“KKTC’nin iki büyük sorunu vardır” demiş olsam, leb demeden leblebi olduğunu anladığınızca diyeceksiniz ki “birisi çözümsüzlüğü de kapsamına alan siyasi sorun, diğeri de ekonomik sorundur!”
Ki bu iki sorun tüm ötesi sosyoekonomik sorunların anasıyla babasıdır!
Bu sorunları dikkate almadan yapılan planların, oluşturulan programların tırnak kadar kıymeti harbiyesi yoktur.
Çok kısaca Kıbrıs Türk halkı bir yanda siyasi çözümsüzlükle dünyadan tecrit edilmişliğinin yalnızlığı ile yoksulluğunu yaşarken dolayısıyla bir “muhtacı didedir!”
Dolayısıyla kimselerin tanımadığı devletini bu siyasi ve ekonomik konumuna uygunluğunca “temizleyip düzenlemek” zorundadır.
Bu gerçekleri ile de KKTC tutun ki bir “seferberlik toplumu” devletidir. Bu nedenle “çözümü gözlerken bu çözümü sağlık ve afiyetle gerçekleştirecek bünyesel gücün de sahibi olmak zorundadır.
Ki “tüm adanın devleti dolayısıyla hükümdarı” olduğunu iddia eden Rum’a karşı güçlüce direnirken, mücadele edebilsin!
***
MUTABIK MIYIZ? Yani şu yukarıda sadece ana başlıklarını yazdığım “varolan siyasi ve ekonomik sorunlarımızın” kabülü konusunda diyorum..
Ki gerçeği ile sonucu “eğer Türkiye olmasa bu adadaki yaşam hakkımız ancak Rum’un himmeti oranında olacaktı!”
“Ne beis var birlikte yaşar giderdik” diyenleri es geçiyorum! Onların kafasında “izmlerin kavak yelleri eser!” Fakat “devletin varlığına inanmayanlarla devletçilerden bile “devletçi” davranan gelip giden yönetim takımlarına takılmadan yapamıyorum.
Çünkü KKTC ile oynayıp eğleşiyorlar! Bazen dördü birden bazen üçü bir arada! Bazen ikisi..
Fakat hiçbir zaman “tek başlarına” olamıyorlar! Haklılar çünkü “oyun dediğiniz karşılıklı yada yan yana takımlarla oynanır..
Siyasi partilerle oluşmuş Koalisyon hükümetlerinden söz ediyorum. Her yıl bir erken seçim sonrasında aralarından bir teki bile hükümeti tek başına kuracak oyu alamadığından diğer partilerle koalisyon oluşturmak zorunda kalmakta…
Tabi bu da enteresan! Çünkü Kıbrıs Türk halkı seçmeni kaç yıldır güvendiği için tümden oylayıp da tek başına iktidar yapacağı bir partiyi ne görebildi dolayısıyla ne de bulabildi! Ki seçmen syımız da bu nisbette o kadar semboliktir. Tutun ki taş çatlasa 200 bin var yada yoktur!
*** ŞİMDİ SIRA SONUNCUSUNDA: Biliyorsunuz bu “sonuncu koalisyon hükümeti” üçü bir yerde” kurulu! Ve vadesi dolmuş olmalı “erken seçimden” söz etmekte.
Ancak öncesinde neleri söylediklerimize tükürüp kendi fikrimizle zikrimize ihanet etmeden bir itirafta bulunalım.
“Artık bu memleketi genç dediğimiz yeni bir jenerasyon yönetiyor. Bunlar bizim evlatlarımız. Yüksek okullarda eğitim görmüşler, dil bilen, Avrupalarda ihtisas yapmış gençlerimiz.
Mensubu oldukları partilerinden o delikanlılıklarıyla adeta fırlayarak KKTC’nin kaderini yüklenmişler…
“Siyasi görüşleri ne olursa olsun” demiyoruz.. Fakat ne olurlarsa olsunlar ancak Türkiye’nin yardım ve katkıları oranında “hükümet” olabildikleri, “hükümdarlıklarını” da ancak bu yardımların azlık ve çokluğu oranında gerçekleştirebildiklerini de çok iyi biliyoruz.
Bildiğimiz bir diğer gerçek ise “her gelen koalisyon hükümetinin giderken arkasında biraz daha kabaran yoğalan kamu görevlileriyle bütçesel borçlar bıraktğı! “Gerçekleştireceğim” diyerek başlattığı yarım yamalak kalmış projelerin tamamlanmamış kadavra yığınları!
Asıl facia ise alınan hükmü karakuşi kararlarının; yerlerine gelen hükümet takımlarının bile anlayıp uygulayamamasından kaynaklı sorunlarla cebelleşmek zorunda kalınması!
Ki KKTC “yarım kalmış projelerin, gerçekleştireceğiz dendiği halde gerçekleştirilmemiş plan ve programların mezarlığıdır! (Hepsine buradan “el Fatiha” diyoruz!)
***
NE DİYECEKTİK? Bu ahval ve şerait altında mevcut koalisyon hükümetimize de yol göründü!
Düne kadar bu memlekete hizmet yolunda boyunlarını giyotinin altına soktuklarını söyleyenler, şimdi erken seçimden söz ediyorlar! 2021’in Nisan ayında mı yoksa 2022’de mi?
***
BU DA YENİ NUMARA! Allahsen bir de şu “erken seçim” lafına bir mim koyun! Neden “erken” diyorlar? Neden gelecek yılın 22 Nisan’ını işaret etmek istiyorlar? Bu bir yıllık sürede memleketi allayıp pullayıp seçim kazanacakları olasılığının hesaplarını yaptıkları için mi? Yoksa o vatan millet sevdasına sığınarak zaman kazanak için mi?
Fakat doğrusu şu ki bir kez daha “seçim hükümeti” kisvesine bürünerek milleti ve ötesi siyasi partileri bir yıl süreyle oyalamak!
Arada oy kuşkusuyla istihdamları yoğunlaştırırlarken de popülizmi azdırarak keklikleri çantalarına koymak!
Patilerini güçlendirme babında usulsüz kıyaklar çekmek!
Tabi muhalefeti de azdırmak! Onlar da vaatler üstüne vaatler sıralarlarken sen ben kavgası sürdürmek!
Bir kez daha her erken seçimle birlikte iğfal edilen KKTC’nin kubbesinde, o pembe laflı konfetiler uçurmak!
…Da ne olacak? Tutun ki 1921 yada 1922’nin Nisan’ında seçim olacak, bu koalisyon hükümeti gidecek yerine öteki takımların koalisyonları gelecek.. ***
Pööö! Biz bu filmi çok seyrettik. Bıktık usandık ama oynayanlarla oynatanlar bıkıp usanmadılar! ***
NE DİYORDUK: Biz olağan bir devlet değiliz. Tanınmamış, dünyadan tecrit edilmiş, Türkiye olmasa çoktan Kuzey’i de yitireceğimiz gerçeklerde maskaralık işlerle uğraşmak haddimiz olmamalıdır!
ÇÜNKÜ: Ne siyasi sorun ne de ekonomi birbirlerinden ayrı gayrı değillerdir. Eğer bu iki büyük sorunu birlikte yoğurup bir “yönetim” ve “devlet sistemi” haline gelecekleri bir homojen yapıya kavuşturamazsak bu ülkede daha çok erken seçimler yapar, daha çok hükümetler gelir gider ve bunlar gelir giderlerken “devlet” dediğimiz KKTC daha çok batar!
CARE? Artık iktidara talip olanlar lütfen “çarelerini” de birlikte getirsinler. Devlet yönetmek fantaziya olmamalı!
Yani ne diyoruz? Eee artık bıktık süreçten!
































