AB altında iki devlet ifadesi UBP-HP hükümet Programı’nda da yer almaktaydı. Hem de gerçekçi bir hedef olarak. Sonraları, bunu daha çok Başbakan Ersin Tatar dile getirdi. Başbakan Yardımcısı Kudret Özsersay ise doğrudan dile getirmekten kaçındı, “işbirliği, yeni ilişki biçimi” diye yuvarladı…
Ancak Özersay’ın da, örneğin geçen Temmuz’da Kathimerini gazetesine verdiği mülakatta “AB çatısı altında iki devlet fikri de dahil yeni fikirler görüşülmelidir” şeklinde kullandığı ifadeleri var. Yani reddetmiyor, aynı görüşte.
Daha da geriye gidersek, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın 2017’de Crans Montana’daki hayal kırıklığının ardından, Eide’ye veda resepsiyonunda “Avrupa Birliği çatısında iki ayrı devlet” formülünü alternatif olarak dile getirdiği hatırlardadır. Cumhurbaşkanı bugünlerde bu ifadeyi kullanmamakta. Aksine federasyon tezine bağlılığını yinelemekte, ancak önemli bir kesim hala bunu gerçekçi bir formül olarak ortaya koymaya çalışıyor…
İki ayrı devletin kökleşmesi falan diye kesip atsalar, aklım yatacak da, AB çatısı altında nasıl olur, onu anlayabilmiş değilim. Bunu sağlamak bizim elimizde midir?
Eğer Kıbrıs’ta yeni bir ortaklık kurulursa, o yeni devlet AB’nin üyesi olacak. Ama ya ayrılık durumunda? Hatta tek başına, –razı olduğunu farz etsek bile- Rum tarafının elinde midir? Hem AB’yi, hem Rum tarafını ikna etmenin yolu nedir? Adamlar BM parametrelerini bile pervasızca reddederken, bunu nasıl kabul ettireceksiniz? Bunun “gerçekçiliği” nereden geliyor? Haydi kabul edildi diyelim. Ortak yönetim sorunları ortadan kalksın, dönüşümlü başkanlık, siyasi eşitlik falan iki ayrı devlette tartışılmaz hale gelsin. Peki, toprak, mal-mülk, asker, garantiler gibi konular nasıl halledilecek?
Geçtiğimiz günlerde, Kıbrıs konusunda son sözü söyleme yetkisini kendilerinde bulan Türkiye Barolar Birliği’nin toplantısıyla ilgili olarak da yazmıştım. Peki o zaman, savunduğunuz, federasyonun yerine koyduğunuz, gerçekçi dediğiniz bu formülü açıklayın bize…
Soru şudur: NASIL? Ama öyle Kudret Özersay’ın yuvarladığı gibi, yeni ilişkiler falan demeyin. O tür bir formül, mevcut statükonun devamından başka bir şey değildir. Kıbrıs Türk halkının şu anda yaşadığı sorunlara, ambargolara, izolasyona, geleceği görememe durumuna çare de değildir.
Halkın, ülkenin, gelecek nesillerin hayrına olabileceğini iddia ettiğiniz formülün uluslararası hukuki boyutlarını, yapılacakları, zorlanması gerekenleri, atılacak adımları bir anlatın.
İki ayrı devlet şimdi de var. Masadan kalkalım, böylece devam edelim midir? Yoksa halka açıklanmayan başka bir strateji mi var…
Artık mesele toplumu bölme noktasına geldiğine, hatta bugünlerde “federasyon” ifadesini Anayasa değişikliğiyle kaldırmayı düşünenler de olduğuna göre, açıklayın şu formülü…
Tufan Erhürman, geçen akşam partisinin Mağusa toplantısında konuya bakış açısını şöyle dile getirdi: “Hükümetin belirlediği bu alternatif AB çatısı altında 2 ayrı devlet üzerinde BM şemsiyesi altında gerçekleştirilecek müzakereler yoluyla anlaşmaya varılmasıdır. Hükümet ne bekliyor Anastasiadis’ten? Kendisi ‘ben siyasi eşitliği kendi halkıma anlatamam’ derken BM çatısı altındaki müzakerelerde şunu kabul etmesi bekleniyor: Önce BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ikna olacak, KKTC’nin tanınmasının önündeki engelleri kaldıracak, sonra 28 AB üyesi ülke KKTC’yi tanıma konusunda ikna edilecek, bu da yetmeyecek, ardından da Anastasiadis siyasi eşitlik konusunda ikna edemediğini söylediği halkını KKTC’nin tanınması konusunda ikna edecek ve kendileri de artık ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adını kullanmayacak ve Rum devleti ve KKTC olarak AB çatısı altında iki devlet olacak. Bu hükümetin gerçekçi diye halkımıza anlattığı formül budur”…
Evet erhürman böyle diyor. Bir de savunanlar anlatsın da, dinleyelim…
YERİN KULAĞI VAR
AÇIKLASANIZ DA BİLSEK:
Federasyon dışında bir çözümü savunanların modeli, “AB çatısı altında iki ayrı devlet” ve son olarak da Başbakan Tatar’ın telaffuz etmeye başladığı “kadife ayrılık”. Herkes kafasındaki çözüm modelini söylemekte özgürdür ancak, bunların altını doldurmadıktan sonra, yani nasıl olacağını halka anlatmadıktan sonra içi boş kalır. Benim önerim, bunları savunanların çıkıp halka neyi kast ettiklerini, olabilirliğini, var olan gerçeklerle nasıl uyum sağlayacağını halka inandırıcı bir şekilde anlatmaları gerek…
BU NASIL DOSTLUK?:
Rum lider Anastasiadis, BM Genel Sekreteri Guterres’in, müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik koşulların oluşturulması için referans şartlarında anlaşma sağlanması konusunda gösterdiği çabaya “tam destek” belirtmiş. İyi de Guterres adada bir anlaşmanın, “İki bölgeli, iki toplumlu ve eşit siyasi hakların olduğu bir federasyon” temelinde olacağını da söylüyor. Keşke buna da “tam destek” verdiğini söyleyebilse. Hele çıkıp da, “Akıncı ile iyi ve dostane ilişkiler iklimini muhafaza etmeye çalıştık” demesi biraz ayıp oldu. İnsan dostuna bunları yaparsa, düşmanı ne yapar…
ADAY OLACAK:
Partisini kurarken, “temiz ve şeffaf siyaset, yolsuzlukların üzerine gideceğiz, kimisi eve, kimisi mahkemeye” diyen ama, iktidar koltuğuna oturduktan sonra bu sözlerinin bazılarını “iş ola” yapan HP lideri Özersay, uzun bir aradan sonra yeniden yolsuzluklarla ilgili konuşmaya başladı ve “ Suç unsuru olan konularda gereğini yapıyoruz” açıklamasında bulundu. Belli ki cumhurbaşkan adayı olacak. Neden diyorsanız, aylardır “Maraş ve Akıncı” dışında birşey söylemeyen Özersay’ın, ansızın “yolsuzluklarla” ilgili konuşmasının başka bir izahı olamazdı…
“HADDİNİ BİL”:
Yeni vatandaşlık Tüzüğü ile Türkiye kökenli vatandaşlara “zulüm” edildiğini iddia eden YDP milletvekili Zaroğlu, İçişleri Bakanı Baybars’ı eleştirerek “haddini bil” demiş. Bırakın hitap ettiği kişinin siyasi mevkisini, bir kadına “haddini bildirmek” Zaroğlu’na mı kaldı diyeceğim ama, ilk vukuatı değil ki. Yemin töreninde bir başka milletvekili Doğuş Derya’ya gazete fırlatması hala belleklerimizde…
NİYE PARTİLERDEN DE İSTEMEDİNİZ?:
Maliye Bakanı Amcaoğlu’nun öğretmenlerden her yıl ödenen “hazırlık ödeneğinin yarısını” okul yapımı için bağışlamalarını istemesi tepkilere neden oldu. Eleştiriler karşısında kendini savunan ve bunun “toplumsal bir fayda” olduğunu ileri süren Amcaoğlu, sendikalara bu “bağıştan” sonra siyasi partilere gitmelerini ve yıllık aldıkları parti yardımları ile onların da okul yapmalarını istemelerini önerdi. İyi de sendikalara bunu söylemeyi bildiğinize göre, siyasi partilerden de istemek sendikalara değil size düşer Sayın Bakan. İşte o zaman “kimsenn cebine el atmak” niyetinde olmadığınıza inanırız…
İDDİALAR CİDDİ:
Ölümler, kazalar ardı ardına geldi. Kaza, çarpışma adına ne derseniz deyin. Ancak bu konuda iddialar oldukça ciddi. Kadın, eşinden şiddet gördüğü için defalarca polise şikayette bulunmuş. Hiç bir işlem yapılmadığı iddiaları var. Hani biz özel ekip kurup, kırmızı buton uygulaması, telefon hattı falan başlatmıştık, ne oldu? Eğer iddialar doğru ise, şikayeti alan ve işlem yapmayanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmalı ve gereği yapılmalı…
ZİRVEDEKİLER
Rekabet Kurulu: Son 10 ayda Merkezi İhale Komisyonu’nun ihalelerinden 129 tanesi rekabet Kurulu’na şikayet edlmiş. Rekabet Kurulu da bir Ombudasman’ı gibi şikayetleri değerlendirmiş, bunlardan 57’sinin ihale kararı, 10 tanesinin ihale süreci iptal edilmiş. Dehşet bir rakam. Neredeyse yapılan ihalelerin tamamına yakını şikayet konusu olmuş. Bir yandan iyi ki Rekabet Kurulu var diyorum, diğer yandan da Merkezi İhale Komisyonu’nun yaptığı nedir diye düşünüyorum. Yasa ortada, Tüzük ortada, nasıl olabiliyor böyle bir çelişki?
DİPTEKİLER
Hadi Canım: Her yıl sorunlar ve grevlerle açılan, AB standartlarında sınıf, yatersiz okul sayısı, tam gün eğitime çare bulmak bir yana daha da karmaşıklaşan ve sorunlar yumağına dönüşen eğitim sistemi ortada dururken, devlet okulları yerine özel okulları teşvik eden, öğrenci taşımacılığına çare üretemeyen, kendine bağlı bir okulun yönetimini bir başka ülkeye devreden bir anlayışın, laik ve çağdaş bir eğitim sözleri ne kadar inandırıcı olabilir…
































