Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AKEL 90. kuruluş yıl dönümünü kutluyor

AKEL 90. yaşına basmış. Nisan 1941 tarihinde kurulan bir parti nasıl olur da 90 yaşında olur? Sağdan topla soldan çıkar 90 etmez. (AKEL “Ανορθωτικό Κόμμα Εργαζόμενου Λαού” yani “Çalışan Halkın İlerici Partisi” isminin baş harflerinden oluşan bir isimdir.)

AKEL kendisini Kıbrıs Komünist Partisi’nin devamı olarak görüyor. [Κομμουνιστικο Κόμματος Κύπρου (ΚΚΚ)] yani Kıbrıs Komünist Partisi (KKP), Ağustos 1926 tarihinde ilk genel kurulunu yapmıştı. Böylece AKEL de  1926 yılını, kendi kuruluş yılı olarak kabul ediyor. Bu sayede AKEL 90 yaşında olmuş oluyor.

KKP kısa ömürlü bir partiydi. Ünlü 31 olaylarından sonra yasa dışı ilân edilerek kapatıldı. Herhangi bir Türk üyesi olduğu bilinmiyor. Ne var ki adadaki Türklerin hassasiyetlerini ciddiye alan, benim bildiğim, Rumların kurduğu tek partiydi.

1927 yılında KKP, Enosis’e karşı olduğunu duyurdu ve bu konuyla ilgili birkaç yazı yayımlayarak gerekçelerini açıklamıştı. Ana gerekçesi, Enosis’in Türkler ve Rumlar arasına nifak sokacak bir unsur olduğu yönünde idi. Bu türden açıklamalar, kuşkusuz, Enosis’i geniş halk kitlelerine benimsetmeye çalışan kiliseyi çılgına çeviriyordu.

Papazları çıldırtan öteki görüşleri de dinle ilgili olandı. Karl Marks’ın dinle ilgili “Din halk kitlelerini uyuşturan bir afyondur” görüşünü benimsemişlerdi. Bu da ruhban sınıfının ayakları altından halıyı çekmek demekti. Kilise, KKP’ye karşı savaş ilân etti. Yalnız kilise değil, daha sonraları, AKEL de bu ilkelere karşı savaş açmış ve özellikle bu iki ilkeye karşı olduklarını çeşitli defalar açıklama ihtiyacını duymuşlardı.

1948 yılında bir AKEL heyeti, Yunanistan dağlarına tırmanarak orada iç savaşı yöneten Yunan Komünist Partisi Genel Sekreteri Nikos Zahariadis’e ulaşırlar. Belli ki o sıralarda Enosis konusunda parti içinde sürtüşmeler hüküm sürüyordu. KKP üyeliğinden gelenler Enosis’e karşıydı ama bu harekete sonradan katılanlar Enosis’i savunmak taraftarıydılar.

Zahariadis, bir kılıç darbesiyle Gordion düğümünü çözerek Enosis sorunun halletti: “Elbette Enosis’i savunacaksınız. Biz birkaç haftaya kadar Atina’ya gireceğiz. Bunun sonucunda iki sosyalist ülke birleşme olanağı bulacak.” Bu hikmet dolu sözlerden sonra Akel 1986 yılına kadar Enosis’i savundu.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Zahariadis’in yönettiği ELAS yenilgi üstüne yanilgi alarak dağıldı. Kimi üyeleri komşu Bulgaristan’a kimileri de Yugoslavya’ya sığındı. Zahariadis’in kendisi 1956 yılıa kadar Komünist Parti’nin genel sekreterliğini yürüttü, öldüğü 1973 yılına kadar da göçmen olarak gurbette yaşadı.

!949 yılında AKEL genel sekreterliğine Ezekias Papayuannu seçildi ve 40 yıl süreyle o görevi yürüttü. Papayuannu gönüllü olarak İspanya iç savaşına katıldığı ve orada yaralandığı için ayrıcalıklı bir konumu olan prestij sahibi biriydi. İyi bir Stalinist idi ama entelektüel kapasitesi kısıtlıydı. Bu nedenle parti içinde kendisine rakip olabilecek tüm entelektüelleri zaman içinde temizledi. 1988 yılında ölmeden bir süre önce partiyi Dimitris Hristofiyas’a teslim etti. O da bir çuval inciri berbat etti.

1970’lerin başında Papayuannu Moskova’ya gelmişti. Zaten Pravda gazetesinden takip ettiğimiz kadarıyla Moskova’ya sıkça geliyordu. Ne var ki bu defa Lumumba Üniversitesi’nde Kıbrıslılara bir konferans vereceği duyuruldu. Şener’le birlikte biz de gittik ve ön sıralardan birine oturduk.

Alkışlar arasında Papayuannu kürsüye gelerek konuşmaya başladı. İlk cümlesini hiç unutmuyorum. “Kıbrıs’ı gene kara bulutlar sardı” dedi ve EOKA-B hakkında konuşmaya başladı. İtiraf etmem gerekir ki dişe dokunur fazla bir şey söylemedi.

Sorular bölümünde ben de bir soru sorayım dedim: “Kıbrıs’ın üzerinden kara bulutlar hiç kalkmadı. Ben kendimi bildim bileli hava hep bulutludur. Salon Kıbrıslı üniversite öğrencileri ile doludur. Siz AKEL genel sekreteri olarak partinizin politikaları ile sağcı bir kişiliğe sahip olduğunu sandığım Cumhurbaşkanı Makarios’un politikaları arasındaki farkı bize izah edebilir misiniz?”

Papayuannu bir sinirlendi, bir köpürdü; ne AKEL’in politikalarını anlatabildi ne de Makarios’unkilerini. Beni de soru sorduğuma pişman etti. Ortada bir tuhaflık olduğunu hisseden bazı Rum arkadaşlar gelip bana kusura bakmamamı, Papayuannu’nun rahatsız olduğunu söylemek ihtiyacını duydular.

AKEL’in birinci sekreteri Bludis Servas idi. Yıllar sonra Arif Hasan Tahsin beni yaşlılar evindeki dairesine götürmüştü. Dinç ve cevval bir ihtiyardı. Bize kahve pişirdi. Uzun uzun sohbet ettik. Servas bize dağlara çıkıp Zahariadis ile görüşmelerini ve daha sonra AKEL’den ayrılış hikâyesini anlattı.

Servas’tan sonra sekreter olan Fifis Yuannu’yu tanımak olanağı bulamadım. Yuannu’dan sonraki Papayuannu ile olan maceramı yukaruda anlattım. Dürdüncü genel sekreter Hristofiyas’ı Moskova’da tanıdım. Ben doktora yaparken o da Marksizm-Leninizm tahsil ediyordu. Gençlik örgütü EDON’un ileri gelenlerinden biriydi. O günlerde birileri bana “Bu delikanlı ilerde cumhurbaşkanı olacak” deseydi gülerdim.

Son genel sekreter Andros Kipriyanu’yu tanımadım. Uzaktan bakıldığı zaman, bir önceki Stalinist’lerden farklı olarak, oldukça insancıl biri gibi görünüyor.

Kuşkusuz, AKEL’in en önemli vasfı, ellerine Türk kanının bulaşmamış olmasıdır. Bununla ne kadar övünse hakkıdır.

AKEL’in 90. Kuruluş yıldönümü uğurlu olsun.