Hani bunun ilk sahibi…

3 Ağustos 2018 Cuma | 10:13
Köş, Moreket

Karaoğlanoğlu’nda içinde tarihi bina bulunan sahilin beş yıldızlı bir otele verilişi, UBP hükümeti dönemindedir…

Hatırlatalım, UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, o günlerde tüm tepkilere karşı, bu otelin yapılmasını kendine dert edinmiş, hatta o günlerde etrafındaki arazilerin de otele verilmesi için çok uğraşmıştı.

Sporculardan gelen baskıyla, eski futbol sahası kurtarıldı.

Balıkçılardan gelen tepkilerle balıkçı barınağı kurtarıldı.

Ancak tartışmalı olan bir kamu arazisi konusu öylece kaldı…

Otel de, yandan başka arsa alamadığı gerekeçesiyle, kaçak kat çıktı ve ona da yıkım kararı alındı.

Otelin yapılmasını engellemek için canını dişine takan Girne İnsiyatifi, şimdi bu otele bir kamu arazisinin daha verilmek üzere olduğu bilgisiyle yeni bir mücadele başlattı.

O arazinin elden çıkmasına biz de karşıyız.

Sahillerimize bir bir  duvar örülmesine, halkın denizlerden koparılmasına, kısaca kamu arazilerinin peşkeşine karşıyız.

Biz karşıyız ve bunu defalarca da yazdık, söyledik de.

İşin absürd yanı ne biliyor musunuz, UBP’nin yayın organı Güneş, Girne İnsiyatifi’nin açıklamasını dün sür manşetten verdi.

Dikkat edin, yorum falan yok…

Ne diyecekler..?

Ölümüne izin verdikleri, hatta daha da genişletmek için çalıştıkları oteli karşılarına mı alacaklar?

Yapamadılar…

Ama en azından Girne İnsiyatifi’nin bildirisi üzerinden siyaset yapmaya kalktılar.

Yuttuk mu..?

Hayır, asla…

Aksine iğrendik…

KKTC’de siyaset bu kadar iki yüzlü ve basit…

Bence Girne İnsiyatifi de bu ikiyüzlülüğü yüzlerine vurmalı…

 

 

YETTİ ARTIK BU ÇİRKİN SÖYLEMLER…

“Rum’a hizmet ediyorlar”…

“Türkiye’ye hizmet ediyorlar”…

Ben bıktım, usandım, ikrah ettim ama bu pis, bu manasız  tartışma hiç bitmedi.

Hiç bir işe de yaramadı…

Sadece bir sonucu oldu, birbirimizi yedik.

Az şey mi bu..?

Her ikisini de söyleyenler, bu ülkede yaşayan insanlar.

Sözde bu ülken insanının daha iyi yaşamasını isteyenler…

Peki bu söylemler kime hizmet etti..?

Kıbrıs’ın kuzeyinde insanların zararına…

Akıllı uslu, sağduyuyla oturup karar vermekten uzaklaşmasına.

Fikir ayrılıkları, düşmanlığa çevrilmek istendi. Çoğu kez de başarılı oldu.

Ne Rum’a hizmet ettiğini iddia edenler, ne Türkiye’ye hizmet ettiği iddia edilenler bir yere varamadılar. Sadece toplumun bölünmesini kullanıp, çıkar sağlayanlara yaradı…

Doğa boşluk tanımaz…

Bir halkın karpuz gibi ortadan bölünmesi, o halkın çıkarlarına ters işler planlayanları iştahlandırır.

1950’lerden başladık, yarım yüzyıldan fazla zaman geçti, hala aynı terane.

Yeter be kardeşim artık, değiştirin şu dilinizi…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

GÜNDEMİMİZ ÇELER:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in Baf havaalanından Ürdün tatiline gitmesi birkaç gündür tek konumuz oldu. Eleştirenler kadar, destek verenler de var. Bir defa şunu söyleyelim elinde Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu olmayan ( birkaç kişi hariç) Kıbrıslı Türk kaldı mı? İkincisi bakan, milletvekili, hatta cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin güneyde alış veriş yapmasıyla, Çeler’in Baf’tan uçması arasında ne fark var. Çeler doğru yapmamış olabilir ancak, kendi insanımızı “arslanların önüne” atmakla elimize ne geçti söyler misiniz…

 

ÖZGÜRGÜN RAHAT:

UBP’de başkanlık koltuğu heveslilerinin sayısının, mevcut başkan Özgürgün’le birlikte 5’e çıkması bekleniyor. Kurultay için önümüzde daha dört ay var, o güne kadar bu sayı artar mı bilemem ama, her yeni aday Hüseyin Özgürgün’ün ekmeğine bal sürüyor. Her yeni aday Özgürgün’ü bir adım daha koltuğa yaklaştırıyor. Ama UBP’de aday olanların derdi UBP’nin kötü yönetilmesi değil sadece, olası bir hükümet krizinde Başbakanlık koltuğu… Hatta aday görünüp, pazarlık yapanlar da var.

 

ÖNERİMDİR:

Dövizin yükselişini önlemek bir yana, her geçen gün daha da artıyor. Belli ki o durmadan, biz durduramayacağız. O zaman hükümetin yapması gereken,  yasa mı yaparlar, kanun gücünde kararname mi çıkarırlar kendileri bilir ama, ya bir an önce bu ülkede tüm alım satımların, TL üzerinden yapılacağının kararını alırlar, ya da hep beraber yok olup gideriz…

 

DONUK KREDİLER, HER DÖNEM GÖRMEZDEN GELİNDİ:

Merkez Bankası Başkanı Rifat Günay dünkü basın toplantısında,  KKTC bankalarında yüzde 5.46 oranında donuk kredi bulunduğunu, bu rakamın Türkiye’de yüzde 3’ler seviyesinde olduğunu söyledi.  Yani alacakların tahsilinde ciddi bir sıkıntı var. Bunun bir nedeni insanların borçlarını ödeyemez duruma gelmesi; diğer bir nedeni yaptırımların yetersiz olması, mahkemelerin yıllarca sürmesi nedeniyle ödememeyi tercih edenlerin olması; üçüncüsü, bazı banka sahiplerinin, ipotekli malları üstüne geçirmeyi tercih etmesi. Her üçü de ekonomi ve bankacılık sektörü için tehlike. Anlaşılan o ki, geçmişte popülizm adına atılması gereken adımlar atılmamış…

 

2 YIL DA BURADAN KAYIP:

Dün YÖDAK Başkanı’nın yüksek öğretimdeki sorunların giderilmesini, son yapılan strateji çalıştayına bağladığını yazmıştık. Bugün başka bir bilgiye rastladık. Meğer bu konu TC-KKTC  arasında imzalanan 2016-2018 protokolunda da varmış. Belgede deniyor ki; “Yüksek Öğretim Strateji Belgesi uygulamaya konacaktır”. Ne zaman, Aralık 2016’da… Kayıp, 2 yıl… Şimdi etrafta ahkam kesen, sözde muhalefet edenler de ülkeye verilen bu zararın baş sorumlusu…

 

BU BİR REKOR:

Kapıların açılmasıyla birlikte bizim güneyden, Rumların kuzeyden ne kadar alış veriş yaptıkları zaman zaman yayınlanıyor. Ancak, yıllardır toplam yıllık alış verişleri 3-5 milyon euroyu geçmeyen Rumların   Tüketiciler Birliği, sadece geçtiğimiz Temmuz ayında KKTC’den 5,3 milyon Euro değerinde akaryakıt aldıklarını iddia etti. Yani bir yılda harcadıklarından çok daha fazlasını bir ayda aldıkları akaryakıt için harcamışlar…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Türkiye kökenliler ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten şikâyetçiyken, Kıbrıslılar ‘doğup-büyüdükleri topraklarda yok olma’ travması geçiriyor. Bu travma eskiden sadece solcuların derdiydi ama bu günlerde sağcıların veya siyasi görüş taşımayan Kıbrıslıların en önemli gündem maddesine dönüştü. Son zamanlarda yaşananlar da bu travmanın katmerlenmesine yol açtı”…

 

DİPTEKİLER

İsmet Akim: Detay gazetesinde okudum. Kıb-Tek eski Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, Kıb-Tek’in 2014 Aralık ayında Türkiye ile imzalan protokolla satıldığını iddia ediyor. Oysa o tarihlerde kendisi görevde. Neden böyle bir ifşaatta bulunmak için bu kadar beklemiş? Neden o gün itirazını yapmamış? Gerçekten merak ettik. İş işten geçtikten sonra konuşmanın ne kuruma ne vatandaşa bir faydası yok. İş, görevdeyken mücadele edebilmekte. Keşke o gün konuşup da milleti arkasına alabilseydi…