Köşe Yazarları

Hayaller ve gerçekler…






Cumhurbaşkanlığı seçimi, geçmişteki deneyimlerden farklı olarak, Kıbrıs konusunda bir yol ayrımı olarak takdim ediliyor…

Denktaş-Makarios anlaşmasından bu yana masada olan federasyondan vazgeçelim fikri, değişik bir politika olarak sunuluyor. Siyasi yelpaze, bir şekilde bu söylem etrafında kamplaşsın isteniyor.



Önce kabul edelim… Tamam müzakereler 1968’den bugüne bir anlaşmayı sağlayamadı. Daha doğrusu iki halka da sorulan bir noktaya geldi ama, onaylanmadı.

Bu sürede iki tarafta da umut kalmadı, heyecan kalmadı bu bir. İkincisi, birlikte yaşama fikri de bunca yıldır çok fazla itibar görmedi. Kapılar açıldı, neredeyse iç içe yaşamaya başladık, komşu olduk, yeniden temas ettik, yine de kitlesel bir talep yok. En azından haydi bizim taraf sorun yaşadığı için daha çok ister de güneyde yaşayan insanlarda böyle bir talep gelişmedi…

Onlar için fazla bir sorun yok. Mal-mülk davası da artık önemli ölçüde küllendi. En azından duygusallıktan uzaklaştı. Ama ya biz? Dünyadan izole yaşam, uluslararası hukukun dışında olmak, tanınmamak, ekonomik açıdan muhtaçlık devam ediyor. Hem de geçmiştekinden daha fazla acıtarak.

Üstüne üstlük, Kıbrıs Türkü’nün hakkı hukuku diye bir söylem sadece Türk tarafında dile getiriliyor. Uluslararası toplum eskisinden daha çok yok saymaya başladı bizi. Çünkü onların da adada bir siyasi çözümden fazlaca bir çıkarları olmadı. Çözümsüzlük daha çok işlerine gelir oldu.

Hepsi tamam. Peki yerine ne koyacaksınız?

Bugünkü sıkıntılardan makul bir sürede kurtulmayı sağlayacak bir şey olmalı değil mi?

Adaylardan biri olan Ersin Tatar, “kabul edilebilir, onurlu yan yana yaşayan iki devlete dayalı bir anlaşma” diyor. Aynı kampın diğer sözcüsü Kudret Özersay da bunu söylüyor. Türkiye taktiksel olarak bunu dile getirse de bir anlaşma olasılığını da hiç dışlamıyor.

Yani iki, hatta Arıklı’yı da katarsak, üç adayın önümüze koyduğu seçenek bu…

Açık söyleyim; fikir aslında beni bozmaz, çoğunu da bozmaz. Uluslararası hukukun içine gireceksek, o iki devlet ayrı ayrı tanınacaksa, ambargolar, izolasyon kalkacaksa… Ha içimizde ‘illa da iç içe bir devlet altında yaşayalım, tanınmış da olsa ayrı devlet olmasın’ diyenler de vardır. Ben kendi fikrimin çoğunluğun görüşü olduğunu düşünürüm.

Önemli olan bu fikrin gerçekçilik oranıdır. Yani “Nasıl” sorusunun yanıtı…

Var mı o şartlar? Yukarıda, “makul bir sürede” derken kastım o. Yeni bir yüzyıllık hayal mi? Bunca yıl çözüme varılamadı tamam, onun yerine bir şey konacaksa, daha süratle kısa vadede varılacak bir hedef olmalı. Bu hedef öyle mi?

Bugün bunları gerçekleştirecek şartlar yok. Sadece adada değil, uluslararası camiada da yok.

O şartları sağlamanın yolu nedir?

Sadece bizim talebimizle o noktaya varmak mümkün müdür?

Elimizde o şartları oluşturacak ne gibi kozlar vardır?

Sadece bu söylemle nasıl yola çıkılır? Bu hedefin arkasına takılmak nasıl bir gerçekçiliktir?

Olsa olsa bugünkü konjonktürde geliştirilen taktik bir söylem olur. Strateji, dahası bir devlet politikası olabilmesi için adım adım “nasıl”ın açıklanması gerekir.

Değilse, günü geçiştirme sloganından öteye bir anlamı olmaz…

Israrla sloganlar öne sürmenin de kimseye faydası yoktur.

Adına “yeni vizyon” diyenler var, hiçbir şekilde şartları oluşmamış bir varsayım üzerine vizyon olabilir mi? Vizyon mevcut durumun gerçeklerinden hareket etmeyi gerektirir, bunun dışındakine de hayal denir. Sözlük bile aynen böyle tarif ediyor.

Denecek ki, “federasyon da hayal değil midir”? En azından onun tüm dünyada kabul gören parametreleri olduğunu hatırlatmak gerek. Dünyada işlerin nasıl döndüğünü biraz olsun anlayanlara tabii…

 YERİN KULAĞI VAR

“GÜVEN VE İSTİKRAR”:

Çarşamba akşamı adaylığını açıklayacak olan Mustafa Akıncı, seçim sloganı olarak “güven ve istikrar”ı kullanacak. Bu seçimlerde Akıncı’nın en büyük dezavantajı ise, destek aldığı belli marjinal grupların “Türkiye karşıtlığı” söylemini kullanacak olmalarıdır. Akıncı’yı böyle göstermekle aslında iyilik yapayım derken en büyük kötülüğü yaptıklarının farkında değiller…

 ÖNEMLİ:

BM Güvenlik Konseyi’nin Barış Gücü’nün görev süresini uzatma kararı hakkında açıklama yapan TC Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şu cümle dikkat çekici; “Türkiye bu düşüncelerle, çözüme dair tüm seçeneklerin masada olacağı gayrı resmi 5+BM toplantısının uygun bir zamanda düzenlenmesine destek vermektedir”. Sahada “müzakereye gerek yoktur” diye bağıranların dikkatine…

 BAYRAM İLAN EDECEĞİZ:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan KKTC’ye yapılacak 170 milyonluk hibeyi imzalamış ya, utanmasak bayram ilan edeceğiz. Aylardır beklenen ve sonunda serbest kalan kaynak, sanki tüm sorunlarımızı çözecek. Aylardır kaç bekelenen, uğruna hükümetler yıkılıp kurulan bir kaynak. Ama mecburdular, çünkü Ankara’dan en iyi parayı onlar alırdı ya. Sanki o kaynağı burada yaratamazlarmış gibi…

 

BU NASIL UYUM:

Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, Yenidüzen gazetesindeki röportajında, UBP ile HP arasında Kamu Görevlileri Yasası’ndaki bazı hususlarda ciddi anlaşmazlıklar; Vatandaşlık Yasa Tasarısı konusunda da  ciddi görüş ayrılıkları olduğunu söylüyor. Buna İmar Planında yaşananları da ekleyiniz. Şimdi bu ikilinin hele de iki başkanın aday olduğu bu dönemde “aramızda uyum var” demelerine nasıl inanırsınız…

SONUNDA:

Ülkede et fiyatlarındaki artışa karşı ve ülke hayvan varlığının dengelenmesi için, Toprak Ürünleri Kurumu tarafından karkas et ithalatı yapılmasına yönelik çalışma başlatıldığı açıklandı. Aslında, “kuzeydeki fiyatlar nedeniyle et piyasası güneye kaydı” demek istiyorlar da adını böyle koyuyorlar. İthalat TÜK’le sınırlı kalmalı. Üreticiye ithal izni verme yanlışına düşülmez umarım.

NASIL OLACAK:

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası altında “İşin Kısmen veya Tamamen Durdurulmasına İlişkin Hususlar Tüzüğü” hazırlandı. Buna göre, “İşyerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir acil bir durum tespit edildiğinde” iş durdurulabilecek. İyi güzel de bunun kararını kim verecek? İşverenin bunu yapmasını beklemek hayalcilik olur. Devlet yapacaksa bunun için sıkı bir denetim ağı kurmak gerek ki, burada ciddi kaygılarım var….

VARSIN KİRLENSİN:

Orman Dairesi yakacak odun fiyatlarında indirime gitmiş. Tüp gaz ve elektrik fiyatlarındaki yükselişi önleyemeyince bari odunu ucuzlatalım da vatandaş ısınabilsin dediler. Bu zamanda gazla, elektrikle ısınmak her babayiğitin harcı değil. Hava kirlenecekmiş, dumana boğulacakmış kimin umurunda…

 ZİRVEDEKİLER

Gülse Birsel: “Asıl cesaret ülkede yaşananlara, zulümlere, zamlara, yolsuzluklara, haksızlıklara katlanarak yavaş yavaş ölüp yok olmak değil, halkın düzenini bozup, kendi düzenini sağlayanlara “HADİ LAN” diyebilmektir…”

 DİPTEKİLER

Casinolara Kıyak: Kumardan devletin alacağı pay artırılsın diye biz kıyameti koparırken, devlet, yüzde 10’luk vergiyi yüzde 5’e düşürmüş. Oyun masası başına vergi oranları da komik oranlarda artırılmış. Parasızlıktan temel görevlerini bile yerine getiremeyen hükümetimiz, para basan kumarhanelerden ciroları kadar vergi alıp kurtulmak, ülkeyi kalkındırmak yerine, bir de alacağını bağışlıyor. Başka hiçbir şeye kafa yormayın. En büyük sorunumuz dünyaya bu gözle bakan siyasi zihniyetlerdir. Bileceksiniz ki, onlar size hizmet etmez. Hizmet ettikleri yer bellidir…

 

 







Başa dön tuşu