Köşe Yazarları

Hah, işte budur…

Rum müzakereci Andreas Mavroyannis, sonunda doğru bir tespitte bulunmuş…

“Hepimiz, olguların ne kadar zor olduğunu anlamalıyız. Yeni çaba başarısız olursa 1974’ten sonra ilk kez, daha sonra ne yapacağımızı bilemeyeceğiz” diyor.

Bunca yıl, neredeyse yarım asırdır, şartlar ne olursa olsun, bir sonrakini, hatta on adım sonrasını bilerek ilerlediler.

Makarios’un “küçülmüş bir vatan bırakmayacağız” ilkesinden asla ödün vermediler.

Ne anlaşmaların eşiğine gelindi, ne müzakereler yapıldı, hatta bir referandum bile yapıldı, bir milim şaşmadılar.

Şimdi Mavroyannis, hem de en içeriklilerinden biri, bundan sonrasını göremiyor.

“Bir dönemin sonu olabilir” diye de ekliyor.

Ne zaman olurmuş bu… Yeni bir sürecin başlaması olasılığı başarısız olursa…

Yani demek istiyor ki, foyalarımız meydana çıktı, derhal bir manevra yapıp, Genel Sekreter’i kendi görüşleri çerçevesinde masaya oturacağımıza ikna etmeliyiz.

Ondan sonrası kolay zaten, biliyor.

Bir süreç daha başlar. Ilımlı taraf olarak görüntü verirler, sonra masada nasıl kıvıracaklarına karar verirler.

Hep yaptıkları gibi…

Şunu artık bileceğiz.

Mevcut durum bir statükodur.

Ve bu statükonun mağduru her şekilde biz, kazananı da karşı taraftır.

Yaptıkları da, statükoyu sonsuza dek sürdürmeye çalışmak…

Rum basını Mavroyannis’in sözlerinin tehlike içerdiğini yazsa da, aynı Mavroyannis, böyle bir ortamda dahi net konuşuyor; “garantilerin kaldırılması ve askerlerin, kesin bitiş tarihi olacak bir dönem içerisinde derhal çekilmesi nettir”…
Bu noktada aklımıza, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da, Dışişleri Bakanı Özersay’ın da, Türkiye yetkililerinin de söylediği “eski yöntemlerle olmaz” çıkışı geliyor.

İşte bu kez de bizim, sürekli olarak tekrarladığımız “yöntem değişikliği” sözlerini inandırıcı hale getirmemiz, somutlaştırmamız gerekmez mi?

O her ne ise.

Ucu açık müzakere yapmamak mıdır, uzlaşılan konular üzerinden bir mutabakat mıdır, her neyse…

Diğer taraftan ne istediğimizi, aynı netlikte ortaya koymamız da şart.

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın geçtiğimiz akşam BRT’de söylediği bir söz var…

“Gerçekçi değilse umut vermekten kaçınırım, yine kaçınıyorum. 2 taraf 50 yıldır bu evlilik nasıl olacak diye konuşmaktan şu anda bugünü yaşayamıyor. Sağlıkta, yangında, suçta birlikte hareket edemiyor, gerçeği yaşayamıyor, farazi, gelecekte kurulacağı söylenen bir ortaklığı konuşmaktan beziyor. Siyasetin umut pazarlığı yapmasından bugüne dair gerçeği ve sorunları kaçırıyoruz”…

Aynen bu..

Barış Gücü denen ucubenin görev süresi, onca itiraza rağmen beyhude bir iş için 6 ay daha uzatıldı.

Hazır masraflarından şikayet edip, gereksizliğini ortaya koyan başkaları da varken, biraz daha yüksek sesle konuşmak gerekmez miydi?

Eğer biz de taa Crans Montana öncesinden beri sürekli söylediğimiz “bu son şanstır” sözünü somuta dökmezsek, bu adamlar bu çaçayı daha çok oynarlar…

Hem çaresiz, akan suya kürek çekmek; hem de sürekli olarak “bu böyle olmaz” demek hiç  inandırıcı olmuyor…

Hem de bir şey kazandırmıyor…

YERİN KULAĞI VAR

MUHACERET NE İŞ YAPAR:

15 yaşındaki çocukla imam nikahı ile sözde evlenip, bir yıl önce soluğu KKTC’de alıyor. Gümrükten geçerken “eşini” ne diye tanıtıyor, ülkeye yaşı küçük bir çocuğu nasıl sokuyor orası meçhul. Gönyeli’de ev tutup oturuyorlar. Ne zaman ki doğum vakti geliyor, işte o zaman olaylar ortaya çıkıyor. İyi de bu ülkeye girmek bu kadar mı kolay. Sorgu, sual, araştırma hiç mi yok. İyi de doğum olmasa ne olacaktı? “Ülke sorma gir hanına döndü” dediğimizde kimse kızmasın artık…

 

BAŞBAKAN NOKTAYI KOYDU:

Günlerdir ülke gündemini meşgul eden CAS sorununa Başbakan Erhürman son noktayı koydu, “devlete alınmaları söz konusu değil”… Erhürman, CAS çalışanlarının mağduriyetinin kısmen giderilmesi için son kez Temmuz ayı ortasına kadar iki buçuk aylık bir ödeme yapılacağını açıkladı. Kimse bu karara kızmasın, hükümet doğru olanı yaptı. Kapı bir kez aralandı mı, artık kimse için kapatmak mümkün olmaz… Üstelik CAS’ın hissedarlarından genel Müdürü’ne, oradan çalışanların istihdam şekline dünya kadar çarpıklık varken.

 

TUHAF BİR DEĞERLENDİRME:

Sosyal medyada Barış Gücü’nün varlığını, BM’nin müzakerelerdeki göreviyle karıştıranlar var. Oysa o görev kararı farklı, diğeri farklı. Adada Barış Gücü olmasa, Genel Sekreter Kıbrıs misyonundan vaz mı geçecek? Ya da bu çözümcü arkadaşlar bir zahmet açıklasınlar, Barış Gücü’nün çözüm için katkısı ne..?

 

İSTEYENİN BİR YÜZÜ…:

Hak-Sen,  yeni asgari ücretin 1 Temmuz’dan geçerli olmak ve geriye dönük ödeme şartıyla 3 bin 600 TL olarak belirlenmesini istemiş. Hani derler ya birşey isterken ayaklarınız yere basmalı diye. Burada da durum aynen öyle, sendikanın ayakları yere basmamış. Keşke o dedikleri rakam olsa ama, olmayacak duaya da amin denmez be kardeşim. Neredeyse 1000TL’lik bir artıştan bahsediliyor ki, hiç bir tarihte böyle bir artış yapılmadı. O masadan 200 liralık bir artış çıksın, öpüp de anlınıza koyun…

 

SULAR YENİDEN ISINDI:

Sağlık çalışanları arasında var olan sürtüşme uzun zamandır gündemimizi meşgul etmiyordu. Geçmişte hem ilgili bakanlarla, hem de doktorlar kendi aralarında sık sık karşı karşıya geliyorlardı. Ne güzel, herşey duruldu derken, doktorların ikinci iş yapmalarının mahkeme tarafında yasaklanması konusu “kavgayı” yeniden alevlenridi. 1 Eylül itibariyle hayata geçecek olan yasak, hem doktorları, hem de doktorlarla bakanlığı yeniden karşı karşıya getirdi. Önümüzdeki günlerde “doktorlar savaşı” yeni bir boyuta taşınabilir…

 

BAŞKA TÜRLÜ TARİF EDEMEZDİ:

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Doğuç Veysioğlu, “Kıbrıs bir Avrupa toplumu ama, yaşanan çevre bunu hiç yansıtmıyor” diyerek aslında bizi ve çevreye olan duyarlılığımızı çok iyi tarif etmiş. Veysioğlu, toplumsal yaşam biçimimizin de değişmesi gerektiğini belirtiyor. Değişiyor Sayın  Veysioğlu, değişiyor zaten, ama poztif değil, negatif yönde hızla değişiyor.

 

ZİRVEDEKİLER

Ülker Fahri: “Önlemek istiyorsan, başka yolu yok, Cezayı yazacaksın. İngiltere’de geçen bir yasaya göre; araç kullanırken cep telefonu kullanıyorsanız, anında ehliyet 3 ay alınıyor, hem de yakalayan polis tarafından. İlaveten, 800 sterlin de para cezası. Üstelik, aracı kenara alıp durdursanız bile motor çalışıyorsa, aynı cezayı yiyorsunuz, motoru da söndüreceksiniz. Hadi, yol güvenliği için, yapın burada da böyle bir yasa…”

 

 DİPTEKİLER

BM Güvenlik Konseyi: Barış Gücü’nün görev süresini uzatma kararında Güvenlik Konseyi, taraflara  “süreci hızlandırın” demiş. Böyle saçma bir cümle nasıl girdi acaba o metine? Ortada süreç mi var? Genel Sekreter bizzat kedisi, yeni bir süreç başlar mı, başlamaz mı diye sondaj yaparken, bu laçkalık ne? Demek ki Kıbrıs uluslararası gündemin dışında. Kimsenin umurunda değil. Baksanıza geçmiş kararlardan kopyalayıp, yapıştırmışlar, komik olmuşlar.

 

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı