KıbrısManşetRöportajYaşam

İlk ve tek konservatör: Pembe Özen

Denizden çıkan ARTEMİS’in Güzelyurt’ta olduğunu biliyor muydunuz! Eski eserlerin artık doktoru var…

Nezire Gürkan

Avrupa seyahatlerimizde müze ziyaretleri için kuyruklara giriyoruz, tarihi eserleri hayranlıkla izliyoruz. İzmir Efes’i, Artemis Tapınağı’nı ziyaret etmeyen de neredeyse yok. Bereket ve bolluk tanrıçası Artemis heykelini görmüştür çoğunluk. Ancak bu heykelin bir benzerinin KKTC’de de olduğunu bilen çok az. Üstelik ayağımızın içinde, Güzelyurt Arkeoloji Müzesi’nde.

Bulunma hikâyesi de heyecan verici heykelin. 1980’de Salamis açıklarında yüzerken bir İtalyan tarafından bulundu heykel. Heykelin tamamlayıcısı geyik figürleriyle birlikte. Korumaya alındı, ama eksik parçalar vardı. Geçtiğimiz yıl, yani 37 yıl sonra aynı bölgede, tesadüf eseri geri kalan parçaları bulundu. Eli ve diğer geyik figürü. Bir yıllık çalışmayla bakımdan geçirilen parçalar, geçtiğimiz günlerde ana gövdeye monte edildi ve heykel tamamlandı. Binlerce yıllık bir insanlık mirası, M.S. 2’nci yüzyıla ait, 36 farklı boyutta memesiyle bereketi simgeleyen Artemis heykeli, şimdi müzede ziyarete açık.

Tam bir yıl sürdü

“İki parçacık eski eserin bakımı neden bir yıl aldı” diye sorduk Arkeolog/Konservatör Pembe Özen’e…

“Deniz tabanında olan eserler çok hassas durumda olurlar. En çok etkileyen sodyum klorür tuzudur. Bu nedenle tuz arınma işlemi sualtı eserleri için çok önemli. Eğer bu arınma gerçekleşmezse iklimsel koşulların değişmesiyle (nem, sıcaklık…) eserlerde kırılmalar, ufalanmalar, parçalanmalar, çatlamalar görülür. Bu nedenle konservasyon işlemi tam bir yıl sürdü. Bu sürede üzerindeki yosun, kum ve kireçli parçalar temizlendi. Tuz oranı ölçülüp haftada üç defa eserin suyu değiştirildi. Tuzdan arınma sağlandı. Tuz oranı kabul edilebilir seviyeye gelince de monteye hazır duruma getirildi…”

O eski eserlerin doktoru… İlk ve tek

Pembe Özen, DAÜ Arkeoloji ve Sanat Tarihi mezunu genç bir arkeolog. Ancak bununla yetinmedi, İngiltere’nin Lincoln Üniversitesi’nde master yaptı, Konservatör oldu. Yani taşınabilir eski eserlerin doktoru… “Dokusunu, niteliğini, şeklini,  malzemesini bozmadan eseri korumak, bakımını yapmak, onarmak, geleceğe aktarmak” diye özetledi uzmanlık alanını.

Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nde iki yıl önce göreve başlayan Pembe Özen, dairenin ilk ve tek Konservatörü. Onun göreve başlamasıyla daire de yeni bir boyut kazandı ve Kültür Varlıklarını Koruma/Onarım Merkezi ilk kez faaliyete geçti.

Bir uzman, bir teknisyen

Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nin Ankara Üniversitesi ile işbirliğiyle 2011’de kurulan daireye bağlı Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Merkezi, 5 yıl kapalı kaldıktan sonra, Pembe Özen’in görevlendirilmesiyle 2016’da işlevsel hale geldi. Lefkoşa Surlariçi’nde İngiliz döneminden kalma sarı taş binada bulunan Merkez’in, bir de teknisyeni var. Eski Eser Koruma Teknisyeni Adil Meraklı. Bir uzman, bir teknisyenden oluşan ekip, harıl harıl eski eserlerin bakımıyla uğraşıyor.

Batık Gemi bakımdan geçti

Teknisyen Adil Meraklı ile birlikte sorularımızı yanıtlayan Pembe Özen, “Mutlaka görmelisin” diyerek Artemis heykelini heyecanla anlattı. “Dünya, insanlık mirası bir eser,  mucize sonucu bize ulaştı. Yine büyük bir mucizeyle aynı yerde yıllar sonra eksik parçaları bulundu. Bu muhteşem varlığa herkes tanıklık etmeli…”

Girne Kalesi’ndeki Batık Gemi’yi de aynı heyecanla anlattı. Birçok eser gibi, iki yılda onun da bakımını yapmışlar. “M.Ö. 389’a ait, 1965’de bulunan, yüzde 60’ı bozulmamış bu tarihi varlık, bizler için hazine” diyor Batık Gemi için.

İki yılda 1500’den fazla eser, Luzinyan hazır

İki kişilik ekip, Artemis Heykeli ve Batık Gemi yanında, yüzlerce eseri daha bakımdan geçirdi iki yılda. Lefkoşa’daki Derviş Paşa Müzesi’nde bulunan 600, bu yıl açılan İskele Arkeoloji Müzesi’ne giren 300 eser elden geçti. Yakında açılacak Lefkoşa Surlariçi’ndeki Lüzinyan Müzesi’ne girecek eserlerden de 400’ünün bakımını yaptılar, yenileri sırada. Osmanlı çinileri, rahleler dâhil birçok etnografik ve arkeolojik eser bu yeni müze için hazırlanıyor, bakımdan geçiyor. Toplamda merkezin elinden geçen çeşitli nitelik ve ebattaki eser sayısı şu ana kadar 1500’ün üzerinde.

Sarayönü’ndeki İngiliz Kraliyet Arması da bu dönemde bakıma alınan eserlerden.

Sabır, zaman, uzman, finansman şart

“Memnun mu işinden, merkezden” diye de sorduk genç uzmana…

“İşimi çok severek yapıyorum. İngiltere’de uzmanlık eğitimi aldım, orada kalabilirdim ama ülkemi tercih ettim. Mesleğimi sürdürmek istedim. Kısa sürede çok da iş yaptık. Daha çok uzman ve finansman desteğiyle çok daha fazlasını yapabiliriz. Bu binada 3-5 uzman birlikte çalıştığımızı hayal ediyorum bazen, muhteşem sonuçlar alırız.”

Eski eser bakımının pahalı ve uzmanlık isteyen bir iş olduğunu da anlattı Pembe Özen…“Malzemeler, aletler, her şey pahalı, büyük kaynak gerektiren yatırımlar. Ortamlar da önemli. Bakım yapmakla bitmiyor, ortamların nem gibi faktörlere karşı korunması gerekiyor. Güvenlik de önemli. Bu nedenle hem pahalı, hem yoğun emek gerektiren işler.”

“İğneyle kuyu kazar gibisiniz çalışırken” diye yorum yapınca, “Daha beter” dedi. “Bu iş sabır ve titizlik işi. Zevk almazsanız, sevmezseniz yapamazsınız.”

Soli’nin altınları, İskele’nin devasa heykelleri

Halkın ilgisi nasıl; ülkeyi, varlıklarımızı tanıyor muyuz?

“Yeterli değil, başka ülkelere gösterdiğimiz ilgiyi kendi ülkemize de göstermeliyiz. Örneğin Derviş Paşa Konağı herkesin önünden geçtiği bir müze, ziyaret edin. Veya Mevlevi Müzesi. Güzelyurt Arkeoloji Müzesi’nde Artemis Heykeli yanında; Soli altınları, bakır parçalar var. İskele Arkeoloji Müzesi’nde, 2010/11’de Salamis kazılarında bulunan devasa heykeller var. Camdan bardak var, arasındaki toprağa sıkışmış kumaş parçası da birlikte. Binlerce yıl öncesinden bugüne taşınmış bir kumaş parçası…”

Farklı nitelikte çok sayıda eski eserin varlığına dikkat çeken Pembe Özen’in hayali ise, seçme eserlerden oluşacak bir ulusal müze.

Geçmişten bugüne, geleceğe

Tarihi eserlerin, insanlığın dünden bugüne taşınmasında, bilgiye ulaşmada en önemli, hatta bazen tek kaynak olduğunu da anlattı…

“İnsan gittiği yere kültürünü de taşır. Ben İngiltere’ye giderken kahvemi ve cezvemi de götürürüm mesela. Yüzyıllar sonra bulunacak bir cezve veya kahve izi, bir Kıbrıslının oradaki varlığının göstergesi olur. Bu topraklardan da çok medeniyet geçti. Buralar hazine, açık müze gibi. Ve tarihi eserler geçmiş yaşamları anlayabilmenin en iyi, hatta tek yolu. Tarihi eserlerden elde edilen verilerle günümüzden binlerce yıl önce yaşamış bir toplumun ne yediğinden, nasıl yaşadığına kadar birçok bilgiye ulaşmak mümkün. O nedenle eski eserler toplumların, hatta insanlığın varlıklarıdır ve herkesin çok hassas olarak koruması gerekir…”

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı