Köşe Yazarları

Gene o Desantralizasyon!


Yeter ki dostlar alış verişte görsünler, müzakerelerin ilk başladığı yıllarda “federasyon” etrafında oluşturulan çözüm “sistemleri” tartışılırdı.

Buna karşılık hepimiz bilirdik ki “Rum tarafının gönlünde yatan aslan adaya çoğunluğuna dayandıracağı egemenliğini  (şimdilik kaydıyla)  “federasyon” adı altında sermekti..

Buna karşılık yine bilirdik ki Denktaş’ın da niyeti “iki devlete dayalı fakat Türkiye’nin etkin garantörlüğünü içeren bir çözümdü.”

TUTUN ki kırk yıldır hamuruna  bu “çözüm mayaları” çalınmış sorun, ayni minval devam ediyor!

Ha, araya zaman zaman “konfederasyon” lafları sıkıştırılıyor ki “sorun bayatlayıp” kokmasın!

Nitekim Anastasiadis’li Rum tarafı kırk yıldır sorunla oynarken; kim bilir hangi akıl hocalarından biri  tarafından önerildi,  ansızın “desantralizasyon”u keşfetti!

Ki aylardır, “gevşek federasyon” dediği bu çiçeği burnunda  önerisini eveleye geveleye bitiremiyor!

SON incilerini de geçen gün ayazlattı! “Gevşek federasyon” dediği “desantralizasyonun” sadece Türk tarafını ilgilendirecek sorunlarda kullanılacağını söyledi! Dolayısıyla “1960 KC’ine kadar geriye giderek, “Türk tarafının veto hakkını” hatırlattı.. (Ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tıkanıp çalışamaz duruma gelmesinin bir nedeni de Türk tarafının “veto” hakkını kullanarak “Rum tarafını” bunaltmasından kaynaklandıydı.)

ANASTASİADİS geçen hafta Filelefteros gazetesinde, “Desantralize Federasyona Dair Veriler” başlığı altında çıkan röportajında,  kafasındaki “federal devleti “tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslar arası temsiliyet” olarak belirtiyordu ama bu kez de bizim kafamızı karıştırıyordu!

Çünkü Anastasiadis’in “üç singles” dediği  “unsurlarla”   oluşturulacak böylesi bütünsellikli bir çözüm için Kıbrıs’ın içinde bulunduğu bölgenin cennet olması gerekir. Oysa bizatihi Kıbrıs’ın kendisi  bile bir dinamit yığınından farksızdır!

KISACA: Bu çok uzun röportajında  hemen her konuya kendi düşünceleriyle açıklama getiren Anastasiadis’in tutun ki “gevşek federasyon” önerisi de kendi kendini çarparak havada kalıyor!  Buna karşılık Anastasiadis’in sonunda “Guterres’in  6 maddelik önerisi doğrultusunda müzakerelerin başlaması halinde neleri nasıl gündeme getireceğini daha iyi anlıyoruz.. (Bu röportajı yorumlamaya devam edeceğiz..)

**********

YİTİP GİDEN DEVLET OTORİTESİ!

Anlamakta zorlanıyorum.

Mesela diyor ki El Sen, “üzerinde ısrar ve hassasiyetle durduğumuz konu, ülkenin en önemli stratejik kurumu olan Kıb-Tek’in yaşatılması, daha çevre dostu bir üretime geçebilmesi ve hiçbir yere bağımlı kalmaması için gerekli yatırımların yapılmasıdır. Kurumun siyasilerin iki dudağı arasından çıkartılıp özerk yapıya kavuşturulması ve tüm bunların sonucunda insanların daha kaliteli daha ucuz enerji tüketmesidir…”

YANİ ne?  Yatırımları devlet yapacak! Ki bir zamanlar Soyer’in Başbakanlığında Trafo alımları fedakar Kıbrıs Türk halkına ödettirildiydi!

Şu anda da devletten yeni yatırımlar bekleniyor.. Bir yandan da “sen yap, ötesine karışma zaten özerk yapımızla  biz elektrik kurumunu yönetiriz” deniyor..

Tabi atlamamalı: “Kıb-Tek’in bekasından sorumlu olan El-Sen Yönetim Kurulu başkanının görevden alınmasına yönelik girişimlerden kafalarının karıştığını ve üzüldüklerini, neyse ki Başbakan’ın anlayış ve inayetiyle ikna olup mutlu olduklarını da öğreniyoruz…”

HAA,” diyor ama El-Sen, “bakın eğer verilen sözler tutulmazsa.. Bizim için lafının  dahi edilmesinin kabul edilir olmadığı ‘enterkonnekte’den vazgeçilmezse falan…  Külahları değişiriz haberiniz olsun!”

Yani ne? Greve gider memleketi felç ederiz!

ŞİMDİ  soralım: KKTC’de her devlet kurumunun Yönetim Kurulları, bir de “devlete karşın” artık sadece çalışma ve parasal koşulları değil, “statülerinin” de saptanması söz konusu olduğunda “karar mercii haline” gelen sendikaları vardır..

Bu Eğitim camiasında da Sağlıkta da böyledir! Hiç de mahzuru yoktur çünkü “çalışanlar gelip giden hükümetlerin kalk arab otur Arapları” değillerse ve değişen iktidarlarla kıyıma uğramadan “çalışma güvencesine” sahip olmaları gerekiyorsa; elbette örgütlü de olacaklardır sendikalı da…

FAKAT zaten memleket tutanın elinde kaldığı bir “kurumlar külliyesine” dönüştü! Her biri bir ayrı “devlet” diyeceğim ama hadi şöyle deyim: “Yanyana, üst üste, ulana uzaya devleti oluşturuyorlar!”

Bakın ama:  Hangisi “battık” demiyor yada hangisi “halka kazık atmıyor!”  Hem de varlık oluşlarının faturasını çatır çatır halka ödetirlerken!  Ki o zaman da zaten devlet battı demek oluyor!

…UZUN yıllardır TC-KKTC arasında uygulanmadığı halde Mali Ve Ekonomik Protokoller imzalanıyor! Amaç da  bu bozuk kurumlar yapılaşmalarını reorganize etmek için bir dizi “özelleştirmelere” gitme… Yani kararları var ama icraatları yok!       Telekomünikasyon kadar Elektrik Kurumu, onlar kadar Mağusa limanı ve KKTC limanları bu silsilenin kapsamındadırlar ama ortada bir de “Gas çalışanlarının” sorunu var! KTHY battı, Havaalanı özelleştirildi fakat Gas çalışanlarının çilesi mağduriyetleri hâlâ bitmedi!

İŞTE KKTC önce kendi “devlet” yönetiminden kaynaklı bu “bozuk düzenden” kurtulmalıdır..

Ki itiraf edelim. Herkes sendikasına güvenir ama devletine hayır! Kendi kendini yönetmeye inanır ama devlet yönetimine hayır!

Bilinmeyen değildir ama yazalım. Devlet’in “yönetim zafiyeti gösterip şaşkınlıkla popülizmin cenderesine kapıldığı  yerde iç barış da olmaz…”  Ki o da çoktan yitip gitti!

                             **********

KISACA TAKILDIĞIM:  (KARPAZ’A HASTAHANE..)

İnsanından çok eşeklerini sevdiğiniz, suyu dört liraya sattığınız, yıllardır emirnamelerle inkişafına androş koyup canına okuduğunuz… Şu Dipkarpaz’a; bari bir küçük hastahane yapın! Yapın da doğacak ve doğan çocuklarının günahına girmeyin…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı