Köşe Yazarları

“Eylül” ayı geldi, geliyor!

Ağustos geride kalıyor. Eylül ayı kapıda.. Yeni bir devinim başladı başlayacak..

Öteden beri KKTC’nin en netameli ayıdır Eylül! Uzun bir tatil sonrası uyanışıdır. Siyestanın sona erdiği, okulların açıldığı, sıcakların rehavete soktuğu bedenlerin gerinerek dirildiği aydır!

Ve Eylül çok sorunludur.. Yok!  Kadaralı oluşundan değil! Sorumlusu  olması gereken “yetkililerinden” dolayı.. Günahı ile vebali de devleti karpuz gibi dilimleyerek dört mevsime ayıran yönetim takımlarınındır! Ki onlar çoğu zaman yaz aylarını uyuyarak geçirirler!

Ne var ki ben okulların açılmasıyla birlikte başlayacak o büyük tantanadan söz etmeyeceğim!  Muhtemelen müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik BM’ler Genel Sekreteri Guterres’in, Anastasiadis ve Sn  Akıncı ile yapacağı görüşmeye mim koyacağım. Çünkü:

BU görüşme çok namüsait  zamana rast geldi!                                                        Türkiye’nin çok rahatsız olduğu, dolayısıyla KKTC’nin büyük oranda olumsuz etkilendiği, döviz vurgunu yanı sıra Yunanistan’la da sürtüşmelerin yoğunlaştığı bir dönem!

Hidrokarbon yatakları sorunu taraflar arasında gitgide “husumete” dönüşmekte!

Rum tarafı  Güney’i askeri garnizon haline getirirken, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in  stratejisini şimdiden nasıl etkileyeceği bilinmeyen bir yeni soruna kapı açtı! Ve ilahi…

FARKINDASINIZ:  “Eylül” ayının anatomisini aynalarken, Asıl Türk tarafının sıkışık durumda olduğunu vurguladım. Hiç şüpheniz olmasın.  Rum tarafı her zamanki gibi masaya, üstelik  bu kez Amerika’yı da arkasına alarak yine güçlü oturacak!

Yine Türkiye’nin garantisinden korktuğunu söyleyecek! AB’nin BM’lerin adanın güvencesini sağlamaya muktedir olduğunu beyan edecek..

Ve her zamanki gibi yine “Türkiyesiz bir Kıbrıs dayatmasında “biz Türklerle birlikte yaşayabiliriz, yeter ki Türkiye aramızdan çekilsin” diyecek!

FAKAT büyük olasılıkla Sn. Akıncı Rum-Yunanistan  ilişkilerine hiç değinmeyecek! Hatta doğal gaz olayını gündem maddesi yapmayacak! Güney’in sürekli askerleştiğini, silahlandığını mesela haline getirmeyecek…

Zaten ne diyor bir süredir Akel çevreleri? “Akıcı’dan umutluyuz! Akıncı ile çözüme varabiliriz..” Yani tüm engellemelerini unutarak, “kolay” bir toplum olduğumuzu mu söylemek  istiyorlar?..

Müzakereler başlarsa “başarısızlığın” tekrarı olacak demek istiyoruz!                                                         **********

EYLÜL’E GÜZELLEME!

Siyasi sorunu “Eylül” ayı ile  açmışken “ekonomisi” ile devam edelim:

Dörtlü koalisyon hükümetinin TL’nin döviz karşısında değer kaybetmesinden  kaynaklanan sorunlara çarede,   “tedbir” adıyla aldığı kararlar “sosyal” sorunları da beraberinde getirdi!   Bugüne kadar zaten dillerimize yapışmış “soyoekonomik” lafı da bu vesileyle gerçek anlamına  kavuştu.

BUNA karşın “dövizden” kurtulamayacağımız gerçeğini de öğrendik.             Tedavüldeki paranın  TL olmasına karşın   mesela yeni “tedbirlerde”    ev kiralarında veya satın almalarda  yine sterlin, euro, dolar değerleri üzerinden işlem yapılması kararına varıldı!

Tek değişiklik  krizden önce  ödemeler direkt dövizle yapılırken, şimdi “döviz üzerinden kiralarda sterlin 5.20, yuro 4.60, dolar 3.80 TL’e endekslendi..

Ve yapılan açıklamada  dendi ki “amaç “dövizle ev kiralama sözleşmesini önlemektir..”

Aslında  bu tedbirler (doğruluğu yanlışlığı  bir yana)  “krizden” önce de alınabilirdi. Nedense yumurta kapıya dayanmadan düşünülemedi!..

TABİ bu arada hatırlatmakta yarar vardır.  Son günlerde Krizle ilgili açıklamalar, öneriler birden bire  yoğunlaştı.. Demek ki pek çok kişinin  büyük oranda söyleyecekleri, önerecekleri vardı.

(Fakat bu sesleri dört siyasi parti koalisyonu kurulurken işitmek  mümkün olmadı! Oysa dört siyasi parti seçmenleriyle büyük potansiyeldi ve plan programlar yapılırken olasılıklar didiklenmeliydi! Şöyle ki  “bu ülkede deprem olmaz dolayısıyla tedbir almaya gerek yoktur” diyebilir misiniz?)

Biz deriz sonra depremden beter döviz vurgunu yerken, aklımız başımıza gelir!

YİNE “devlette devamlılık esastır” lafına geldik..

KKTC 44 yıldır çözümsüzlükle boğuşuyor. Dolayısıyla  “olağan bir devlet” değiliz. Böylesi bir  siyasi konumda hükümetlerin “seferberliğin” devam ettiği gerçeklerde  halk ile birlikte karar alıp yürümeleri gerekirken…    DÜN de vurguladığımca örneğin  döviz vurgununun yarattığı kriz söz konusu olduğunda  koalisyon hükümeti  halkı işaretleyerek “sınıfsal” değerlendirmelere gitmiş;  krizden dolayı “mağdur   ve mazlumlarla” buna neden olan “mütegallibe” sınıflarına ayırmıştır!

Hatta  mağdur olduğuna inanılan sınıfa fırsatçı mütegallibeyi ihbar etmeleri   çağrılarında bulunmuştur!

Tabi doğru da olsa böylesi bir tutumun her halde halkı birlik ve beraberlik içinde tutmasını beklemek mümkün değildir!

Fakat yazık ki 44 yıldır “seferberlik ruhu” ile varolma savaşımı vermemiz gerekirken, birbirlerimizin boğazına yapışmış  pençelerimizin gücüyle yaşıyoruz!”

Bu gerçeği “devlete inanç” politikasında bir halk ilkesi yapmadan biline ki enten püften krizlerde bile savrulup gideceğiz!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (OKULLAR DA AÇILIYOR!)

Eğitim konusunda Eylül ayının  intikamı her zaman ağır oldu! Bir yandan da “devletin işleyişi, başarısı yönünden sınavı! Ki hep sınıfta kaldı!

Şimdilerde de her yıl olduğu gibi  Öğretmenler sendikaları Eğitim Bakanlığını uyarıyor yeni ders yılına yine sorunlu başlanacaktır diyor…

Eğitimdeki ihtiyaçların hiç bitmediği gerçeğine karşın diyoruz ki en azından  makul ölçülerde kalsın bu sorunlar!

BİR diğer olay da üniversite öğrencilerinin  gelmeye başlamasıyla trafikte yaşanacak sorunlardır!

Ne  var ki yazmadan olmuyor: Kaldırımların bile arabaların park yerlerine dönüştürüldüğü ülkede bu öğrencilere pahadan ve keşmekeşten başka sunacak neyiniz var ki?  Göreceğiz!

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı