktu.

Onlar da bilmez miydi Londra’nın bilmem neresinden, ya da kırsal alanlarda zor durumda kalan, toprakla uğraşan nüfustan bir kısmını, ya da savaş dönemlerinde işsiz güçsüz dolaşan Liverpool’luların bir kısmını Kıbrıs’a aktarıp mesela Karpaz’a yerleştirmeyi?

Ve Karpaz’ı Liverpool yapmayı?

Yapsaydı Liverpool’lu John Lennon Karpaz’dan yetişmiş olmayacak mıydı bir ihtimal?!

Beatles’ın memleketi Karpaz!

Çok az İngiliz nüfusun adada oluşmasının nedeni yerli ahalinin siyasi iradesini ceplemek değildir.

Onlar güneş toplamak için gelenlerdir!

İngiliz de adaya kendi medeniyetinden esintiler taşımış,

Birçok gelişme bu dönemde yaşanmaya başlanmıştı.

Rum, Türk tren görüyordu mesela.

Ne olacaktı bu garutsacıların sonu?

Lefkoşa değişiyordu.

Baf Kapısı, Girne Kapısı ve Mağusa Kapısı’na yollar yapılmış, surlar dışına yerleşim yerleri oluşturulmaya başlanmıştı.

Ancak I-hora (şeher) önemini kaybetmemişti.

Tam aksine İngiliz döneminde bütün köy ve kasabaların yaşamak için, alış veriş etmek ve çalışmak için koştuğu yer haline gelmişti o şeher.

Neredeyse İngiliz bile Nicosia’ya, I-hora ya da şeher diyordu günlük konuşmalarında…

Diyeceğim,

Onca yüz yıldan sonra her iki tarafın ahalisi I-hora ya da şeheri terk etmiş; ağızlarına bile almaz olmuştur.

Yeni nesiller için masal,

Meyhaneler için tabela olurken,

Bu tür yazıların da mezesi haline gelmiştir!

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı