Köşe Yazarları

En önemli ambargo…


Hazır bütçe konuşulurken, özellikle muhalefetin iktidara sorması gereken bir soru olduğuna inanırım.

Bu ülkede dolaşan dudak uçuklatacak büyüklükteki para hakkında bildikleri nedir? Yasal olanı nedir, yasa dışı olanı nedir; kaynağı nedir, ne kadarı kalıyor, ne kadarı kaçıyor ve hangi yöntemle nereye gidiyor.

Yabancı yatırımcının sermayesi fazla uğramaz, ihracat desen konuşmaya değmez ama, kaçağıyla, yasalıyla bir kumar ceneti burası.

Kumarda kazanılan paraların, özellikle sanal olanlarının dıştaki müşterilere bir şekilde ulaştığı da malum.

Daha da fenası, hükümet yeni şans oyunları yasasıyla, bu paraların tümüyle yurt dışına çıkmasını sağlamaya çalışıyor.

KKTC’de doğan bu kaynağın miktarı hakkında bilgisi olan var mı?

Bu paranın karasını akını bir tarafa bıraktım, kaçta kaçı içeride kalıp yatırıma dönüyor, ne kadarı dışarı gidiyor?

Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat verilerine dayanarak, 2018 yılında Güney Kıbrıs’tan yurt dışına çıkış yapan para, 465 milyon Euro olmuş.

Güney Kıbrıs’a giriş yapan para miktarının ise 233 milyon Euro’ymuş.

Ne güzel. İsteseler de istemeseler de, AB bu verileri takip ediyor. Hatta bu vesile ile planlamalarını da denetimlerini de yapmaarını istiyor. Kendisi de üyeleriyle ilişkilerini bu analizler yoluyla yürütüyor.

Güney Kıbrıs’ın rakamları açıklanıyor. Çünkü onlar uluslararası hukuk içindeler ve denetleniyorlar.

Hem ambargolardan, hem de KKTC’nin içindeki çürümüşlükten şikayet ediyoruz ya, ikisinin kökeninde de aynı şey var. Her türlü yasa, kural, şu, bu var ama, gerçek anlamda denetim yok. Envanter yok. Yasa dışılıkları ortadan kaldıracak kapsamlı bir çaba yok.

Sentebaş deli gönlüm… Kim arar, kim sorar.

Bence ambargoların en önemlisi bu. İhracattan, turistin direkt gelmesinden, daha bir çok şeyden çok daha öncelikli ihtiyaç, uluslararası hukuk denetiminde olmak. Bir anlamda, adaletin, eşitliğin, düzenin bize rağmen gerçekleşmesi.

Ne kadar kızarsanız kızın, Türkiye ile imzalanan protokolları da ben bu AB denetimlerine benzetirim.

Kendi kendine yetmekten söz eden, ama ne bir macro ekonomik planı, ne envanteri, ne vizyonu olan; sistemi her yanından dökülen, adaletin adı yalnızca mahkeme binalarında kalan bir ülke olduk biz.

Protokollarda yazılanları, sadece para yardımı ve bunun şartları olarak değil de, önyargısız bir gözle okursanız, KKTC’nin ihtiyacı olan düzenlemeleri görürsünüz. Durum raporlarında da öyle.

Keşke orada yazılanların onda birini yapabilsek.

Ama biz yapmayız. Çünkü AB’ninki gibi bir yaptırımı yoktur. En fazla, birkaç senedir olduğu gibi, akan kaynak durur, o kadar…

Düzensizlik düzen olmuştur. Bu da siyasi ve ekonomik güçlerin işine geldiği için, kimse kökten bir değişiklik istemez.

Vatandaş da olduğu yerde sayar, hatta geri gider, kalkınmadan falan vazgeçer, adaleti arar hale gelir.

Bir çözüm eğer mümkün olsa işte bunu sağlayacaktır.

Ama ya diğer tez? İki devletlilik falan…?

Nedir bize vaad ettiği?

Sonsuza kadar uluslararası hukukun dışında kalmayı mı?

 

YERİN KULAĞI VAR

ÜNİTER DEVLET:

Fileleftheros gazetesi, Avrupa Sosyal Araştırma Programı’nın anketini değerlendirirken şu yorumu yapıyor; “İki bölgeli iki toplumlu federasyonun reddedildiği çok açıktır, Üniter devlet lehindeki görüş (%57,2) farklı bakış açılarıyla değerlendirilebilir. Katılımcılar, müzakere edilen bu zemini reddediyor”. Bence tam da öyle değil. Bunca yıl federasyon konuşan liderlerinin, federasyon adına bir adımı oldu mu? Şu anda da Anastasiadis’in yapmaya çalıştığı da üniter devlet değil mi?

 

İKİ DEVLETLİLİK TEZİ KİMİN İŞİNE GELİYOR:

Kıbrıs’ta iki taraf, birbirlerinin tezlerinden beslenir. Biri diğerine malzeme verir, o da tepe tepe kullanır. Anastasiadis’in federasyondan kaçmaya çalıştığı bilinen bir gerçek. Bunu açıkça söyleyemiyor ama onun adına bizim tarafta söyleyenler var. Bir slogandan öteye gidemeyen, altı bir türlü doldurulamadığı için havada kalan iki devletlilik tezi de şu anda Anastasiadis’in elini güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor. UBP Milletvekili Berova, “İki devletli çözüm modeli Rum tarafı üzerinde de etki yaratıyor” dedi geçen gün. Doğrudur, işte bu etkiyi yaratıyor…

 

İSTERSEN BAHANE ÇOK:

Önce Akıncı’nın “Barış Pınarı” harekatıyla ilgili sözlerine, şimdi de İTÜ rektörü ile tamamen espri kokan karşılıklı sözlerine taktılar. Neymiş efendim Akıncı bu sözleriyle “Türkiye düşmanlığı” yapmış, daha neler neler. Akıncı’yı sevmeyebilrsiniz, fikirlerine de katılmazsınız anlarım. Ama bunun karşılığı hakaret etmek değil. Nisan ayında gidersiniz sandığa ve cevabını orada verirsiniz…

 

İNSAN KENDİNİ BİLMEZ Mİ:

Tatar’ın Polis’ten aldığı ‘aranmıyor’ kağıdını, dün Türkiye basınında yayınlanan şekliyle yazmıştım. Son zamanlarda, “Tatar İngiltere’ye gidemez” iddiaları o kadar çok söylenir oldu ki, Tatar bu iddialar üzerine Polis Genel Müdürlüğü’nden bilgi talep etti. Yahu, insan bir suç işleyip işlemediğini, aranıp aranmadığını kendisi bilmez mi? Eğer böyle bir sıkıntısı yoksa, niye bunu teyit etme gereğini duyar? Çok rahatsızsa, atlar uçağa Londra’ya gider, herkes de susar. Bence en inandırıcısı da budur.

 

BİZ DEĞİL ÖZERSAY SÖYLEDİ:

Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle ülkede bir hükümet krizi olmayacağını söyleyen HP Genel Sekreteri Yenal Senin, “Bunu birbirimize ve halka yapma lüksümüz yoktur. Ülkeye ekonomik istikrar gerekiyor” dedi. İyi de bu krizi ilk dillendiren sizin Genel Başkanınız değil mi? Tatar’ın aday olması halinde bir hükümet krizinin yaşanabileceğini Özersay söyledi. Şimdi kalkmış, sanki birileri kriz olmasını istermiş gibi açıklamalarda bulunuyorlar. Yine kılıfı hazırlıyorlar galiba.

 

HATA NEREDE?:

Her üründe olduğu gibi et’de de parsayı yiyen aracılar oluyor. Tarladan yok pahasına aldığı domatesi tüketiciye 8-10 liraya satan aracı, et konusunda da aynı yöntemi uyguluyor. Sonuçta kaybeden üretci ve tüketici olurken kazanan hep aracılar ve komisyoncular oluyor. Hükümetler de onların üstüne gidemediği için, Hal Yasası çıkamıyor.  Hala daha anlamadığım güney bu işi nasıl becerdi. Adamlar hala 50-55 milyon kilosu kuzu eti satıyorlar. Ya bizde, ya da onlarda bir yanlışlık var…

 ZİRVEDEKİLER

Ali Baturay: “Kafamız dolu, birçok soru var kafamızda, etraftan gelen sorularla da tam bir soru işareti kuyusuna gömülmüş durumdayız. Ne isterse olsun, yaşananlarda yargımız suç unsuru buluyorsa, saygı duymak zorundayız, birisi düğmeye bassa da ortada suç varsa ne mahkemeye bu davaya bakma, ne de basına yazma diyebiliriz…”

DİPTEKİLER

Ayıp Etmiş: KTAMS, Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu’nun, Memurlar Kooperatifi’nin üye aidatlarının Maliye tarafından kesilmesi işleminin durdurulması talimatını verdiğini açıklayarak Amcaoğlu’nu,

sendika ve ME-KOOP’a yönelik kindar tavır sergilemekle suçladı. Eğer bu iddialar doğruysa ve bu işlem Bakan tarafından sadece söz konusu bankaya karşı yapılmışsa, en hafif tabiriyle ayıp etmiş…

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı