Türkiye 85 yıl sonra “başkanlık rejimine” geçti. Bundan sonrası tarihi kader yolunu, Erdoğan’la yürüyecek.
Ve yeni bir rejim değişikliğiyle ilk kez “başkan” olan Erdoğan ilk resmi ziyaretini yarın KKTC’i yapacak . Aslında yıllardır teamül haline gelmişliğiyle TC’deki her seçim sonrasında gerek Cumhurbaşkanı, gerek Başbakan dolayısıyla Dışişleri Bakanı ilk resmi ziyaretlerini KKTC’e yaparlar ardından da Azerbaycan’a..
BU iki ülke Türkiye için “misakı milli sınırlarının tutun ki ayni zamanda “fahri ülkeleri…”
Birisi kardeşten öte “soy bağlılığında” hem garantörü hem de hamisi de olduğu KKTC, diğeri Azerbaycan! Ki öncesinde Pakistan vardı.. Ancak hayret bir şey:
BU tarihi bağlılık ve kardeşlikle “iş güç birliği” içindeki Türk cumhuriyetlerinden Azerbaycan’ın sadece Ermenistan’la sorunu varken, KKTC’nin başta Güney olmak üzere; hem BM’ler ve AB ile siyasi sorunları vardır ve “hayret bir şey hem de Türkiye ile!”
VE DİKKAT! 43 yıldır bu sorunların ateşlerini söndürmek bir yana tam aksine Kıbrıs sorunuyla ilgili “yetişip yetiştirilmiş grupların” çok özel çabaları sayesindedir ki Kıbrıs sorununu Türkiye ile birlikte çözüme götürecek bütün siyasi argümanlar, birer barikat haline getirilerek aşılmaları zorlaştırılmıştır!
Nitekim “onlardır” ki daha Barış harekâtının dumanları sönmeden, “Kıbrıs Cumhuriyetine” dönüşün hayalini kendilerine ilke yaptılardı!
EN büyük destekçileri de tabi ki Güney’deki Rum liderliğiydi! Sonraları KKTC ilan edildiğinde de o KC’nin “cenazesinin” kaldırılması gerekirken; yeniden pişirilip kortarılarak bu kez de “Birleşik Kıbrıs Federal Cumhuriyeti ahkâmında Türk halkının önüne çözüm alternatifi olarak konmuştur!
Nitekim müzakereler başlarken, Anastasiadis için çözüm, “KC’nin evrimleşmiş hali” olarak izah edildiydi! Fakat “olması” için tek koşulu da TC’nin garantörlüğü ve askeriyle adayı terk etmesiydi!
Bu çözüm tezi Güney’in Kuzey’deki “acentecileri” tarafından da benimsendiydi ki hâlâ mücadelesini yapıyor ve siyasi arenada kabul görmesi için uğraşıyorlar!
YARIN Erdoğan sadece böyle bir KKTC’i değil; Güney’in “Birleşik Kıbrıs” yutturmalı politikasına yenik düşürülmüş işte böylesi bir KC yandaşının at oynattığı bir Kıbrıs’ı da ziyaret edecek!..
…TABİ son karar olası bir referandumla halkındır ama “ulusal bütünselliğin” olmadığı yerde onun da tırnak kadar kıymeti harbiyesi yoktur!
**********
TÜRKİYE İLE İŞBİRLİKLERİ
Geçen hafta “kimyasal hadım” cezasını da tartıştık, yanı sıra UBP’deki çalkantılarla Rum tarafının “turizmimize yönelik gitgide artırdığı baskı ve engellemelerini de!”
Ki son zamanlarda Rum tarafı hedefine ulaşmak için masa başında Sn. Akıncı ile tartışarak zaman öldürmektense, ekonomik rekabeti aleyhimize kullanarak kısa yoldan amacına ulaşmayı gözleyen bir yeni politikayı soktu devreye!
Mesela o taraftan et kaçakçılığına bayıla bayıla göz yumarken, Güney’lilerin Kuzey’den akaryakıt satın almalarına neredeyse idam cezası çıkaracak!
Ki Larnaka hava alanından Kuzey’e gelmek isteyen turistlere de engel koyuyor!
Eh Rum dediğiniz budur! Mahvolmamız için elinden geleni yapacak elbette!
PEKİ Pegassus, Türk hava yolları da mı “ağzımıza yanmak” için ellerinden geleni yapacaklar?
Daha dün bir arkadaş şikâyet ediyordu yana yakıla: “Sadece beş dakika geciktim diye beni uçağa alamadılar! Ve karısı ile “bize bunu Rum bile yapmadı” diye nasıl bağırdıklarını anlatıyor ve şöyle diyordu: Ben işim gereği sık sık yolculuk yaparım. Emin ol o gecikmem sırasında koltuğumu, “artık gelmez” diyerek kim bilir hangi hatırlı kişiye sattılar! Öyle olmasaydı ‘gel bir sonraki uçakla seni yolcu edelim’ demezlerdi!”
“Kısaca tanınmamış” devlet olmak hem siyasi hem de ekonomik rizikolarıyla Kıbrıs Türk halkının ömür törpüsü oldu.
Peki ama Türkiye varken olmalı mıydı? Türk hava yolları varken ulaşım böyle mi olmalıydı?
BU nedenle geçen hafta Ticaret Odamızla Türkiye Odalar Borsalar Birliği arasında oluşturulan işbirliğini çok önemsedikti.. Çünkü bir zamanlar böylesi işbirlikleriyle henüz KTHY’ın çalıştığı yıllarda ve 5 altı uçaklık filoya sahiplikte, TC üzerinden Londra’ya uçarken, eğer Antalya yahut İzmir’de inecek yolcusu yoksa “kuleden” verilen bir “okey”le direkt uçuş hakkımızı bile kullanabiliyorduk.. Ve bal gibi de ambargoları deliyorduk…
TABİ bir kuşkum var. Zaman zaman TC ile oluşturulan bu işbirlikleri bir süre sonra kadük olmaktalar! Mesela 2004’lerde neredeyse “çözüme an kaldı” dediğimiz o dönemlerde, kapsamına Güneyin ve Yunanistanın ticaret odalarını da alarak benzer anlaşmalar yapılmış, sonra dağılıp gitmişlerdir.
Her girişimde yer alıp başarısızlığa toslanıldığında, zararına faturayı ödeyen de hep KKTC oldu ama! İnşallah bu kez de olmaz diyorum… **********
KISACA TAKILDIĞIM: (BORÇ NE OLACAK?)
Geçen hafta bir kez daha taşıdıydım kooperatifleri köşeme.. Tarım bakanımız da açıkladı. “Kooperatiflere öncelikle daha çok teşvikte bulunacağız” diye…
Ne var ki ortada bir sorun var: “Kooperatifleşelim” diyoruz ama Başbakanlığa bağlı Merkez Bankası hâlâ “külliyetli miktarda” denecek “alacaklarını” devletten alamıyor! Ki alıp “Kooperatifçilik” için kullansın!
Öyleyse neymiş asıl olay? Devlet önce Koop. Merkez Bankasına borcunu ödesin ki oluşacak yeni koop’lar promotüre doğmuş olmasınlar!
































