Köşe Yazarları

İşveren listelerini de görelim…


İçerili bir kaynak, polisin neredeyse olağanüstü hal koşullarında operasyonlar yaptığını söylüyor. Uyuşturucu, kaçak, vs.

Gerçekten de kaçak yakalanmayan gün yok. Beş beş, on on…

Ama o kaçağı çalıştıranın yakalandığı, ceza yediği tek bir örnek nedense duyulmuyor.

Çok çok haberin altında bir satır, “Kaçak çalıştırdığı tespit edilen işveren hakkında soruşturma başlatıldı”… Bu kadar. Şu kadar kişiye bu kadar ceza kesildi, işyeri kapatıldı falan yok.

Bu insanlar burada aç sefil gezmiyorlar.

Bir şekilde bir yerlerde çalışıyorlar ki, her türlü tehlikeye, insanlık dışı koşullara razı olup burada kalmaya devam ediyorlar.

İşin teknik kısmına bakınca olay aydınlanıyor.

Polis, sokakta yakaladığı kaçağı topluyor.

Ancak işverenin yakalanması polisin değil, Çalışma Bakanlığı’nın denetimine tabi. Püf noktası bu.

Bunun tek bir istisnası var, belediyeler.

Onları da ayırmak lazım, Lefkoşa ve Girne belediyeleri.

Kayıt dışı çalışan tespit ettiklerinde işyerini uyarıyor, baktılar devam ediyor, işyerini kapatıyorlar.

Maalesef devlette işler belediyelerdeki gibi yürümüyor.

Önceki gün eski Bakan Zeki Çeler Yenibakış gazetesinde soruyordu; “Bakana soruyorum, en son çalışma izni veya çalışma kaydı olmadığına dair denetim Bakanlık çalışma müfettişleri tarafından ne zaman yaptırıldı?… İşverenlerle ahbaplıkları var diye mi bu insanları denetlemiyorlar? İşini hakkıyla yapan, yatırımlarını ve çalışma izinlerini tamamlayan işverenler enayi yerine konuyor”.

Aynen öyle.

Bir yanda, asgari ücretin yükselmesiyle maliyeti artmasına rağmen, doğru çalışan işveren, diğer yanda “hadi be enayiler” dercesine işçiyi sömüren, devletle dalga geçenler….

Ve tüm bunlara göz yuman devlet.

Sanki tek suçlu, sokaktaki kaçakmış gibi.

Oysa kaçak olan, saadet zincirinin en son halkası.

Araştırdık, buradan da defalarca yazdık; ‘yasa bu; cezalar şu’ falan diye. Tekrar etmeye gerek yok.

Devlet kendi vatandaşları arasında resmen ayırımcılık yapıyor.

Bunun başka bir adı yok.

Adam kayırılıyor.

Suçlular cezalandırılmıyor.

Yine malum otorite meselesi.

Hatta çarkların adamına göre dönmesi…

 

YÜKSEK VOLTAJ SORUNU HER YERDE…

Kıb-Tek, Gönyeli’de arıza nedeniyle meydana gelen yüksek voltaj olayında, cihazları zarar görenleri tazmin edecekmiş.

İyi bir haber. Hiç olmazsa üzüntülerine bir nebze derman olacak.

Bir nebze diyorum, çünkü tazmin edilemeyecek kayıplar da olabiliyor.

Daha geçen hafta başımıza geldi…

Çamaşır makinasını gece kurmayı adet edindik. Ne yapalım, tasarruf dedik. Sabah neredeyse ev yanmak üzereydi. Korkunç bir kablo kokusuyla uyandık. Bereket makine kendini kapatmış.

Tamirci geldi, ne dedi biliyor musunuz, “Bütün kablolar tutuşmuş. Tek sebebi var, yüksek voltaj. Siz casinolara yakın yaşıyorsunuz, arada böyle vakalar oluyor. Özellikle geceleri cihazlarınızı çalıştırmayın”… Haydi buyrun bakalım.

Anlattığımda, bir çok kişi de benzer vakaları yaşadıklarını anlattılar.

Haydi çamaşır, bulaşık kurmayalım. Ama telefonlar, klimalar, televizyonlar?

Yediğimizden içtiğimizden, asayişten düzenden, elektriğe kadar…

Kısacası, güvende yaşamıyoruz, hiçbir bakımdan.

 

 

YERİN KULAĞI VAR

GENEL SEKRETER İZLEYECEK DE NE YAPACAK?:

Rum Sözcü Prodromos Prodromu yeni bir müzakere süreci konusunda, “BM Genel Sekreteri’nin izleme yörüngesine de girdik” diye konuşmuş. Ne olacak? Kimin ayak sürüdüğünü, işi çıkmaza soktuğunu, kimin samimi olduğunu söyleyecek mi? Eğer söyleyecekse, bir tarih yazılacak. Yok eğer o da sepetle su taşıma geleneğini sürdürecekse, adını unutulanlar arasına yazdıracak…

 

ONUN  OLMAYACAĞI KESİN:

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday tartışmalarında başı çeken UBP… Şu ana kadar en az 4 isim telaffuz ediliyor. Parti içinden bu kadar adayın olduğu bir seçimde başka bir partinin adayına destek vermek, bir çatı adayı çıkarmak neredeyse imkansız. HP lideri Özersay’ın UBP ile koalisyon kurarken en büyük hayali olan “çatı adaylığı” da böylece suya düşmüş oldu. UBP’de kimin aday olacağı belli değil ama, Özersay’ın “çatı adayı” olmayacağı kesin…  Umutları suya düşen diğerleri de, Ersin Tatar’ı aday yapıp, parti başkanlığından göderme planları yapanlar.

 

“ÇOK ŞEY” DE, NE?:

Başbakan Tatar, Ulusal Birlik Partisi- Halkın Partisi’nin hükümete gelmesiyle birlikte yaklaşık 100 günde ülkede birçok iş yapıldığına dikkat çekti ama “çok şey” demesine rağmen, YÖK ile sorunların kendilerince çözülmesinden başka bir örnek veremedi. Keşke bir yüz gün muhasebesi yapsalar da, o “çok şeylerin” ne olduğunu biz de öğrensek. Kastettiği, Türkiye ile imzalanan protokol olsa gerek.

 

TURİZM FELAKETE GİDİYOR:

En ünlü, yüzde yüz doluluğuyla bilinen beş yıldızlılar bayram sonrası casino müşterisi haricinde, neredeyse boşalmışlar. Ülkeye girişlerdeki trende bakın; para bırakan ABD, İngiliz ve İranlı turist sayısı düştü, ne amaçla geldikleri malum Hindistanlı, Iraklı ve Kazakistanlı yolcu sayısı arttı. Turist sayısında yüzde 11,5; otel konaklamalarında 4,2;  yolcu sayısında 6,5 düşüş. Türkiye’den gelen gerçek turist sayısında yüzde 10’luk düşüş olduğu da daha önce açıklanmıştı. Başka bir ülkede olsa panik çıkar, seferberlik başlatılır, plan program yapılır. E, biz de Türkiye’ye gittik, konferans yaptık, yetmedi mi?

 

İŞ OLA:

Yeni asgari ücret 1 Ağustos’tan geçerli olmak üzere 250 TL artışla aylık brüt 3 bin 400 TL olarak kabul edilmişti. Türk-Sen her yıl olduğu gibi yeni asgari ücrete itiraz edeceğini açıkladı. Aslında onlar da biliyorlar birşeyin değişmeyeceğini ama, maksat dostalar alış verişte görsün misali, iş ola itiraz ediyorlar…

 

GARİP BİR ÜLKE:

Boğaziçi Pulya festivali başladı ve siyasilerimiz açılış için kuyruğa girdi. Halbuki KKTC’de pulya avlamak ve satmak yasak. Eğer KKTC’de yaşıyorsanız bunlar olağan şeyler. Avlanması ve satılması yasak olan bir kuşun festivalinin bunu yasaklayan siyasilerce açılması kadar traji komik birşey olabilir mi? Eminim akşamında da yasak olan pulyaları bir güzel yemişlerdir. Hiçbir şey yapamıyorsanız, bari festivalin adını değiştirin…

 

 ZİRVEDEKİLER

Rasıh Reşat: “Ekonomiyi canlandıracak, turizmciyi güldürecek, öğrenciyi rahatlatacak, evine gitmeye çalışanı daha güvenli hissettirecek ya da şifa arayanın sağlığından başka bir şey düşünmemesini sağlayacak… Var mı bir eylem bir tedbir bir yenilik?… Enkaz edebiyatı konusunda herkesin karnı tok.

Zaten herhangi bir hükümet enkaz yaratacak kadar uzun süre o koltuklarda oturmayı başaramadı ki.

Amaç hükümet olmak ise, ‘maksat hasıl oldu’ deyip bir kenara mı çekilelim, yoksa hükümete gelmenin hizmet için bir araç olduğunu hatırlayanın kaldığını umut etmeye devam mı edelim? Bilemedim”…

 

DİPTEKİLER

Sütler Bozuk: Piyasada hem yerli, hem ithal uzun ömürlü sütlerde genel bir sorun olduğu anlaşılıyor. Sosyal medyada her gün değişik bir markanın iğrenç görüntüleri. Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Ticaret Dairesi, hangisinin alanına giriyorsa, artık bu işe bir baksınlar. Bozuk olup olmadıkları, genelde ısıtıldıklarında ortaya çıkıyor. Ama özellikle çocuk sütleri, üstlerinde pipetleriyle satılıyor ve çocuklar tarafından soğuk tüketiliyor. Bir de bu dert çıkmasın başımıza. Denetim için daha ne kadar şikayet çıkmasını bekliyorlar ki?

 

 

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı