Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cumhurbaşkanı’na yönelik hükümetin son çıkışı

Son zamanlarda ve özellikle bu hafta, Hükümetin Cumhurbaşkanı’na yönelik gerek üslûp gerekse ani bir davranış değişikliği ile böyle bir dönemde gerginlik yaratma ortamının geliştirilmesi, kanaatimce ne zamanı ne de yeridir.

Bir yılı aşkın bir zamandan beri kapsamlı müzakerelerin başladığı süreç içinde talep edilmeyen bazı isteklerin şimdi görüşmelerin kritik bir aşamaya gelindiği bir dönemde ki gerek Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin gerekse KKTC Cumhurbaşkanı’nın, görüşmelerin 2016 sonunu işaret ederek sonuçlandırılması hedeflerinin konuşulduğu bir zamanda, ve Türkiye’nin en üstten başlayarak her kademede tam destek verdiği bir süreçte, Toplumda gereksiz hizipleşmelerin yaratılması ve toplumu yine ikiye bölme çabaları KKTC tarafına hiç bir şey kazandıramaz. Konuyu değerlendirdiğimde Toplumu bölüp parçalama gayreti açısından beni en çok rahatsız eden tarafı oldu.

Özellikle de 2-3 aydan beri programlanan ve şimdiye kadar sürekli tekrarlanan Eylül ayı içindeki İki’li görüşmelerden sonra, İki tarafın BM GS ile Üçlü ve sonrasında Eylül sonu Newyork’ta BM Genel Kurul açılışı sonrasında bir araya gelmesi ümit edilen ilgili taraflarla  5’li toplantıların söz konusu olduğu dönemde, gerek KKTC’nin en yüksek makamı ve görüşmeleri yürüten Cumhurbaşkanı’na yapılan   suçlamalar ve uslûp seviyesinin çok düşürülerek hakaretlere varan ifadeler, toplumun gerilmesi, ve Lider’lerin birbirlerine düştüğü görüntüsünün dünyaya verilmesi, çok sakıncalı olmuştur.

Hükümet kanadı, görüşmelerden ve sonuçlardan bilgisi olmadığı iddiasında, Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamalarda ise tutanakların sürekli gönderildiği ve gerektikçe ve talep edildikçe de bilgilendirme toplantılarının yapıldığı ifade edilmektedir ki görüşme tutanaklarının sürekli olarak gönderildiği Meclis ve Hükümet tarafından da geçmişte çok defalar teyit edilmiştir. Basından da izlendiği üzere siyasi partilerle gerektikçe toplantılar yapılmaktadır. Ayrıca gerek eski koalisyon Hükümeti CTP-UBP zamanında gerekse UBP-DP Hükümeti kurulduktan sonra son haftalara kadar UBP Başkanı ve Başbakanı’ndan süreçle ilgili zaman zaman  serzenişleri olduğu gibi  görüşmeler sürecinde Cumhurbaşkanı’na çeşitli vesilelerle süreç için destek beyanları dahi olmuştu. Yani bu güne kadar böyle bir rahatsızlık belirtisi verilmemişti.

Şimdi bu ani çıkışların ve taleplerin özellikle de ikili müzakerelerin en yoğun dönemine gelindiği bu günlerde ve uluslararası platformlara taşınacağı dönemde yapılması, düşündürücüdür. Keşke bu taleplerini daha önce en başından ortaya koysalardı. O zaman daha anlamlı ve daha gerçekçi olurdu.

Genellikle Hükümetlerin, (sadece KKTC’de değil) İç’teki icraatlarda başarılı olamadığı dönemlerde ve halkın taleplerini ve Ülkede yapılması gerekli birçok icraatları karşılayamadığı zamanlarda, her konuda halkın şikâyetlerinin tavan yaptığı dönemlerde, bu davranış ‘dikkatleri başka alanlara çevirmeye’ yönelik bir davranış olarak algılanabilir. Siyaset okuyanlar, muhakkak bir çıkış yolu olarak Hükümetlerin bu yöntemi çok sık kullandıkları kitaplara geçmiş bir siyaset oyunu olarak okutulmaktadır.

Çünkü Hükümet Türkiye ile bir Protokol imzalamış, mükellefiyetler üstlenmiş yerine getirememiş, halka dönük  icraat yapılamamış, öngörülen sürelerde alt yapı ve reform niteliğinde bir adım atılamamış, çıkarılması öngörülen hiçbir yasa Meclis’ten çıkarılamadığı gibi, alt yapı, yol ve okulların, devletin, halka hizmet verdiği her sektördeki tesis ve binaların basit bakım onarım işleri bile yapılamamış, her sektörde bir çok sorunlar çözülememiş, şikâyetlerin yükseldiği bir dönemdeyiz.

Ancak bunlara karşılık,  Yasa değil de Kararnamelerle, vergi Af’ları gibi toplumda adalet duygusunu yok eden ve devlete mükellefiyetlerini yerine getirmeyenlere ayrıcalıklar, Girne İmar planı yerine Girne’yi boğacak  kat yüksekliklerinde halkın karşı çıkışlarına rağmen ısrarla şehir içi ve deniz kenarları dahil 8-10 kat denizin içine kadar uzanan izinli veya izinsiz yapıların yükselmesi, bir duvar gibi sahillere dikilmeleri ve rant için şehrin mahvedilmesi uğruna, jet hızıyla kararlar çıkmaktadır.

Ayrıca en son bu dar imkânlar içinde devlet bir çok mükellefiyetlerini yerine getiremez, bir çok hizmetleri ödenek yok gerekçesiyle yapamaz iken, kamuoyunun tepkilerine rağmen, ve  yasalar gereği prosedürler de bir kenara konarak, İhalesiz bir şekilde pazarlık usulüyle yeni 17-18 Mercedes alınabiliyor. Ve daha bir çok şeyler sayılabilir. Hatta bazı Bakan’ların daha alım işlemleri tamamlanmadan arabaları sabırsızlanıp alarak, kullanmakta oldukları resimlerle yazılıp çizilmektedir!

Böyle bir safhada icraatların daha ileri götürülemeyeceği ve erken seçim düşüncesi ağır basıyorsa, gündem değişikliği tabii ki şarttır!.  Ve halkın gereksiz yere huzursuz edilmesi dikkatleri başka ve çok hassas olduğu Kıbrıs konusuna çevrilmesi düşüncesi de varsa,  çok yanlış yapılmaktadır.

Kıbrıs Türklerinin iki bölgeli, iki toplumlu, eşit statüde ve iki kurucu devlete ve çözümde eşitlik temeline dayalı, Türkiye’nin garantörlüğünün varlığı konusunda, halkın genelinin ne kadar hassas olduğu, her kes tarafından bilinmektedir. Bunu Cumhurbaşkanı Akıncı da defalarca vurgulamıştır. Ve halkın kabul edemeyeceği bir anlaşma metnini halkın önüne koyamayacağını da çok defalar açıklamıştır.

Dolayısıyla yapılmakta olan görüşmelerin bu safhasında mideleri bulandırmak, olmayan şeyleri de olacakmış gibi ifadelerle halkı bölüp parçalamak ve huzursuz etmek hem iç politika hem de dış politika açısından çok yanlıştır ve zarar vericidir. Somut olarak gördükleri kesin yanlışlıklar varsa tabii ki seçilmiş temsilcilerin halkı uyarmaları görevleridir. Ancak Hükümet kanadından yapılan beyanatlardan daha sonuçlanmamış ve kesinleşmemiş kavramlar üzerinde soyut düşünceler öne sürülmekte ve halkı cepheleşmeye teşvik etmektedir.

Hükümette kuşkular var idi ise bir yılı aşan görüşme sürecinde görüşmeler ilerledikçe ilgili konular hakkında sırasıyla, Meclise sürekli gönderilen tutanaklar incelenip bu güne kadar rahatsızlıklar gündeme getirilebilirdi. Öneriler sunulabilirdi. Somut endişeler var idi ise halkla da paylaşılabilirdi.

Hükümet temsilciliği konusunda ise 1979’dan beri görüşme makamı olarak Cumhurbaşkanı ve atadığı Görüşmeci ve heyetler olmuştur. Gelenek devam etti. Tabii ki bu gibi hususlar karşılıklı bir mutabakatla geçmiş yıllarda yapılamaz mı idi. Zamanında da usulü ile  tartışılabilirdi.

Ancak bu dönem ve hele son safhada böyle bir talebin ithamlarla ve kavga havasında dayatılması, halkın genelinde de hoş karşılanmadığı gibi,  hiçbir yarar da sağlayamaz. Esasen bu şartlar altında katılacak bir temsilcinin, sona gelmiş müzakerelerde son bir yılı aşkın sürede tartışma ve mutabık kalınan konularda hakimiyetinin olmaması, ne gibi bir yarar sağlayabilir? Hatta, Cumhurbaşkanı ile Hükümetle olan ilişkileri daha da gerebilir. Bu da müzakere sürecine zarar verir.

Garantör ülkemiz ve halkımızın çok büyük bir çoğunluğu için garantisi vazgeçilmez ve taraf ülkelerden biri olan Türkiye Cumhuriyeti ile, KKTC Cumhurbaşkanı’nın bu Toplumlararası görüşme sürecini işbirliği içinde yürüttüğü ve TC Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak, TC Başbakanı, sık sık TC Dışişleri Bakanı ve ilgili bürokratlarıyla sürekli görüşme içinde olduğu ve Türkiye tarafından açıkça destek gördüğü ortada iken,  kesinleşmemiş konularda güvensizlik yaratmak yersiz ve şüphe yaratıcı beyanatlar vermek, ancak halkın gerilmesine ve cepheleşmesine yardım eder. Hiç kimse ötekinden daha milliyetçi diye iddiada bulunamaz, çünkü milliyetçilik ve vatan sevgisi söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla ölçülüdür. Halkın geneli de bunu idrak edecek kapasitededir ve hem aydın hem de milliyetçidir, bunu yüzyıldan fazladır ispatlamıştır.

Esasen  görüşmeler sonunda ortaya çıkacak olan Paket zaten herkesin bildiği gibi Halkımızın Onayına sunulacaktır. O zaman her Siyasi Parti’nin, Halkı düşünceleri doğrultusunda,- şahsi çıkarları doğrultusunda değil de objektif kriterlerle- siyasi görüşüne göre uyarmak ve demokratik haklarını kullanmak hem hakları hem de görevleridir. Hele de bu bir Milli menfaat, ülkenin ve halkının geleceği ile ilgili ise.