Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ersin Tatar ve yeni Hükümete doğru

“Liderleri tesadüflerle insanlar yaratır” derler de bizzat insanın kendisi istemezse olmaz ki!

Nitekim eğer vakti zamanında Kanal T’nin patronu olarak medyada yeni yeni boy göstermeye başlarken… Babasının soyadından dolayı politikacı çağrışımları arasında “ne zaman politikaya atılacak” beklentilerinde merak uyandırırken… Ve politikadaki yerini, “senin o partide ne işin vardır” deyip önünü kesmeye çalışanlara karşın Eroğlu’lu UBP saflarına katılırken…

Ersin Tatar hem “siyasi iradesini” yansıtıyor, hem de “politikacı kimliğini” iddiasıyla öne çıkaracağı kariyerine, yürüyeceği yolda yeni fırsatlar kapılarını açıyordu..

Nitekim günü geldiğinde  Özgürgün görev teslimi yapmak zorrunda kalacak, Ersin Tatar UBP’nin Başkanı olacaktı…

Derken, kısa süre sonra “Dörtlü Koalisyon” istifa etmek zorunda kalıverince bu kez de “Ersin Tatar” kendini yeni hükümeti kurma görevinde “müstakbel Başbakan” olarak bulacaktı…

GEÇEN hafta, “istifa ederken,” zaten devri iktidarında  huzur bulmadıydı ki halka da huzur bahşedebilsindi” dediğimiz…

Buna karşılık Kıbrıs Türk siyasetine     Erhürman gibi nitelikli bir “politikacı kazandıran  Dörtlü Koalisyon hükümeti…

Hem kendi içinde hem de halk kesimleriyle kavga ederek istifa edince, tutun ki gün, “Tatar’lı UBP’ye doğdu…”

(Ancak bugünden nasıl bir matematik hesapla nasıl bir koalisyon  hükümeti kurulacağını, hele böylesi hesapları yapmayı da hiç beceremeyen biri olarak bilemediğimi itiraf edeyim ve asıl olan “beklentime” geleyim.)                                                                                                    

    *****

GÖRÜLÜYOR ki  siyasi partilerin Sağda yada Solda olmaları, bu konudaki misyonları;  devleti yönetme aşamasında eğer akıl ve sosyoekonomik gerçeklerle bağdaşmazsa ne on paralık hikmetleri vardır ne faydaları!

Yeniden geriye dönüp, “Dörtlü Koalisyon hükümetini” Mali ve Ekonomik Protokolü bile imzalamaktan sarfınazar eyleyen tutumuyla, toplumu terbiye etmek üzerine yeni düzenler arayışında ciddi sürtüşmelere neden olduğunu; huzur değil huzursuzluk, istikrar değil kargaşa ile tartışmalar yarattığının sorgulamasını yapacak değilim..

Buna karşın yapılması gerekenleri yapmak için uğraş verdiğini de “insafla” itiraf edeceğim..

Sonuçta “dört” parti ile Koalisyon hükümeti olamadığını da öğrendik diyeceğim!

ŞİMDİ büyük olasılıkla görevi Tatar’lı UBP koalisyonu devralacak.

Fakat UBP  ne aktır ne pak!

Şöyle ki Eğer bugün KKTC bozuk düzenler yaşıyor ve değiştirilmeleri için uğraşılıyorsa; UBP iktidarlarından kalan “kötü miras” nedeniyledir! Çünkü:

Bu ülkede “sermaye” değil “mütegallibe” yarattı!

“Ekonomi” değil, fırsatçılığa, dolandırıcılığa  dayanan bir tefecilik sistemi oluşturdu!

Hakçasına düzenler yerine “alanın satanın, kapanın yiyenin kazancına kazanç katan rant ekonomisi yarattı!

Yıllarca Rum’dan intikal eden arazilerin partililere dağıtımı üzerine oturtulmuş “seçimlerle” hep iktidar oldu ama KKTC devletinin büyümesi için muktedir olamadı!

Ve demokrasinin, hakkın hukukun değil, popülizmin mimarı oldu!

UZATMAYA hiç gerek yok.. UBP’nin önce kendi içinde gerçekleştireceği reformlara ihtiyacı vardır!

Ki hükümeti kurarsa önünde Dörtlü Koalisyon Hükümetinin ömrü yetmediği için gerçekleştiremediği yığınla “proje, yasa tasarıları, reformlar paketleri bulacaktır.”

Kalındığı yerden “devam” mı  yoksa “tamam” mı denecektir, bilmiyorum ama her halde Erhürman Hükümetinin Türkiye ile beceremediği ilişkileri “Tatar’lı bir hükümetin” yeniden tesis edeceğini biliyorum..

Ha siyasi sorun mu?Bundan sonra bunu eğer Tatar’lı bir hükümet oluşursa Rum tarafı düşünsün!                                                                                   **********

BİZ “TÜRK GÜCÜ”LÜ DOĞDUKTU!  

Türk Gücü özlediği şampiyonluğu gördü.

Hemen  yazayım. TG yıllar sonra ulaştığı bu şampiyonluğunu iyi yönetimlerine “genç Başkanına” borçludur…

Uzun süredir eski bir Türk Gücü’lü olarak (kendim için maalesef dediğimce) uzaktan bir ilgide, Türk Gücü’nün nasıl derlenip toparlandığını, pırıl pırıl bir sahaya, tribünlere kavuştuğunu, hemen her maçına büyük oranda seyircisiyle çıktığını, kısaca başarılarını izliyorum. Ve tabi seviniyorum.

Çünkü biz, bizim kuşak Türk Gücü ile birlikte doğduk. Birlikte büyüdük. Birlikte sahneledik tiyatroları. Birlikte kutladık ulusal bayramları.

Türk Gücü o kadar sosyal bir kulüptü ki Ortaokulda bazı öğrencilerin  Duhuliyelerini (harçlarını)  öderdi. Biri de bendim. Yani  beni Türk Gücü okuttu..

Kimler geldi kimler geçmedi ki bu tarihi kulübün çatısı altından. İlk kulüp binası Mağusa Namık Kemal Meydanındaki hanaydı.  (Yazık ki bir zamanların cehalet ve delaletiyle o meydanda korunması gereken tarihi binalarla birlikte Türk Gücü binası da yıkıldı.

Oysa o günlerdeki  biz gençler  için  tutun ki Mağusa Türk Gücü binası, Kâbemiz  gibiydi!

Ağabeylerimiz ulusal günlerde o meydandaki “hanayın balkonundan”  atarlardı hamaset dolu nutuklarını..            Doktor Küçük’ler, Rauf Denktaş’lar, Osman Örekler, Atun’lar, Kotak’lar, Nalbantoğlu’ları,  M. Berberoğlu’ları… Hepten o hanay Balkonundan seslenirlerdi meydanda toplanan Mağusa halkına.. Ki günü geldikte biz de o balkondan duyurmuştuk sesimizi…

Türk Gücü” Mücadele tarihimizle, şehitlerimizle geldi bugünlere. (Diğer pek çok Futbol spor kulüplerimiz gibi tabi..)

Uzun süredir “şampiyonluk” özlemi çekiyordu.

Başarılarını “inşallah bu yıl o şampiyonluk da gerçekleşecek” temennilerimle izledimdi..

Türk Gücü camiasını,   Başkanı  ve çalıştırıcısıyla Yönetim Kurulunu kutlarım. Nice başarılara…