Kategorisiz

DOĞU AKDENİZ FENA KARIŞTI





Türk-yunan ilişkilerine yönelik barış ve dostluk “beklentileri” Lozan Anlaşmasından bu yanadır Atatürk’ün Venizelos’la dostluğu ötesinde ve hiçbir devrede gerçekleştirilemedi! Fakat Ege’de savaş olasılığı her zaman beklenen oldu!

Ki bu “olumsuz beklenti” Yunanistan’ın Anadolu içlerine kadar yürüdüğü İstiklal Savaşından beridir de devam etmekte.             Nitekim henüz aradan uzun bir zaman geçmedi: “Allah göstermesin es kaza bir Türk Yunan savaşı çıksa” dediğimize nazire; geçen gün Türkiye ile Yunanistan’a ait iki fırkateyn sonunda birbirlerine çarpıverdiler.. Neyse ki olay sadece fakat “şimdilik” o kadarla kaldı..       PEKİ ama artık türlü çeşitli hatta Fransa gibi uzaklardaki ülkelerin bile Doğu Akdeniz’e indikleri, Rum ve Yunanistan’la askeri ittifaklar yaptıktan sonra birlikte “savaşçılık tatbikatlarına” soyundukları, aslında parmaklarını oynatmaları bile Türkiye’yi tehdit eden mesajları haline geldiği gerçeklerde; bu sürtüşmeler nasıl sonlandırılacak? Ki bir zamanlar Türkiye’nin Yunanistan’la Ege’de sorunu vardı şimdi Fransızının bile burnunu içine soktuğu Libya’dan Mısır’a, oradan Yunanistan’a kadar olanca Akdeniz havzasında sorunu vardır!

Üstelik ok yaydan çıkmış gelişen tahrik edici son olaylar üzerine Yunanistan’ı işaretleyerek ne diyor Erdoğan? “Cevabını misliyle veririz.” Yani hodri meydan!.. Ki bunun da meali savaşsa Yunanistan’a buyur savaşalım diyor.

FAKAT: Doğrusu beklentilerimiz bunlar değillerdi. Önce Türkiye ile Yunanistan’ın kendi aralarında anlaşacağını, bu anlaşmayla oluşacak barış ve dostluğun Kıbrıs sorununu olumlu yönde etkileyeceğini ve işte o zaman çözümün sağlanacağını söyleyip yazıyorduk, Heyhat! Yine umutlar bir başka bahara kaldı!

Üstelik bölgede yeni yeni ittifaklar oluşuyor mesela Arap Emirlikleriyle İsrail arasında anlaşma yapılıyor ki bir daha yazmak zorunda kalıyoruz:

Eğer Türkiye İsrail ve Suriye ile barışmazsa sadece Doğu Akdeniz’de değil Ortadoğu’da da çok yalnız kalacak.

***

HOŞGELDİN VİRÜS! Sonunda nur topu gibi yerli virüsümüz de doğdu! Açıklamaya göre kendi mahsulümüz olan iki vaka görüldü tabi ikisi de yerli! Yani Her halde dış ülkelerden gelen bazı virüslü şahısları ya tam tespit edememişiz nasılsa atlamış yada atlatılmışız!

Sonuçta virüsle yaşamaya devam edeceğiz. Devam edeceğiz de bakın bir daha yazayım.

OKULLAR Eylül’de açılacak. TC’de Ağustos hemen sonu. Ki büyük ilgi ve hayranlıkla Türkiye’deki Eğitim Bakanlığının faaliyetlerini izliyorum. Bakan Ziya Selçuk Öğrenci velileriyle Türkiye halkı ile özdeşleşmiş. Her tedbir her olası düzenleme kararını, anında halkla paylaşıyor, bircik bircik halkı bilgilendirirken açıklamaların en açık seçik olanını yapıyor.

MESELA sınıflarda öğrenciler nasıl oturacaklar? Mesafeleri ne kadar olacak? Her sınıf kaç öğrenciden oluşacak? Ders süreleri, yüz yüze eğitim, yanı sıra internet üzerinden öğrenim nasıl sürdürülecek? Otobüslerle öğrenciler nasıl taşınacak? Ve ilahi..              BU tedbir ve düzenlemelere sadece cevaplar verilmiyor.. “Yeni eğitim öğrenim programları” seksen milyonluk Türkiye’ye günün hemen her saatinda televizyon kanallarıyla iletiliyor, defalarca anlatılıyor..

Tutun ki bu konuda Devlet, eğitim bakanlığı halkla bütünleşmiş durumda..

BİZE bakıyorum hâlâ ne bir ses ne bir nefes! Telaşa kapılıyorum.. Çünkü “eğitim öğrenim” Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden, siyasi sorundan da öte önemli bir olaydır”

Çünkü “çocuklarımız bizim göz bebeğimiz, geleceğimiz, varlığımızdırlar..”

…Haydi Sn. Nazım Çavuşoğlu. Siz de bir öğretmendiniz. Olayı, ciddiyetini bizden çok daha iyi bilirsiniz. Üstelik yetkili ve sorumlusunuz.. Yani ne? Artık konuşmaya, açıklamaya, çalışmalarınızı anlatmaya başlayın ki meraktan “gebermeyelim!”

NOT: Haberi atlamışım! Yazımı bitirdikten sonra Sn. Eğitim Bakanının 21 Ağustos’da açıklama yapacağını okudum. Geç olmasına karşın hadi Allah kolaylık versin diyorum.

 








Başa dön tuşu