Hristodulidis Umutlu!

1 Eylül 2018 Cumartesi | 10:06
Eşref Çetinel

İki gündür Kıbrıs’a Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’den bakmaya çalışıyorum.. Tabi ki bir uzman gözüyle değil.. Çünkü elimizdeki ilgili  argümanlar medyada çıkan haberlerden ibaret.

Yaptığımız bu haberleri yan yana koyup  gelecekteki olasılıkları görmeye çalışmak. Ne de olsa bir ömürdür “adalı” olarak yaşıyoruz olayları…

KUŞKULUYUZ:   Sadece biz değil tabi! Mesela Rum Dışişleri Bakanı Hristodulidis de kuşkuludur! Politis gazetesinin sorularını yanıtlarken, “Kıbrıs’ta durum on yıl, yirmi yıl öncesi gibi değildir.. Mevcut durumun tehlikeli olduğunu  anlamayan biri olamaz.. Kıbrıs hiç bu  kadar tehlikeli ve kritik olmadıydı” diyor. Ayni görüşteyiz diyelim..

 

BUNA karşın Rum Dışişleri Bakanı “1976’dan bu yanadır tarafların birbirlerine hiç bu kadar yaklaşmadıklarını  ve şimdiki kadar anlaşmazlıkların ne olduğunu bu kadar  iyi anlamadıklarını da vurguluyor…”

BU “yakınlaşma” ile “sorun bilincine” dayandırdığı tezini ise “müzakerelerin yeniden başlaması halinde  Grans Montana’da kalındığı yerden devam edeceği” düşüncesine bağlıyor..

Sn. Akıncı’nın “zaman takvimi” ısrarına ise “siyasi irade varsa böyle bir şeye gerek olmadığını” söyleyerek cevap verirken, “iyimser olmak için bazı verilere sahip olunduğunu” da hatırlatıyor…

TUTUN ki Hristodulidis’in umutlu! “Neden çözüm olmasın” ihtimaliyet olmaktan çıkıyor, siyasi irade  haline geliyor.

Yapılacak tek iş, Guterres’in Grans Montana müzakerelerinden derlediği   6 maddeyi çerçeveleyip duvara astığı planını, yerinden indirip yeniden müzakere masasına koymak..

ÖYLE ama bizim iki gündür sözünü ettiğimiz “kritik sorunlar” o “çerçevenin” içinde değiller ki!

Belki Hristodulidis için Grans Montana hâlâ geçerli bir çözüm planı olabilir. Ancak Kıbrıs adasının   Türkiye ve KKTC için artık Montana’yı da aşan ve Ortadoğu olayları, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ile sarmalanan bir yeni siyasi davası daha vardır.

Bu nedenle kaç gündür “Kıbrıs ısınıyor” diyordum. Güney’deki askeri üsler, sürekli silahlanmalar, Doğu Akdeniz’de büyük kavgalara neden olacak gaz…

DOLAYISIYLE TC’nin de  Kuzey’de hava ve deniz üslerine sahip olmak istemesi.. Amerika’nın İsrail elçiliğini Kudüs’e taşıması nedeniyle Ortadoğu’da yeni bir Arap İsrail çatışması olasılığı… En önemlisi Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı hasmane tutumları…

Bu koşullarda nasıl sağlıklı bir çözüm olabilir ki? Hem de Rum tarafınca  Türkiyesizleştirilmek istenen bu adada!

    **********

                                KRİZE HAZIR DEĞİLDİK!

SIKINTI şurada başladı:

Ekonomik ve mali “tedbirler,” döviz çok yükseldiği ve çok zarar verdiği  için alındı!   Ancak  bizatihi mevcut olan çarpık çurpuk sosyoekonomik  sorunlardan dolayı bu “tedbirlerin” sonucu alınamadan, toplumsal yapının bozukluğu nedeniyle “olumsuz tepkisi” görüldü!

ÇÜNKÜ tümden, tek neden olmasa da  hükümet kararları doğrultusunda alınan tedbirleri uygulayacak, denetleyecek, yürütecek olan kesim, bizatihi kendilerinden  “görev bilinciyle fedakârlık istenen kamu görevlileriydi!”

OYSA: “Değişti değişecek” denilen, “reformist” olacağı söylenen   ancak bir türlü gündeme sokulamayan “Kamu Görevlileri yasası” hâlâ tüm çarpıklığıyla ortadaydı..

Dolayısıyla tedbirler bu rizikolu “kamu görevlileri sistemi” uygulamasına bağlı alındı!

Örneğin “olağanüstü” durumlarda bile sendikaların pek alâ da greve gitme hakları “olağanlığında!”

ÖTE yandan Döviz vurgunundan kaynaklı pahalılık  başını  alıp  giderken, mahkemeler alacak verecek davalarıyla dopdolu iken, bir anda tepeden inerek kafalara  balyoz gibi vuran tedbirleri dayatmak isabetsiz ve zamansız oldu!

FAKAT: Hükümet haklı mıydı? Evet.. Ancak hatırladığımızca  oturdukları makam koltuklarında bile sendikalar kendilerini sallarlarken;  Yorgancıoğlu hükümeti de Kalyoncu hükümeti de hatta epey geçmişte kalmasına karşın Ferdi Soyer hükümeti de haklıydı!..

O yıllarda da (döviz vurgunundan kaynaklı değildi ama) her zamanki gibi  “devlet taahütlerini yerine getiremeyecek bütçesel sıkıntılar içindeydi..

Çiftçisi hayvancısı, memuru öğretmeni  Bakanlık kapılarına dayanırlarken, UBP iktidarlarında eylemlerle grevleri  CTP kanadı azdırıyor, CTP iktidarı dönemlerinde de UBP!

TÜRKİYE ne yapsındı? 1974’lerden sonra sayılarını unuttuğumuz TC-KKTC mali ve ekonomik protokollere “reformlar” denmesine karşın uygulama söz konusu olduğunda, “bünyemize uymaz” denilerek hep savsaklandılardı!

YILLACA özel sektör dışlanır, devlet vergi alma becerisini geliştirmek yerine vergisini vermeyeni halka şikâyet etmekle yetinir ve bizzat kendi arazilerini popülist tutumlarda  şuna buna peşkeş çekerken, “ekonomi” yerine “rantının” uygulanmasını önleyemezken falan… Geldik bugünlere..

AMA hangi  kadrolar, hangi denetçilerle? Hangi kurumlar hangi birlik ve sendikalarla? Hangi kamu görevlileri ve sistemiyle?

Ki şimdilerde Erhürman hükümeti de “reformlar” demekte, “Kamu görevlileri yasasından” başlayarak tüm kurumları kapsamına alan değişimlerden söz etmektedir

SIKINTI işte buradadır. Memleketin kusurlu, hantal, merkeziyetçi yapısı değişip istikrar oluşmadan, bir döviz vurgunu ile şu anda yaşamakta olduğumuz bu büyük ve olağanüstü durum yapıştı yakamıza! Ve devlet yapısal olarak bu tip krizlere hiç mi hiç hazır değildi!                                                                                                                                                                                                                           **********

KISACA TAKILDIĞIM: (AKIL BAŞTADIR!)

İşte ispatı. Adamın yaşı yetmiş, işi bitmiş! Beklersiniz ki elinde tesbih camiye başlasın!

Yok! O almış eline kamerayı, çıkmış Cambulat burcuna,  yatmış meterize, sanki gizli yada yasak çok bir şey varmış gibi habire askeri gemilerin fotoğraflarını çekip Güney’in Rum’una satıyor!

Ne dedik? Akıl yaşta değil baştadır baştadır!  İşte ispatı Besimoğlu!