Köşe Yazarları

Hayat, tercihlerimizdir aslında

Ece Uslu yazdı







Mutsuzluk… Adeta bir salgın gibi. Kime sorsan mutsuz; kimi evinden, kimi işinden, kimi eşinden… Hayattaki sorumluluklarımız arttıkça, keyif aldığımız şeyler dahi an gelip görev haline gelebiliyor maalesef. Hayal ettiklerimizle karşımızda bulduğumuz gerçekler çok farklı olabiliyor. Örneğin; çoğu anne bebeğinin sağlığına, yediğine içtiğine o kadar odaklanıyor ki yüklendiğini/yüklenilen sorumlulukla, doğumdan önce hayal ettiği o bebeği ile kaliteli zaman geçirme gücünü kendine bulamıyor. Günün sonunda tükenmiş bir şekilde, eşi ile de sorunlar yaşarken bulabiliyor kendini. Çoğu eş, işinde kendini o denli yıpratıyor ki aslında işin temelde bir para kazanma aracı olduğunu unutuyor. Para kazanayım, daha kaliteli bir yaşam standardım olsun derken kazandığı parayı harcayacak zamanı dahi bulamadığı bir düzen kuruyor. Aynı şekilde insanlar işin bir sosyalleşme aracı olduğunu da unutuyorlar. Kimi severek, tutku ile başladığı işine artık ayakları geri geri gidiyor, kimisi ise pili bitmiş bir halde döndüğü evinde ne evdekileri besleyebiliyor ne de onlardan beslenebiliyor. Sonuç monoton bir hayat, çaresizlik, tükenmiş, mutsuz bireyler, iletişimsiz ve mutsuz aileler.

Özetle çoğu insan günlük hayatın rutinine o kadar odaklanıyor ki, o denli ezbere yaşıyor ki, aslında beslemesi gereken temel şeylerin ailesi ve sosyal çevresi olduğunu unutup onları ihmal eder hale geliyor. Onları ihmal ederken de aslında kendi sevme, sevilme, değer görme, özel hissettirilme, sosyalleşme gibi kendinin de bir çok ihtiyacını ihmal etmiş oluyor. Farkında olduğu şey sadece hayatın ne denli yorucu olduğu ve bunun kendine özünde iyi gelmediği oluyor. Mağdur olduğunu düşünüyor içten içe bir yandan da; ‘Siz benim sizin için ne kadar zorluğa katlandığımı biliyor musunuz?’ diye düşünüyor. Ama kendini bu noktaya getirenin çoğunlukla kendi tercihleri ve hayatı ele alış tarzı olduğunu göremiyor.

İnsanlar süreç yerine sonuca o denli odaklanıyorlar ki kendilerini o kısır döngüye kendilerinin soktuklarının çoğunlukla farkına varamıyorlar. Aslına bakarsanız ellerinde ne büyük bir nimet olduğunun farkında değil çoğu kimse. Duygularımız bize ışıktır. Duygularının farkında olan kimse onların ışığında yönünü bulabilir. Daha önce de belirtmiştim bunu. Ama o odaklanılan şey mutsuzluğu yaratan şeyler değil bir sonuç olarak mutsuzluk kavramı olduğu için bilinmeze karşı atılacak adımın yarattığı korku ile birleştiğinde kilitleniyor insanoğlu. Adım atamaz hale geliyor. Kendini çaresiz kılıyor. Canı yana yana kendini yakan mutsuzluk güneşinin altında kalmaya devam ediyor.

Hayat bir yolculuktur. Ve bu yolculukta bize eşlik eden pek çok duygu vardır. Hepsi yaşanmalı, hepsi deneyimlenmelidir. Ama günün sonunda insan mutsuz olduğu yerden gün gelip gitmekle yükümlüdür (veya kendine iyi gelmeyen davranışı ile vedalaşmakla). Yeni yolculuğunda, karşılaştığı yeniliklerin kendisine iyi mi kötü mü geleceği bilinmez. Ama insan o noktada da her zaman için kendine iyi gelmeyen, istemediği bir durum karşında gitme/vazgeçme hakkı olduğunu unutmamalıdır.

Şüphesiz bu kural her durum karşısında gitmek şeklinde yorumlanmamalıdır. Bir anne çocuğunu bırakamaz mesela, veya hadi hepiniz mutsuz olduğumuz işlerinizi, eşlerinizi bırakın ve özgürlüğe yelken açın diyemeyiz. Hayatın gerçeklerini yok sayıp tek bir şeye odaklanarak hareket etmek de mutsuz olduğunuz noktada kalmaya diretmek kadar sağlıksızdır. Bu noktada güneş metaforundan örnek verebiliriz. Güneş canımızı yakmaya başladı ise önce ya gölgeye geçeriz, ya başımıza şapka takarız, ya üzerimize su atarız. Yani çözüm ararız. Yukarıda örnek verdiğim pek çok olayın çözümü bu denli basittir aslında. Sizi mutsuz hissettiren davranıştan/durumdan uzaklaştıkça size keyif veren davranışa/duruma bir adım daha yaklaşmış olursunuz. Anne bebeğinin sağlığını düşünsün ama biraz gevşesin, anneliğinin de tadını çıkarsın, eş işine sahip çıksın ama en az işi kadar ailesinden de beslensin, onları beslesin, işinde bir kahve molası versin, başka insanlarla sohbet etsin… Liste çok uzun…

İşin özü şu; mutsuz olduğumuz her yerden, her durumdan belki çekip gidemeyiz. Zaten kaçmak her zaman bir çözüm yolu olmamalıdır. Ama mutsuz hissettiren durumları; davranışlarımızı ve olaylara bakış açımızı değiştirerek daha keyifli hale getirebiliriz.

En büyük mutluluk mutsuzluğun kaynağını bilmektir aslında. Çünkü o noktada sorunun çözümü sizin elinizde demektir.








Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu