Bizim gibi artık geleceğe yönelik beklentileri iyicene daralıp küçülen insanlar için bayram seyran tatilleri, ailevi ziyaretler ötesinde çok da anlamlı değildir..
Nitekim bir Ramazan Bayramı daha gelip geçerken gene farkına varamadık.
Aksine yıl on iki ay takvim yapraklarımızdan düşmeyen tekrarlarıyla, artık KKTC’nin siyasi kader yoldaşı olan bir yeni Hükümet krizi ile oyalanırken, doğrusu çok mesuttuk!
BU vesileyle halkı yönetme tutkunu sevdalarından muzdarip politikacılarımıza… En hürmetkâr ve takdirkâr temennilerimizi sesli sesli iletmek, onları bir kez daha hayırdualarımızla anmak fırsatını bulduğumuz için.. İdrak etmekte olduğumuz Bayram tatilini Allahın bize lütfu olarak gördük! Bu vesile ile başta Sucuoğlu ve yıkılıp gitmiş Hükümeti olmak üzere tüm koalisyon ortaklarının Başkanları ile yetkililerine canı gönülden (mesela ben) teşekkür ederim.. ***
DİYEYİM ve geleyim sadede! Ki 1974’den beridir artık “devlet nedir, neden Hükümetler tarafından yönetilmeleri gerekmektedir, dolayısıyla bu göreve talip siyasi partilere çok büyük görevler düşmektedir…” Gibilerinden soru suallerde bulunmayı bile bile abese iştigal addederim..
TAM aksine “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” doğrusundan hareketle şunu düşünürüm.
“Bu Devletin, makamları uğruna ne siyasi fantaziyaya ne de siyasilerin kaprislerine ihtiyacı vardır..
Sadece ve tek kelimeyle “iyi yönetilmeye ihtiyacı vardır!” Dolayısıyla “iyi yöneticilere!”
FAKAT KKTC’nin kurulduğu o ilk dönemlerini saymazsak yazık ki “Koalisyon Hükümetleri” dönemleri hep bunalımlı ve zararlı oldular!
Son örneğini UBP DP YDP Koalisyon hükümetiyle yaşadık! Hem de bugüne kadar yaşadıklarımızın en kötü örneğini teşkil eden “zararları ve yurttaşların sağlıklarını bile bozacak basiretsizlikleriyle!”
***
MEMLEKETİN bu kötü duruma düşmesinde UBP’nin büyük oranda hatası oldu! Hâlâ da olmaktadır! Çünkü artık UBP siyasi partilerin armada gemisi değildir. Ne de toplumda siyasi dengeleri sağlayan bir partidir! GİTGİDE sıradanlaşırken sadece kan kaybetmedi! Bizatihi partiyi çekip götürecek liderlerini de kaybetti! “Kaybettiklerinin” yerlerini doldurmaya çalışanlar ise Devleti değil; “fırsat bu fırsat düşüncelerinde makamlarını kendi kişisel çıkarları için kullanan apolitik insanlar oluştan öte ne bir karışlık başarı gösterebildiler ne de basiret!
***
Kİ madalyonun öte yüzünde, “oluşumları” adeta bir toplumsal seferberlik haline getirilen “sektörler” furyası vardır! Hemen hepsinin de ucuna, “KKTC’nin kalkınması için oluşmuş yaratılmış sektörleri kelimesinin takılmasına karşın…
Hemen tümü de yarattıkları “yozlaşmalarla yolsuzluklar” furyasında ne toplumu ekonomik aykırılıkları ile yaratılan “pisliklerinden” kurtarabildiler! NE de ta 1974’lerden kalma “Rant ekonomisinin” sürgit devam eden rahatsızlıklarında, öteki tüm sorunları da harmanlayarak toplumun üzerini kara bir çarşaf gibi kaplamasını önleyebildiler!
***
FAKAT “liberalizm savunucusu” UBP işte bu toplumsal fakat “zararlıu” gidişatı görmek istemedi! Hatta “Partiyi” KKTC’nin en azından “liberal ekonomi” ile kalkınmasına cevaz verecek özdeki politikası içinde bile çiğneyip yozlaştırarak “bırakın yapsınlar bırakın gitsinler” tutumunda, sadece genel seçimlerde oy derleyen bir kısır ve zararlı döngüye hapsettiler!
TABİ ki “sosyoekonomik gelişim ve kalkınması için değil! İktidarda kalıcılığı için!” Nitekim: *** SİZ Rum’un mülkü üzerinde hâlâ sürüp giden “rantın” rastlantı sonucu oluştuğuna mı inanıyorsunuz? Dağa taşa, topraklara, havaya bile sığamayan inşaat sektörü oluşumu bir planlı kalkınma düşüncesi sonucu muydu sanırsınız?
YOKSA önce “eşdeğerleri” ortaya atıp sonra “puanları” icat edip, ardından Rumun malını o puanlarla alıp satmanın yaratılan rant ekonomisine yönelik bir tazgâh mıydı!.. BAKIN bu ülkede vatan millet,” “ekonomi kalkınma” uğruna çok günahlar işlendi. Uğrunda kazananlar olduğu kadar kaybedenler de oldu..
Hak edenler, devleti inek gibi sağanlar da oldu..
BİZİM görevimiz yargılamak değil, sadece yazmaktır. Fakat bir gün bu ülkede Rum toplumu ile hesaplaşma mahsulaplaşma durumunda kalacağız. Ya alnımızın akı ile ya karası ile! Bugünleri geleceklere yürürken işte o yarınları dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının yeni nesil insanlarını da düşünmek zorundayız. Şöyle ki alınların akı ile!
































